Birleştirici Bir Unsur Olarak Sanat

Sanat, herkesin farklı anlamlandırdığı bir kavramdır. Ancak birçok kavram ya da olguda olduğu gibi sanat için de net bir tanımlama yapılamıyor. Bu bakımdan herkes kendi bakış açısına göre sanatı yorumlamış ve uygulamıştır. Bir şeyleri oluşturmanın, dönüştürmenin ve en önemlisi hayal gücünü etkin kullanmanın sonucunda ortaya çıkan her şey sanat için bir üretim sayılabilir.

Amerikalı sanat filozofu Thomas Munro’ ya göre sanat, doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir. Türk musiki sanatçısı Dr. Nuri Özcan ise sanatı; tabiatın özündeki ilâhî güzelliği, ahengi duymak ve ifade etmek olarak tanımlar. Farklı dönem ve kültürlere ait, sanata dair çalışmaları bulunan bu iki insanın tanımına bakarak bir dışa vurum sürecinin varlığından söz edilebilir. Bunu gerçekleştirebilmek için de önce hissetmek gerekir. Ardından seslerle, renklerle, kelimelerle bu hissiyatlar tekrardan canlandırılır ve başka insanların da yaşayabilmesi için paylaşılır. Bu paylaşım kişinin ruhunu besleyen ve yücelten bir duygudur.

Sanat, öznel ve nesnel açılardan da değerlendirilebilir. Öznel yaklaşımda sanat, bireysellikle oluşurken; nesnel yaklaşımda, toplum etkileri önemli bir faktördür. Sanatın toplumdan veya toplumun sanattan etkilendiğine dair net bir çözümleme yapmak zor. Ancak toplumsal açıdan bakıldığında sanat; bireyler arasındaki iletişimi, ilişkiyi ve birlikteliği güçlendirir.  Birbirlerinden çok farklı gözüken insanlar aynı duygunun etrafında toplanabilirler. Bu sayede ortak değerlere sahip olmalarına rağmen zıt kutuplara itildiklerini anlarlar. İdeolojik farklar görmezden gelinerek aynı noktada buluşabilmek, bir olma hissiyatını geliştirir. Bu da toplumsal bütünleşme açısından önemli bir olaydır.

Ancak günümüzde insanların sürekli olarak ayrıştırıldığına şahit oluyoruz. Bu ayrıştırmaların en büyük ve üzücü sonucu da muhakkak sonu gelmeyen savaşlardır. Ülkemizde de yakın dönemde insanlar düşünce farklılıklarından dolayı birbirlerine çok büyük zararlar verdi. Etnik farklılıklar gündeme getirilip insanlar arasında oluşturulan kutuplaşmalarla çatışma zeminleri oluşturuldu. Bir nesil bu hikayelerle büyüdü ve düşünce farklılıklarına tahammül edemez hale geldi. Yıllarca tüm farklılıklara rağmen beraber huzurlu bir şekilde yaşanılabilen kadim kültürümüzü unuttuk. Günümüz toplumunda somut bir şiddet görmesek bile hala düşünsel farklılıklara dair var olan tahammülsüzlükten bahsetmek mümkün. 

Oysa bizim ayrıştırıcı değil, bütünleştirici unsurları gündemimizde tutmaya ihtiyacımız var. Bunu sağlayacak öğeler incelenmeli, onlara sahip çıkılmalı ve geliştirilmelidir. Çevremizdekilerin etnik veya ideolojik farklılıklarını yargılamadan, onların insani yönüyle ilgilendiğimiz bir dünya hayal edin. Kimsenin sokakta yürürken dış görünüşünden dolayı saldırıya uğramadığı bir dünya… Farklılıklarımızı bir kenara bırakıp, sanatın yardımıyla bu hoşgörülü yaklaşımı kazanabiliriz. Dünyaca ünlü Rus yazar Tolstoy, ‘’Sanat Nedir?’’ adlı kitabında ‘’Sanat insanların düşünce ve deneyimlerini birbirlerine aktarmaya yarar; böylece o insanları bir araya getirmenin, birleştirmenin aracı işlevini görür.’’ demiştir. Muhakkak niyet nasıl olursa sanat da öyle şekillenir. Amaç belli kesimleri aşağılamak olursa, sanat bir silah olarak kullanılabilir. Ancak ve ancak iyi niyetlerle evrensel bir birliktelik sağlanabilir.

Sanat; gittiğimiz konserdeki insanların tüm farklılıklarını dışarıda bıraktığını, içeride melodilerin büyüsüyle beraber üzüldüğünü veya mutlu olduğunu görebilmemizi sağlar. Beyaz adamın rap yapabilmesini, görüşlerine katılmadığımız bir ressamın tablosuyla büyülenebilmeyi, etnik farklılıklarımız olan bir yönetmenin filmini alkışlayabilmeyi sağlar. Sanat insanlara daha fazlasını da öğretebilir. Birbirine saygı duymayı, farklı bakış açılarından hayata bakabilmeyi ve beraber bir şeyler üretebilmeyi… Huzurlu bir toplum ancak bu şekilde oluşabilir. İrlandalı yazar George Bernard Shaw’ ın da dediği gibi: ’’Sanat; davranışımızı, karakterimizi, adalet ve sempati hislerimizi rafine etmeli; kendi kendimizi tanımamızın, kendi kendimizi kontrol etmemizin, diğerleri için beslediğimiz saygı hislerimizin ve karakterimizin yücelmesine hizmet etmeli; bizi adiliğe, zulme, adaletsizliğe ve bayağılığa tahammül etmeyecek şekilde geliştirmelidir.’’

“diğeri” olarak nitelendirdiğimiz insanları ötekileştirmediğimiz bir dünyada yaşamak ümidiyle…

Meryem Çamurluoğu