Duyguların da Rengi Varmış

Ters Yüz/ İnside Out, 2015 yapımı film. Pixar Animasyon Stüdyoları tarafından 3 boyutlu bilgisayar animasyonu, komedi-drama türüne ait olup 73. Altın Küre Ödülüne sahiptir.

‘’Birine bakıp hiç merak ettiniz mi? Acaba aklından neler geçiyor. Ben biliyorum. Riley’in aklından geçenleri biliyorum’’ arkadan gelen bir sesle başlıyor filmimiz. Ardından bebek görüyor ve aklına giriyoruz. Sarımtırak bir ışık ve karanlıktan gelen mavi saçlı Neşe ile ekranımız renklenmeye başlıyor. Bembeyaz dev ekran önünde tek bir düğme. Basıyor ve Riley gülüyor. Sonra anı topu düşüyor. Kumanda merkezine, 33 saniye sonra Üzüntü geliyor. Kazağı hariç tüm bedeni mavi; gözlüklü, kısa boylu, hamur işi yemekten hafif kilo almış görüntüsüyle tuşa dokunuyor ve Riley ağlıyor. Mor beden: Korku. Vişneçürüğü renginde papyonu var. Riley’i koşarken düşmekten koruyor. Brokoli yiyeceği anda ise merkeze, Tiksinti geliyor. Brokoli renginde saçları var. Tehlikeli bir koku olduğunu söyleyip düğmeye basıyor ve yemeğini babasının suratına attırıyor. ‘‘Riley yemeğini yemezsen tatlı da yiyemezsin!’’ diyen babasına duyguların sonuncusu Öfke, ‘’Dur tatlı yiyemezsin mi dedi biri?’’ diyerek kumandaya geçiyor.  Kırmızı bedenli, duyguların en kısası, haliyle de ateş püskürteni oluyor.

Beş ana duygu ile selamlaştıktan sonra ufak bir kriz yaşıyoruz. En sonunda Riley brokoliyi yiyor ve Neşe anlatmaya devam ediyor. Neşe ile beraber anılara bakıyoruz. Çoğunda Riley’in mutlu olduğunu belirtiyor. Çekirdek anıların (çok önemli anlar) her biri Riley’in karakterini şekillendiriyor yani Riley’i Riley yapan şeylerin ‘kişilik adaları’ olduğunu öğreniyoruz (kendimizle de ortak yanlar bulduğumuz bu adaların görselliği de gerçekten büyüleyici). Riley artık 11 yaşında, açık mavi gözlü, kumral saçlı bir kız çocuğudur. Her şey bu anlatıma kadar güzel, tabi Riley anne ve babasıyla San Francisco’ya taşınana kadar. Neşe bu durumda duygular arasında orta yolu bulmaya çalışır. Anıların, özellikle çekirdek anıların neşeli olması zorunlu hissettiriliyor. Duygular ise renklerle özdeşleştirilmiş. Üzüntü anılara dokununca bir daha düzeltilemiyor. Riley’nin mutlu olmaya değil ağlayıp rahatlamaya ihtiyacı olduğunu şu sahneden çakıyoruz; ‘’Ağlamak beni sakinleştiriyor’’ diyerek yere kapaklanan Üzüntü ekliyor ‘’sorunların ağırlığını aşmamı sağlıyor.’’  Bu konuda Üzüntü’ye katılıyoruz. Ardından Neşe, Üzüntü’yü kumandanın başından alarak yeni bir görev veriyor: zihin rehberi okumak. 

Ertesi gün, yeni okulun ilk gününde zihinde duygu karmaşası yaşanır. Düşünce treni bu karmaşaya posta bırakır (bu tren olayı çok iyi dediğim ayrıntılardan oldu). Neşe ise kumandadan uzak tutmak için Üzüntü’ye ait çember çizer. Okulda ise sınıfa öğretmen girdiğinde Riley’e söz hakkı verir. Neşe devreye girer, konuşma güzel gider ta ki Üzüntü bir anıya dokunup onu mavi rengine boyayana kadar. Riley üzülür. Çekirdek anılara üzüntülü bir an eklenmesini istemeyen Neşe, Üzüntü’yü uzaklaştırır ama kargaşa yaşanır ve beraber uzun vadeli anılara düşerler. Riley’in kişilik adaları, çekirdek anılar yerinde olmadığı için karanlığa bürünür. Üzüntü, rehberi baştan sona okuduğundan Neşe’nin haritası olur. Ve birçok olay yaşanır uzun vadeli anılar içinde. Bu olaylar sonucu kişilik adalar teker teker yıkılmaya başlar. Sırasıyla maskaralık adası, dostluk adası, hokey adası, dürüstlük ardından yavaşça aile adası yıkılır. Neşe’nin bir an önce merkeze dönmesi gereklidir çünkü Riley, Neşe olmadan mutlu olamaz. Fakat izleyici artık emin olmuştur, Riley’nin  Üzüntü’ye ihtiyaç duyduğuna.

İlgimi çeken bir başka ayrıntı, sevimli ‘Bing Bong’ oldu. Fil hortumuna sahip, ayakları ve kuyruğu kedi, gövdesi ise pamuk şekerinden yapılmış ayrıca yunus sesi çıkarabilen Riley’in hayali arkadaşıdır. Merkeze dönmek için Bing Bong ile kestirme yollardan giden ikili ‘soyut kavramları anlamlandırma makinesini’ kullanmak zorunda kalırlar. Zihin işçileri makineyi çalıştırınca 4 evre yaşanır; somut hale dönüşme yani gerçek ötesi parçalanma, parçaların dökülmesi, 2 boyutlu olma hali, vücudun tamamen yok olması. Bir Riley’e bakıp bir zihinde dolanıyoruz. Sevdiğim bir diğer ayrıntı da burada geçen ‘zihin işçileri’ oldu. Unutulmuş anıları temizlemekle görevlilerdir. ‘Her gün birçok şey yaşıyoruz, hepsi anı olarak beynimizde raflara kaldırılıyor ve fakat her anımızı hatırlayamadığımız için de beyin onları saymıyor. Zamanla unuttuğumuz anılar soluyor ve çöpe gidiyor’ mesajını eklemeyi ihmal etmemiş anlaşılan senarist.

İkinci kestirme yol olarak Bing Bong, Neşe ve Üzüntü’yü ‘hayal dünyasına’ götürür. Burada görsel şölen sunan ufak dünyalar kurulmuş; patates kızartma ormanı, ödül kasabası, bulut kasabası, lav, hayali erkek arkadaş-ki en komik kısmı buraydı bence, içi doldurulmuş tüylü hayvanlara saygı müzesi. Buradan kurtulmak için türlü badireler atlatan ayrılmaz ikilimiz merkeze geri dönerler. Riley,  kara bulutlarla çevrili yeni hayatının sorumluları olarak gördüğü anne-babasına taşındıkları için üzüldüğünü söyleyerek ağlar.  Ağladığı için kendini mutlu hisseden Riley’in çekirdek anısı hem mavi hem sarı rengine boyanır. Böylece yeni bir aile adası oluşur. Anılar daha renklidir artık. Riley ise 12 yaşına gelir ve Neşe ‘’ne olabilir ki?’’ cümlesiyle kapanışı yapar.

Demedi demeyiniz;

Film bittiğinde kendinizi ‘‘Hangi dost oyun sever? Bingbong bingbong!’’ şarkısını söylerken bulacaksınız. Sanki küçükler için çekilmiş ama büyükler için yazılmış bir film. Her duygunun önemini de vurgulayan filmin alt metinleri başarılı ve sırayla gidiyor. Ama bir o kadar da çok hızlı akıyor. Duyguların hızına izlerken yetişemiyorsunuz, yalnız olayın içinde olduğumuzda kaçma şansımızın olmadığını ve gerçekten dikkatli izleyince etrafımızı hızlı duygu değişimleri olan insanların kapladığını hatta belki onlardan biri olduğumuzu görüyoruz. Sıradan bir taşınma olayına 11 yaşında, ergenliğe girmek üzere olan bir kız çocuğunun gözünden bakıp onun duygularına şahit olmak ilgi çekici idi. İyi seyirler şimdiden.

Kübra Nur Semetay