Görünür Olan “Görünmez El”

Politika ile birlikte (politika içinde) yer alan ekonomi, kendine has bir benlik kazanması açısından tarihte ilk modern iktisatçı olarak bilinen Adam Smith’in gelmesini bekleyecektir. Adam Smith’in kendi döneminde ortaya attığı fikir günümüzdeki ekonomik yapının embriyo halidir. Bu embriyo kendisini üç ana kaynaktan besleyerek günümüz ekonomisini oluşturacaktır. Bunlar: Birey, rekabet ve müdahaledir.

Bireyler tarihi süreçte birçok aktif rol üstlenmiştir. Bunların başında kendi aralarında oluşturdukları mal alış-verişi gelmektedir ve bu ilk piyasa örnekleri olarak karşımıza çıkar. Bireylerin bunu yapmasının temel sebebi çıkarlarının doğrultusunda hareket etmeleridir. Bu minvalde bakıldığı zaman bireyler kendi çıkarlarını sağlarken aynı zamanda başkalarının çıkarlarını da sağlamış oluyorlardı. Böylelikle piyasa oluşmaya başlarken aynı zamanda ilk fiyat mekanizması da bireyler eliyle oluşuyordu. Bireylerin piyasadaki aktif rollerini biraz daha geniş bir perspektife yerleştirmeleri sanayi devrimi ile birliktedir. Sanayi devrimi sonrasındaki süreçte “pazar” hedef kitlesi genişlemiş ve ekonomi anlayışı mikro düzeyden makro düzeye doğru gelmiştir. Birey artık kendi bulunduğu mekânın arz veya talep edeni değil, bizatihi “insanlığın” ihtiyaçlarını karşılayan bir mekanizmanın parçası olmuştur. Adam Smith’in görüşü, Hobbes’tan farklı olarak, bu piyasa yapısı içerisinde bireyin özü itibariyle iyi ve rasyonel olduğunu savunmasıdır. Bireyler özü itibari ile iyi ve rasyonel olmasaydı, bu tarihi sürecin oluşmayacağını düşünmüştür. Bireyler iyi olduğu için tarihi serüvende kendi çıkarlarını sağlarken başkalarının da çıkarlarını savunmuş olurlar. Bu yüzden Adam Smith kendi kurduğu ekonomik sistem içerisinde bireyin yapmış olduğu faaliyetlerin toplum menfaatine dönüşeceğini ifade eder. Piyasanın ilkel pazar alış-verişinden makro düzeyde bir pazara dönüşmesi buna en güzel örnektir. Embriyo artık ilk beslenme kaynağını tamamlamıştır. Bunun ardından embriyonun ilk iskelet yapısı ise rekabet ile olacaktır.

Rekabet insan doğasında var olan bir duygudur. Bireyler arasındaki çıkar yarışını piyasa içerisinde toplum menfaatine çevirecek kavramdır. Rekabet sayesinde bireyler piyasanın somut anlamda oluşmasını sağlarken aynı zamanda piyasanın denetimini de sağlayacaktır. Bu denetim kendini üç tür ile gösterir. İlk ikisi arz-talep ilişkileri içerisinde kendini gösterirken üçüncüsü sadece arz edenler arasında göstermektedir. Birincisi arz edilecek ürünün belli sebeplerden ötürü talep edenlere yetecek kadar üretilmemesi sonucu oluşan durumdur. Bu durum sonucunda üretilen ürünün azlığından dolayı arz edenler arasında bir rekabet olmazken talep edenler arasındaki rekabetten ötürü ürünün fiyatının artmasıdır. İkinci durum ise bunun tam tersi olarak üretilen ürünün talep edilenden daha çok üretilmesi sonucunda oluşan durumdur. Üretilen ürünün fazlalığından dolayı ürünü talep edenler arasında bir rekabet olmazken arz edenler arasında bu durum bir rekabete dönüşecektir. Bu da ürün fiyatlarının aşağı doğru yönelmesine neden olacaktır.  Üçüncü durum ise arz edenlerin ürünlerinin kalitesi ile ilgili bir durumdur. Arz edenler ürünlerinin ellerinde kalmaması için ürünlerinin kalitesini diğer arz edenlerden daha iyi seviyeye çıkarmaya çalışırlar. Kalite yönünden çeşitlilik arz edilmesi, talep edenlerin çok çeşitli ürün bulmalarını sağlamaktadır. Bunun yanında kendi ürün kalitesi statüsünde olan diğer ürünler ile doğal bir üst sınır belirleyecektir. Böylelikle talep edenler sayesinde alt sınır belirlenirken arz edenler arasındaki bu rekabetten ötürü ürün fiyatının üst sınırı da belirlenecektir. Rekabetin sağlamış olduğu bu durum, embriyo büyüdükten sonra bile benliğinde devam eden ve olmazsa olmaz bir duygu olarak karşımıza çıkacaktır.

Müdahale ise rekabet duygusunun yanlış yerlerde kendini gösterimi olarak adlandırılabilir. Embriyo sahip olduğu konum gereği anne karnında beslenirken anne vücudu ile de korunmaktadır. Bu betimlemede de fark edildiği gibi tüm süreç bir doğal seleksiyondur. Dışarıdan herhangi bir müdahale gerekmemektedir. Adam Smith’in ekonomik yapısı da bu benzerlikten dolayı embriyoya benzemektedir. Zira sistemin kendi kendini beslemesi ve bunun korumasını da sağladığı için dışarıdan bir müdahaleyi kaldıramayacaktır. Sistemin denetimi rekabet kavramı ile sağlanırken bunun devamını ve beslenmesini bizatihi birey üstlenmektedir. Müdahale edildiği zaman sistem içerisindeki beslenme kaynakları eşit bir dağılım göstermez ve sistem belli başlı büyük şirketlerin/firmaların baskısı altında kalır. Böylelikle piyasa içerisindeki fiyat mekanizmasını belirleyecek olanlar ise bu baskın gelen şirketlerdir.   

Başlıkta anlatmak istediğimizi biraz daha görünür kılmak amacı ile bu sistemi biraz daha somutlaştıralım. Aslında embriyonun bir adı var: Serbest piyasa ekonomisi. Serbest piyasanın oluşmasında felsefi altyapı olarak “Tanrı” merkezli dünya yaşamından “insan” merkezli bir dünya yaşamına geçiş vardır. Bu yeni düşünce, bireyi merkeze aldığı için birey burada bir kilit rol üstlenmektedir. Bu düşünceyi uygulayan ilk bilim dalı ise fiziktir. Fizik bilimi bireylerin olayları açıklamada “Tanrı istediği için” yerine akıl ile idrak edilebilecek bir çerçeve sunabilmeyi amaçlamıştır. Newton’un cisimlerin yere doğru hareket etmesini açıklama olarak bir “merkez” olduğunu düşünmesi bu alanın ilk örneklerindendir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, Adam Smith’in de arz-talep dengesi içerisindeki fiyat dengesi tam olarak Newton’un “merkezi”ni işaret etmektedir. Piyasada, herhangi bir nedenden dolayı fiyatlar yükselmeye veya azalmaya başladığında, sistemin özelliği olarak bu merkeze (fiyat dengesine) tekrardan fiyatların eşitleneceği düşüncesidir. Bunun sonucunda da piyasa kendi kendini tedavi etmiş olacaktır.  

Mustafa CEYLAN