Şüphe, Tanrı ve Evren

Rönesans, dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olan, Avrupa’nın kara döneminden çıkıp aydınlanmacı fikirlerin alevlenmesinden önce aradaki geçiş evresidir. Bu devirde akıl, bilim ve felsefe dini otoritenin yerini almış, hakikat metafizik âlemin aksine fizik âleminde aranmaya başlanmıştır. Böylece, insan artık dönüp kendisini ve yaptıklarını odak haline getirmiştir.  Rönesans ile belirginleşen, insanı tarihin öznesi olarak görme anlayışı o dönemdeki sanat eserlerine yansıdığı gibi felsefi tutumlara da yansımıştır. 17. Yüzyıl felsefesinde bu anlayışı benimseten isimlerin arasında Francis Bacon ve Rene Descartes isimleriyle karşılaşılmaktadır. Ahmet Cevizci, ‘’Felsefe’nin Kısa Tarihi’’ adlı kitabında 17. Yüzyıldaki bu felsefi tutumu şöyle açıklamaktadır;  ‘’zuhur eden bu yeni tarih duygusunun bir sonucu olarak, düşüncede de yepyeni ve beyaz bir sayfa açan, geçmişi inkâr edecek, geleneği yok sayacak şekilde bir tabula rasadan başlayan, özne temelli bir felsefedir.’’ Bu süreçte teosantrik bir anlayışın getirdiği teoloik kavrayışların aksine homosantrik felsefenin getirdiği rasyonalizm baş göstermiştir. Bu rasyonalist anlayış insanın, akıl ile hakiki bilgiye ulaşacağına inanmıştır. Bunun savunucularından birisi bu anlayışı benimseten ve modern felsefenin kurucu düşünürü olarak bilinen Rene Descartes’tir. 

1596-1650 yıllarında yaşamını sürdüren Descartes, Ahmet Cevizci’nin kitabındaki alıntıda bahsettiğimiz ‘’geçmişi inkâr eden, geleneği yok sayan, tabula rasadan başlayarak özne temelli bir felsefe’’ anlayışını oluşturan isimlerdendir. Geçmişini ve bilgilerini tamamen yok sayan Descartes, kesin, tartışılmaz doğruyu keşfetmek için bir yol çizerek ‘’yöntemsel kuşku’’yu ortaya çıkarmıştır. Yöntemsel kuşku olarak adlandırılmasının nedeni, septik manadaki kuşkuyla uyuşmamasıdır. Burada her şeyden kuşku etmek bir yöntemdir, bu kuşkunun ulaşmak istediği ve ulaşacağı bir doğruluk bulunmaktadır.  Descartes, yöntemsel kuşku sürecinde ilk olarak duyuları ele alarak gördüklerimiz, kokladıklarımız, işittiklerimiz, tattıklarımız ve dokunduklarımızın bilgisinin bizleri yanıltabileceğini öne sürmektedir. Bu aşamada Descartes, duyuların aldatıcılığından ötürü, geçmiş deneyimlerden de şüphe etmektedir. Bu şüphe aşamasını Meditasyonlar’da: ‘’Ama sonradan tecrübelerim duyularımla edinmiş olduğum inancın yavaş yavaş içini oymaya başladı. Çünkü bazen uzaktan yuvarlak gibi gelen kuleler, yakından kare şeklinde görünüyordu ve bu kulelerin tepelerinde duran dev heykeller yerden bakıldığında o kadar da büyük görünmüyordu. İşte bunlar gibi sayısız örneklerle dış duyulara dayalı meselelerle ilgili yargılarımızda yanılabileceğimizi anlamaya başladım. Hatta sadece dış duyulara dayalı meselelerde değil, iç duyulara dayalı meselelerde de durum aynıydı. Acıdan daha içsel bir şey olabilir mi mesela? Ama zamanında bir bacağı ya da bir kolu kesilmiş insanlardan kaybettikleri o vücut azalarının yerinde bazen hâlâ acı hissedebileceklerini işitmiştim. Öyleyse ben de vücudumun azalarının birinde bir acı hissetsem, demek ki onun sahiden acıdığından emin olamayacağım’’ diyerek dile getirmiştir. 

Duyuların ardından, ikinci aşama olarak dış dünyanın gerçekliğinden de şüphe duymaktadır. Eğer ki duyularımız aldatıcı ise dış dünyanın kesinliğine dair bilgiye nasıl sahip olacağımızı düşündürten Descartes bu aşamada ‘rüya argümanı’nı kullanmaktadır. Uyurken gördüğümüz düşleri ve düşlerde gerçekmişçesine olan hislerimizi ele alarak, uyanıklık ve uyku halini ayırt edebileceğimiz bir şeyin olmadığını belirtir. Ya uyanık halde bulunduğumuzu sandığımız anda uyku halindeysek, sorgulamalarını zihinde dolaştırmaktadır. Bu kısımdaki şüphesini de Meditasyonlar’da şöyle ifade etmektedir: ‘’Meseleye daha dikkatli bakınca, uyanıklığı uykudan ayıran öyle bariz işaretler olmadığını açıkça görüyorum. Öyle şaşkınım ki, bu şaşkınlık neredeyse uyuyor olmamı sanmamın doğru bir şey olduğuna beni ikna edecek.’’ 

Rüya argümanının ardından son adım olarak kesinliğinden emin olduğumuz matematikten ve bilimsel bilgilerden şüphe etme aşamasına geçmektedir. Bu aşamada ‘kötü niyetli cin’ hipotezini kullanmaktadır. Bu hipotez kesin olarak bildiğimizi sandığımız bilgilerin aslında kötü niyetli bir cin tarafından bizlere sistematik olarak sunulan yanlışlar olabileceğini belirtir. Hipotez, iki artı üçü beş, iki artı ikiyi dört olarak algılama nedenimizin bu kötü niyetli cinin bizi sistematik olarak kandırmasından dolayı olabileceğini düşündürmektedir. Hakikatte iki artı ikinin beş olma ihtimalini sorgulattırmaktadır. Böylece, bilimsel bilgilerden de kuşku duyulmaktadır. 

 Bu aşamayla beraber Descartes sonuç olarak bilginin imkânını tamamen reddetmektedir fakat bu yöntem onu şüphe edilmeyecek bir doğruya ulaştırmıştır. Bu doğru ‘’Cogito ergo sum’’ (Düşünüyorum o halde varım) dur. Bu doğruya, kuşku duyuyorum ve kuşku duyduğum her an düşünüyorum önermeleri ile ulaşmıştır.  Meditasyonlar’da tüm dikkatini hakikati araştırmaya vermek, az da olsa kuşku uyandıracak her şeyi reddetmek ve hiç kuşku duymayacağı bir sonuca varıp varamayacağını keşfetmek istediğini anlatmaktadır. Her şeyden kuşku duyabilmek için de öncelikle var olması gerektiği sonucuna ulaşmaktadır. Bu, kuşku duymak için bir kuşku duyanın olması gerektiği manasına gelmektedir. Descartes yöntemsel kuşku ile her şeyden şüphe ederek yani her şey üzerinde düşünerek, şüphe eden bir ‘ben’ olduğunun bilincine varmaktadır. Bu nedenle, günümüzde hala duyduğumuz ‘düşünüyorum, o halde varım’ hakikatine ulaşmaktadır. Bu sonuç ile düşünen olarak varlığını açık seçik bir biçimde göstermektedir. Kendi varlığının açık seçikliğine ulaşan Descartes, zihnindeki açık seçik diğer bir bilgiye; Tanrı kavramına ulaşmaktadır. Tanrı kavramı zihninde yetkinlik düşüncesini yani ezeli-ebedi, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, mutlak bir olan Tanrı düşüncesini içermektedir. Yetkin bir varlık olmamasından ötürü bu yetkinlik düşüncesini kendisi oluşturamayacaktır. Bu nedenle ancak yetkin bir varlık bu düşünceyi zihinde oluşturabilecektir. Bu dış dünyadaki şeyler olamamaktadır çünkü onlar da yetkin değildir. Bu nedenle Tanrı kavramını zihne yalnızca Tanrı vermiş olacaktır. Böylece, doğru ve kesin olan ve bize doğuştan verilen Tanrı’nın varlığı bilgisine açık ve seçik olarak ulaşılmaktadır.  Descartes yetkin olan Tanrı’nın aldatıcı bir varlık olmadığı savı ile zihnimizi yanılgı içerisinde bulundurmayacağını belirtir. Bu nedenle matematik bilgilerimiz de zihnimizde açık ve seçik olarak bulunmaktadır. Matematik bilgilerimizin doğrulukları, evrensel ve doğuştan gelen doğruluklardır. Tanrı’nın yetkinliğinde iyilik de bulunmaktadır. Bu nedenle Descartes, Tanrı maddi nesneler konusunda da bizleri aldatmayacaktır savı ile maddi nesnelerin varlığını da kanıtlamıştır. Rüya argümanına karşı da, olayların içinde bulunurken yaşadığımız durum değişikliklerinin ve hareketlerin açık ve seçik bir biçimde bizler tarafından deneyimlendiğine işaret etmektedir. Bu da bizi beden ve uzamlı töz fikrine ulaştırmaktadır. Duyularımızdan kuşku duyduğumuz kısım için ise, kendi istencimiz dışında işitme, görme gibi etkilere maruz kalmamızı da güçlü bir kanıt olarak öne sürmektedir. Bunlarla beraber etki aldığımız cisimlerin de var olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 

Yöntemsel kuşku metodu ile duyularından, dış dünyadan ve matematikten şüphe eden Descartes’ın yolun sonunda varoluşunu kanıtladığı görülmektedir. Kendi varlığının açık ve seçikliğinin yanında zihninde bulunan açık ve seçik, ancak yetkin varlık tarafından zihnine yerleştirilebilecek olan Tanrı fikrine ulaşılmıştır. Tanrı kanıtlamasının ardından Descartes, matematik bilgilerimizin evrensel doğrular olduğunu, dış dünyanın bir yanılsama olmadığını kanıtlamıştır. Ben idrakinin ardından oluşan Tanrı idraki, Descartes’ın yöntemsel olarak kuşku duyduğu aşamaların yani dış dünyanın, duyularımızın, matematiğin, Tanrı’nın ve benliğimizin bilgisini bizlere sunmaktadır. 

  Asude KAR

Kaynakça

Cevizci, Ahmet. Felsefenin Kısa Tarihi. İstanbul : Say Yayınları, 2012.

Descartes, Rene. İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar. Çeviren Aziz Yardımlı. idea yayınevi, 1641 .

Özel, Nurten Tanrıkulu. «Descartes Neden Gerçek Br Skeptik Değildir?» Beytülhikme An International Journal of Philosophy. 2019.

Yıldırım, Ömer. Felsefe.gen. https://www.felsefe.gen.tr/matematik-ve-dis-dunya-bilgisi/ (02 09, 2020 tarihinde erişilmiştir).