Bir Gün Yaşamak İçin Her Gün Ölüyoruz Aslında

Kalbimizin en derinlerinde hep hayalini kurduğumuz bazı anlar var ve bu anları yaşamak için acı çekmeyi göze alıyoruz. Bazen bu anlar içsel bir hayali yaşattığımız anlar oluyor, bazense toplumsal olarak bir hayal uğruna acı çekmeyi göze alıyoruz. Tarihteki seyrine baktığımız zaman bunun hem dinimizde hem de diğer inanç sistemlerindeki tezahürlerini çok açık bir şekilde gözlemleyebiliriz. Bu düşünce bazı topluluklarda azim ve gayreti tetiklerken bazı topluluklarda ise bastırılamaz bir kader anlayışı ile birlikte tembelliği tetiklemiştir. Şimdi bu örneklere bir bakalım:

Kur’an-ı Kerim’de ümitsizlik yasaklanmış ve kafirlerin bir özelliği olarak addedilmiştir. Peki nüzul zamanına baktığımızda bu kadar acı içinde, zorluk ve işkenceler içinde iman edenler ne ile motive edilmiştir ki o çektiklerine rağmen mücadeleden, imanlarından ve yaşamaktan vazgeçmemişlerdir. Bu sorunun cevabı için Kur’an’a baktığımızda Allah-u Teala’nın cenneti hafsalamızın alamayacağını bilmesine rağmen en ince ayrıntılarına kadar anlatmasında bulabiliriz aslında. Bakara suresi 25. Ayette cennetteki meyvelerden bahsedilirken, “Onlardan kendilerine ne zaman bir meyve rızık olarak yedirilse her defasında ‘Bu bizim daha öncesinde rızıklandığımız şey’ diyecekler. O meyveler birbirine benzer şekilde kendilerine sunulur…” Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayetin tefsirini yaparken cennet nimetleri için bahsedilen şu hadisle birlikte şöyle der: “ Orada ‘Hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak duymamış, hiçbir beşerin kalbine gelmemiştir.’ Hadisinde dile getirilen şeyler vardır. Çünkü insanlar örneğini görmedikleri şeyleri anlayamazlar. Ve onlar fani dünyada bu ümit ve müjdeyle hiçbir üzüntünün altında boğulup kalmazlar.”1

Peki bu yaşanması beklenen anın, uğruna cefa çekilen anın sadece ahrette cennet nimetleriyle buluşma anı olduğunu mu gösterir? Kesinlikle hayır. Eğer öyle olsaydı sadece bu anın hayaliyle zorluklara göğüs geren insanların, peygamberlerin tam ümitsizliğe kapılacakları noktayı Kur’an’da ifade etmezdi Allah (cc). “Onlara öyle acı veren zorluklar, kımıldatmayan zaruretler dokundu ve öyle sarsıldılar ki, peygamber ve beraberindeki iman edenler , ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ dediler! Bak işte, Allah’ın yardımı çok yakındır!”2 Bu ayette de görüldüğü gibi dünya hayatında da beklenen bir an vardır. Bunun daha da belirginleştiği ayet ise Lut peygambere müjdelenen “…Sabah yakın değil mi?” ayetidir.3 İnandıkları uğrunda mücadele edenler her gecenin ardından müjdelenen sabaha tutunmaktadırlar aslında. İslam dininde bu yolda mücadele edip de sabaha erişemeyenlerin beklediği ve kavuştuğu an ise şehitlik kurumudur. Bu kurum öyle çok övülmüştür ki tek başına motive etmeye yeterlidir aslında.

Sonuç olarak İslamiyet’te hayali kurulan, uğruna cefa çekilen an sadece ahiret hayatında değil, dünya hayatında da mevcuttur. Nitekim İbn-i Kayyım’ın da dediği gibi kavuşulması beklenen anın sadece ahirette olduğunu bu dünyada hiç karşılık alamayacağını düşünen müslümanların bu düşüncesi -ki İbn-i Kayyım’a göre bu fitnedir, çünkü tembelliğe sevk eder- iki büyük cehaletten kaynaklanır. Birincisi dinin hakikisini bilmemektir, ikincisi ise nimetin hakikisini bilmemektir.4

Diğer bir inanç sistemi olarak Yahudiliği ele aldığımızda ise bu düşüncenin en büyük tezahürü olarak karşımıza Beklenen Mesih anlayışı çıkar. Yahudilerde Mesih inancı çok köklüdür ve yahudi amentüsünün temellerini oluşturur. Eski Ahid’te Mesih kelimesi krallar için kullanılmıştır. Bunlardan en bilineni ise Davud’tur. Ancak MÖ. 220’den sonra Mesih kavramı yaşayan bir kral için değil, zamanın sonunda İsrail hükümranlığını kuracak olan, inançlarındaki vaad edilmiş topraklara tüm Yahudileri toplayacak kralı karşılamaya başlar. Artık bir figüre dönüşür. Yahudilere göre beklenen kurtarıcının gelişinden önce olacaklar ve gelişinden sonra yaşanacaklar belirlenmiştir. Adeta zifiri karanlıktan sonra doğan güneş tasviri yapılmıştır.

Dünyanın her yerini kötülükler saracak, daha sonrasında ise mesihin gelişiyle yepyeni bir dünya kurulacak ve adeta dünyada cenneti yaşayacaklardır. Dağlardan şarap, tepelerden süt akacak tasvirleri vardır. Mesih dünyayı Sion tepesinden yönetecektir.

İşte yahudi inancında uğruna acı çekilecek olan, hayali kurulan an Mesih’in geliş anıdır. Peki bu Mesih düşüncesi nasıl ve neden yerleşmiştir diye baktığımızda ise, bu düşüncenin tohumları Babil kralı Nabukadnezar tarafından Yahudilere yaşatılan esaret döneminde atılmıştır. Bunun devamında gelen Roma istilaları ve sürgünler içinde tutunmaları için bir ümit, bir kurtarıcı figür, hayaliyle yaşamaları gereken bir an ihtiyacı doğurmuştur. Ancak çok ilginçtir ki Yahudilikteki kurtarıcı Mesih inancı, hristiyanlıktakinin aksine onları tembelliğe sevk etmemiştir. Tam aksine Mesih’in ortaya çıkışının habercisi olarak sayılan belirtilerin gerçekleşmesi için çabalamaya, mücadele etmeye ve bu süreci hızlandırmaya sevk etmiştir. Bu konuda aslında Protestan hristiyanlığın bir kolu olan Evangelizm’e bakılabilir.

Hristiyanlık inancında ise bu beklenen an, hayaliyle yaşanan an yine kendini Mesih inancında göstermiştir. Hristiyanlar aslında Mesih inancını Yahudilerden almışlardır. Yahudilikteki mesihi evrenselleştirmişler ve onu İsa olarak tanımışlardır. Öyleki hristiyan kaynaklarında İsa’nın kendisini böyle nitelendirmemesine rağmen, hristiyanlar onu Mesih olarak kabul etmiş ve hatta Mesih olduğunu açıklaması için onu zorlamışlardır.5 Hristiyanlar Mesih olan İsa’nın çarmıha gerildikten sonra kurtulduğunu ve dünyanın sonuna doğru tekrar gelerek kendine inananları kurtaracağı inancını benimsemişlerdir.

Bütün bu örneklere baktığımızda görüyoruz ki yaşama tutkusu bir hayali veya bir amacı beraberinde getiriyor. İnsanlar içine düştükleri darlık anlarında, en zor zamanlarında belki de yok olmaya en yakın oldukları anda yaşamanın, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorlar ve hayata tekrar tutunmak için kendileri için değer atfeden bir hayali hedef olarak görmeye başlıyorlar.

Bu noktada İsmet Özel’in “Ölüyoruz demek ki yaşanılacak” mısrasını ele almak istiyorum. İsmet Özel, Yıkılma Sakın şiirini Ataol Behramoğlu’nun Yıkılma Sakın şiirine ithafen, ona karşılık olarak yazmıştır. Ataol Behramoğlu hapishaneden arkadaşına bir mektupla içinde bulunduğu durumu şiirle açıklamıştır. İsmet Özel de o esnada askerdedir ve arkadaşına nasıl cevap vereceğini düşünür ve en son yine aynı isimle bir şiir yazarak arkadaşına seslenir. Bu şiirdeki “ölüyoruz demek ki yaşanılacak” mısrasını okuyanların çoğunluğu şairin burada başkaları için zorluklara göğüs germeyi bu sayede diğer insanların umudu olunabileceğini ifade ettiğini düşünür. Ancak belki de şair bu mısrada insanın kendisinin çektiği sıkıntılar sayesinde yine kendisinin hayalini kurduğu anları yaşayacağını ifade ediyordu. Her şeyin zıttıyla kaim olduğu felsefesiyle hareket edersek bunca acıyı çekiyorsak bu çektiklerimizin acı olması için, ölüm olması için yaşamın da mutluluğun da yine kendi hayatımızda var olacağını ifade ediyordu belki.

1 Hak Dini Kur’an Dili, Azim Yayınevi,cilt 1 s.240

2 Bakara 214

3 Hud 81

4 İbn-i Kayyım El-Cevziyye, İmtihanın Hikmeti, Pınar Yayınevi s. 14

5 Yuhanna 10/24

Muhammed Emin Başbük

KAYNAKÇA

DİA Mesih Maddesi

https://islamansiklopedisi.org.tr/mesih

Evrensel Bakış Açısı- Gürbüz Evren