160’LIK DELİKANLILAR: HUNZA

160’lık delikanlılar… Düşünün ki bir hayat sürüyorsunuz, bu hayatta derin ve güzel bir memlekette sanki rüya ülkesi gibi bir yerde ve ancak masallarda karşılaşılan ‘uzun bir ömür’ sahibi oluyorsunuz. Evet böyle masal gibi bir hayatı yaşayan yerleşik bir halk var. Yine masal gibi bir vadide ‘Ölümsüzlerin’ Vadisinde. Kim mi bu halk? İşte cevabı; Hunza.

1984’te, basında inalılması güç bir haber gündeme geldi. Hunzalı bir vatandaş olan Saeed Abd Mobutu Londra’daki Heathrow Havaalanı’nda, çok sayıda gümrük görevlisinin sersemlemesine neden oldu. Çünkü pasaportunda 1823’te doğduğu yazıyordu yani 161 yaşındaydı ve hala genç görünüyordu. Bu 160’lık delikanlı modern dünyada dikkat çekti ve belki de ilk kez insanların gözlerini Hunza’nın büyüleyici vadisine çekti.

Hunza halkının yaşadığı vadi ‘Ölümsüzlerin Vadisi’ olarak isimlendirilir. Yüzlerinden eksik olmayan daimi gülüşleri, canlılıkları, enerjileri ve güçleri ile göze çarparlar. Özellikle sahip oldukları dış görünüş sebebiyle yaşları duyulduğunda insanlar tarafından şaşkınlıkla karşılanırlar.

Hunza halkı uzun bir boya ve açık tene sahiptir. İsimlerinin anlamı sadaktaki ok gibi birlik olmaktan gelir. Bu halk Pakistan’ın kuzey dağlarında yaşar ve sayıları yaklaşık olarak 87.000’e ulaşır. Bu halkın hikayesi farklıdır, öyle ki ortalama ömürleri 100’e ulaşır. Halkın çoğunun herhangi bir hastalığa yakalanmadan 120 yaşına kadar yaşadığını söylemek pek de yanlış olmaz. Hatta bazıları vardır ki 160 yaşını bile görür. Hastalanmaları çok nadirdir, tümör nedir bilmezler, görünüşleri çok gençtir buna ilave olarak kadınları 65 yaşında bile doğum yapar. Hunza halkının uzun yaşam sırrı biraz da toplumsal hayat tarzında saklıdır.

Bu toplum, hayat tarzının ve beslenme alışkanlıklarının uzun bir yaşamın sırrı olduğuna delil teşkil eder. Bakalım Hunza halkının yaşam tarzı ve alışkanlıkları neler?

Hunzalılar hava sıcaklığı sıfırın altında olsa bile buzlu sularda banyo yaparlar. Ektiklerinden başkasını tüketmezler. Meyve ve çiğ sebze yerler buna ek olarak kuru kayısı, karabuğday, arpa, bakliyat, az miktarda peynir ve yumurta yerler, süt içerler.

Az yerler çok yürürler ve öğünleri çok kısıtlıdır. Kahvaltıları bir tas taze veya haşlanmış kayısıdan oluşur. Saat ona doğru taze sebzelere ek olarak aynı besinleri tüketirler. Öğlen 1-2 arası kuru kayısıdan oluşan başka bir öğünleri daha vardır. Akşamleyin 5-8 arası Hint Ekmeği, sebze, nektari, şeftali, armut, elma veya taze kayısıdan oluşan mevsim meyveleri ana öğünleridir. Günde 5 ila 20 km arası yürüyüş yaparlar. Ne yorgunluk hissederler ne bitkinlik. Nadir de olsa et de yerler ancak senede 2 defayı aşmaz. İşte bir Hunzalı’nın günlük yaşam rutini hemen hemen böyledir.

Bir araştırmacı Hunza adlı kitabında bu halkın hastalık nedir bilmediğini ve bunu sağlayan disiplinleriyle ilgili bazı önemli bilgiler vermiştir. Bunlar:

-Çoğunluğun vejetaryen olması,

-Çok miktarda çiğ besin tüketmeleri,

-Besinlerinin kâhir ekseriyetinin meyvelerden ve sebzelerden oluşması,

-Ürünlerinin tamamının doğal olması,

-Alkol ve şeker kullanmamaları,

-Yeterli miktarda tuz tüketmeleri,

-Düzenli bir şekilde oruç tutmalarıdır.

İki veya dört ay arasında belli bir süre için hiçbir şey yemezler. Onun yerine kuru kayısı suyu içerler ve bu olay henüz meyvenin olgun olmadığı bir dönemde gerçekleşir. Doktorlar, uzun ömürlerinde ve sağlıklı olmalarında beslenme alışkanlıklarının payı olduğu konusunda birleşiyor.

İngilizi doktor McCarrison, Hunza halkının yakalanmadığı hastalıkları içeren bir listeyi ortaya koydu. Bu hastalıklar:

-Kanser

-Mide ülseri

-Apandisit iltihabı

-Bağırsak iltihabı

Alman doktor Toby, bu listeyi tamamlayarak, Hunza halkının safra veya böbrek taşları, koroner kalp hastalığı ve yüksek tansiyon, vasküler lezyonlar, zihinsel gerilik, çocuk felci ve artrit, obezite, diyabet ve hipotiroidizme hastalıklarına yakalanmadığı gibi, ziyaret ettiği köylerde özel ihtiyaçları olan insanlarla hiç karşılaşmadığını da sözlerine ekledi.

Çok miktarda kayısı tüketmeleri, onların tümörlerden korunmasına önemli ölçüde katkıda bulunabilir. Kayısı çekirdeği, anti-kanser özelliklerine sahip B17 vitamini bakımından zengindir ve çekirdeklerinden yağ üretirler. Bir ailenin çok sayıda kayısıya sahip olması prestij nişânıdır. Ne yazık ki, bugün bu halk az da olsa yapay ve sağlıksız yiyeceklere erişebiliyor sonuç olarak daha önce bilmedikleri diş çürüğü ve sindirim sorunları ile karşılaşabiliyor. Yine de bu çağda böylesine bir hayat süren Hunzalılar çağdaşlarına göre uzun uzun yaşamaya devam edecek gibi görünüyor.

Hüseyin Eren Kürekçi