Bir İhtimal Var Sadece Bir

John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar eserini duymuşsunuzdur. Gazap Üzümleri, en az onun kadar meşhur bir romanıdır. Amerikalı yazar eserinde kapitalizmin insana verdiği değeri ve dört bir yanını kuşatışını… İnsanı çaresiz bırakışını sezdirmeye çalışıyor.

   Oklahoma’da yaşayan çiftçi ailelerinin Kaliforniya’ya yaptığı göçün sonucunda yaşadıkları dramı anlatıyor. Bunu Oklahomalı Joad ailesinin yolculuğu üzerinden aktarıyor.

    Oklahoma; güneyinde Texas, kuzeyinde Kansas, doğusunda Arkansas ve batısında New Mexico bulunan bir eyalet. Oklahoma ve çevre eyaletlerde tarımla geçinmekte olan aileler, toprak sahibi şirketler tarafından topraktan kovulmuşlardır ve iş aramak için tarım ürünlerinin bolca yetiştirildiği Kaliforniya’ya yola çıkarlar.

Bu aileler sanayinin tarıma girmesiyle işsiz kalmışlardır. Kaliforniya’da iş olduğu haberleri üzerine tutundukları topraklardan ayrılıp yola çıkarlar. Hasat mevsimi ihtiyaçları olan parayı toplayıp eski günlerine dönmektir hayalleri. Yüz binlerce insan yollara çıkar. Durumlarını fırsata çevirmek isteyen insanlar alırken de satarken de defalarca kazık atar.

    Bu göçmenler gittiği yerlerde ötekileştirilir. Topraklarına çökmelerinden, isyan çıkarmalarından korkar Kaliforniyalılar. Daha doğrusunu söylemek gerekirse yine kapitalizmin kalbi olan bankalar ve şirketler onlardan taviz vermemelerini ister. Hiç kimse bu insanlara yardım etmek istemez.

    Yüz kişi gereken bir işe bin kişi taliptir. Fiyatlar düşer. İş saati iki dolarlıktır ama yarım dolara düşer sonra on sente daha sonra karın tokluğuna. İnsanların doyurmaları gereken mideler vardır. Bu göçmenler çadır kamplarda kalmaya başlarlar. Belki de bir gece öfkeli bir kalabalık tarafından basıp yakılabilecekleri kamplarda.

    Yıkık dökük arabalarıyla insanlar iş aramaya koyulur ama iş yok. Hasat mevsimi ama tarlalarda işler kısa sürede bitmiş. Adeta çekirge sürüsünün bir tarlaya girişi gibi…

    Benzine bile parası kalmayanlar artık tabana kuvvet. Sürülmüş insanlar, güvencesiz işçiler ve düşük yapan kadınlar. Kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda iş yok. Olan iş de birkaç günü kurtarıyor.

Bazı göçmenler örgütlenmeye başlıyor. Lanet olası kızıllar… Bir doların altında çalışmayı kabul etmeyen adamlar. Bizim bildiğimiz kırmızı değil. Görgüsüz, elindekiyle kanaat etmeyi bilmeyen, yüz verince astarını isteyen… Kaliforniyalı şerif yardımcıları öyle diyor…

   Hasat mevsimi biter… Aileler dağılmıştır… Birçoğu yok olmuş… Dayanabilenleri daha kötüsü beklemekte… Zatürre… Havalar soğuk, yağmur damlaları çadırların içine sızıyor… Çatınız varsa belki biraz daha şanslısınız.

   Güllük gülistanlık olmasını umarken açlıktan öldü insanlar. Büyük bir aile olma hayali kurarken yok olup gittiler.

   Bir insan için köle olmaktan daha kötü olanı özgür olduğunu zanneden bir köle olmaktır. Bir yanda tarım kredilerinin taksitlerini ödemeye çalışıp düzene teslim olan iş veren. Bir de kırıntılardan medet uman işçiler. Arazi sahibi şirketlerin nadasa bırakılmış arsalarına bakıp düşler kuran Okiler. Bu arsaları ekmek yasak… Açlıktan ölürken bile yasak… İnsanların elinden her şeyini alıp sadece ölümü bırakıyorlar. Eğer toprak sahipleri isteseydi sonları böyle olmayacaktı. Çekip aldıklarının yerini boş bırakanlar mı suçlu yoksa toprak işçileri mi?

Bu insanların hesap soracağı kimseleri olmadı. Kafasına silah dayayabilecek bir insan yoktu. Neden diye soru sorabilecekleri… Şirketler kendi şahıslarını yaratmışlardı. Milyonlarca hektar arazisi olan bir efendi ama vurarak ölmeyen, paylaşmayan, sadaka vermeyen. Hisseler ve kar marjları… Kölelerine pranga takmıyorlar, borç takıyorlar. Hayatı taksitlendiren bir bankanın kölesi olmak durumunda kalıyor bu insanlar. Güvencesi, toprağı, işi, geliri olmayanlar için ne var?   

Bir ihtimal daha var… O da ölmek.

   Ali Sait Samyürek