Endülüs Değer ve Mimari

İnsanoğlu tarihsel gelişimini sürdürürken şehir hayatının oluşması en önemli noktalardan birisi olmuştur. Antik Yunan’da polisler, Sümerlerde siteler ve büyük medeniyetlerde kültürel değerleri miras bırakan şehirler… Kalan bu değerlerin gözle görülür olanı mimarileri olmuştur. Farklı kültür havzalarında ortaya çıkan bu şehirler medeniyetlerin öncülüğünü üstlenmişlerdir. Tıpkı İslam Medeniyeti’nin altın çağını yaşadığı Endülüs’te olduğu gibi. Endülüs’te zamanın ruhunu yakalayan ve şehrin ruhunu ihya eden eserleri, olağanüstü cazibesiyle ve nostaljik şiirleriyle o kültürü bezeyip süsleyen Gırnata’da, hem ilk dönemlerinin canlılığıyla hem de doruk noktasındaki Kurtuba’da görebiliriz. Endülüs’te ve Batı’da ışıl ışıl güneş gibi parlayan Kurtuba en güzel semeresini verdi. Felsefede: İbn Meserre’den İbn Arabî’ye, İbn Hazm ve İbn Bacce’den İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’e, astronomide: gezegenlerin yörüngelerinin tespitinde Keplerin öncüsü El-Zerkâlî, tıpta: zirve eser Ebulkâsım Ezzehrâvî’nin kitabı, sanatta: baş temsilcisi İbn Hazm’dır. O harikulade sanat atılımının şahidi mimariyi oluşturan taştan abideler Saragosa’dan Sevilla’ya kadar her yerde, bilhassa Kurtuba’daki Ulu Cami ile Gırnata’daki El Hamra Sarayı varlıklarını hâlâ sürdürüyor.

Birbirinden güzel camiler, sarayalar ve mekanlar Endülüs’te hem sembollerde hem de özde ve mimaride yaşanan dönüşümün neticesinde süregelmiştir. Endülüs’ün dünyaya bıraktığı miras, mimari form ve şehir kültürü anlamında yaşanan bu dönüşüm incelikle ve emekle işlenmiştir. Gırnata’daki El Hamra Sarayı içerisinde ince taş ve mermer işlemeciliğini her köşesinde hissettiriyor. Sarayın her köşesinde dualar ve ayetler de yer almaktadır. Bu yazılar meşhur sarayda halen varlığını sürdürmektedir. Sarayda el sanatları ve havuzlar dikkat çekmektedir. Ve tabi ki taşların üzerindeki yazılarda dikkat çekiyor. Saray’ın her yerinde “ Ve lâ galibe illallah” yazıyor yani Allah’tan başka galip yoktur. Şehrin ontolojik bilincini yansıtan bu silueti anlayabilmek için tevhid inancıyla bezenmiş derin estetik anlayışa nüfuz etmek gerekir. Yine Endülüs mimarisinde renkli seramikler, çeşmeler ve havuzlar eksik edilmemiştir. Mimaride olağanüstü ince mermer işlemeciliği ve simetrisi ile adeta taşa ruh kazandırılmıştır. Bölge birçok okul ve kütüphaneyi barındırmaktadır. Halkın okuma yazma oranın artmasıyla birlikte ilim adamları da yetişmiştir. Beraberinde gelişen matematik ve geometri mimarinin gelişmesinde çok önemli katkılar sunmuştur. Endülüs halkının evlerinde müthiş simetri, geniş tavanları, bahçeleri ve çeşmeleri eksik olmamıştır. Endülüs’ün dar dar kıvrılan sokakları, mermerden yapılmış ince dar yolları kentin çevresini oluşturmuştur.

İber Yarımadası’nda daha önce Arapların yönetimi altında bulunan Endülüs’te, Reconquista (yeniden fetih) süreci ve izleyen dönemde Katolik yönetimi altında yaşayan İspanya Müslümanları “Müdeccen” adıyla mimari üsluplarını sürdürmeye devam etmişlerdi. Avrupayı birçok alanda etkileyen Endülüs, mimaride Gotik tarzı ve Rönesans mimarisini de etkilemiştir. Roger Garaudy, Avrupa’da ilk Rönesans’ın 16. yüzyılda İtalya’da değil, tam aksine 13. yüzyılda İspanya’da başlamış olduğunu söyler. Endülüs mimarisi şehre formunu evrensel mesajlar vererek taşımaktadır. Endülüs’te şehir mimarisini kırmızı ve sarı tonlarındaki tuğlalara ruh kazandıran bu yapılar İber Yarımadası’nda İspanya toprakları üzerinde halen varlıklarını sürdürmektedir.

Taha Çolakoğlu