Clockwork Orange: Hayvan ve İnsan Kıvamında Ruh ve Toplum Muhakemesi

Anthony Burgess geçtiğimiz yüzyılın ilginç isimlerinden. Kitabında ele aldığı hayatın
veya düzenin aksak olduğunu hissettirdiği özeliklerden birini kaygı edinen bir amaçla
kitaplarını yazmaya başlamış olması onu ilginç kılan özelliklerin başında gelirken bizleri de
bir tefekküre itiyor. Burgess kendisine konulan tümör teşhisi üzerine eşi Lynne’in geçimini
sağlamak amacı ile beş romanı bir yılda bitiriyor fakat sonra teşhisin yanlış olduğu
anlaşılıyor. Burgess’e konulan teşhis yanlış olsada onun romanları ile koyduğu teşhisler pek
yanlış görünmüyor. Bu arada Otomatik Portakal yani “Clockwork Orange” son derece garip
kişiler için kullanılan bir deyimden ismini alıyor. Burgess, isimden de anlaşıldığı üzere dil ve
anlam üzerinde de mahir.

Otomatik Portakal, bir distopya olarak ele alınıyor fakat “kötü” olan bir yer ve dünya
tasavvurundan ziyade; olan, olmuş ve olacak olan durumu ortaya koyan bir eser. Sadece
distopya statüsünde değerlendirilemez. Aslında birey, toplum ve ailenin kaotik bir incelemesi
üzerinden bizim yaptığımız dünyanın; kanunlar dünyasının, makine ve bilim dünyasının bütün
bir halini ortaya çıkarıyor. “Yazılan hukuk, yapılan iş, işleyen sistem insanoğluna ne katıyor,
neyi götürüyor?” sorusu apaçık önümüze seriliyor Otomatik Portakal’da. Baş karakter bu
düzmece oyuna isyanın ironik bir işareti olarak Alex adını almış. Olumsuzluk eki “A” ve
kanun anlamında “lex”. Burgess’in burada kanunlara karşı olmak değil insana karşı olan her
şeye karşı olmak, adalete ve doğal olana karşı olan her şey ile mücadele etmek gereğini
vurguladığını görüyoruz.

Muhakkak bu çıkarımlar artık genel geçer kabul gören sosyal problemlerdir. Parmak
basmak isteyeceğimiz husus Burgess’in kişinin şiddetle olan bağı ve toplumda bulunan bu
düzenin kaçınılmaz olarak kendini gerçekleştireceği yaklaşımı. “Doğru olan doğru olandır.”
gibi absürt bir hipotezin toplumsal kabulde kendini gösterdiğini bu roman vasıtası ile bir kez
daha okuyoruz. Şiddetin bizzat devlet ve toplum tarafından yani şiddeti sevmeyen “normal”
ve “iyi” sorumlu vatandaşlar tarafından beslenip büyütüldüğünü gözler önüne sermekte Alex
ve çetesinin hayatı.

İnsan denilen mahluk birtakım zorlamalar ve mükellefiyetlerle doğuyor Alex’in bize
gösterdiği dünyada. Kuşkusuz her insanın mükellefiyetleri olacaktır fakat kişinin yaşamdan
ötürü ortaya çıkan gereksinim ve sorumlulukları haricinde ona gelenek, kanun, toplumsal
değer ve etiket, devlet, sistem, medya ile -iradesine bırakılsa ihtiyaç duymayacağı
gereksinimler ya da lüzumsuz ve hatta istemeyeceği- birtakım yükümlülükler şart koşularak
bir fabrika bandından çıkarcasına belirlenen kalıp şeklini alması isteniyor. İnsanlık tarihi ilk
başlardan itibaren benzeri meselelere konu olmuş benzeri toplumsal yapılar sergilemiştir.
Lakin bu durum kesinlikle insanoğlunun hep aynı kötülük üzere var olacağını kabullenmeyi
getiremez. Pek çok “doğru” ve “iyi” insanın fark edemediği, fark etmek istemediği bu saçma
gidişata her zaman dur diyen bir aşırı, bir “eşkıya”, bir “terörist” ya da egemen olma
heveslilerinin herhangi bir isimle adını koyduğu bir insan muhakkak mücadele için sahaya
çıkmıştır. Burgess bu tehlikeli karamsarlığı eserinde göstererek kendi mücadelesi ile kısmen
çelişmiş ve romanında eleştirdiği sosyalist politikacı ve aydın karakterlerinin düştüğü hataya
kısmen düşmüştür. Tabii ki bahsedilen karakterlerin temsil ettiği özellikler bu kadar masum
değil. Belki de Burgess’in söylemek istediği “Düşman olduğuna düşmanlık etme nedenin senin elbisen, senin dayanağın olmasın. Aksi takdirde mücadele vermek boşa kürek çekmek
dahi olamayacaktır; çünkü sadece post değişecek düzen ise aynen devam edecektir.”

Şimdi “iyi” ve “kötü”ye tekrar dönelim. Alex’in sorusu ile başlayalım: “İyiliğin
sebebini aradıkları yok tersini niye merak ediyorlar ki?” İyilik nereden güç alır ve neden iyi
olmak gerekir? sorusunu bizim de kendimize sormamız gerek. İnsanın içinden iyilik
gelmiyorsa şayet doğru olan iyilik yapmak mıdır yoksa içinden geleni yapmak mı? Daha
önemlisi fıtratında olanı yokmuş hükmüyle örtmeye çalışmak fıtri olarak zuhur edecek
kötülükten misliyle kötü değil midir? Yukarıda söz ettiğimiz gibi toplumların, devletlerin
kabul edilmiş, onanmış “iyi” ve “iyilik”leri vardır. Peki bunu neye dayanarak oluşturuyor ve
bize dayatıyorlar? Yine Alex’e kulak verelim: “Kötülük bireye özgüdür.” diyor ve devam
ediyor: “Ama birey olmayan şeyler kötülüğe katlanamazlar.” Ardından modern tarihimizin
bununla mücadele eden cesur ve küçük bireylerin öyküsü olduğuna dikkat çekiyor. Yani tek
kalan, farklı olan, bir başına küçücük kalmışların öykülerine dokunuyor. Cesur bireyler kimi
zaman herkesin görmek istemeyip kaçtığı gerçeği gördüklerinde tek başlarına buna karşı
çıkarlar; kimi zaman ise farkında olmadan bencilleşir ve “diğerleri”nin farkındalığını
sağlayarak yek vücut olmak yerine tek başına şerefli ama basiretsiz kalabilecek bir Don Kişot
olurlar.

İyi ve kötünün hikayesi yeryüzünde insanlık ile başlamış gibi olsa da esasında bizden
öncesine dayanan bir serüveni var. İşte iyi ve kötü ile olması gereken ve olan arasında birey
ve bireyin çevresi ele alınarak -daha doğrusu okunarak- aradığımız yere ulaşabiliriz.
İnsanlıktan önce doğada her çeşit canlı doğal seyrinde gerekeni yapıyordu. İnsanoğlu ise
kendi doğru ve iyilerini seçtikten sonra aynı şekilde sahnede onun için olan rolde oynuyor ve
çekiliyor; fakat her zaman metne bağlı kalmadan doğaçlama yaparak seyri farklı yönlere
çekebiliyor. Yani istemediğimiz kötülerin olması iyilik ve iyilerin olmasının teminatı
niteliğinde. Her an kötü dediğimiz bir hal içerisinde kendimizi de bulabileceğimizi idrak
etmek sorumlu ve uyumlu vatandaş olan bizler için elzemdir. Burgess usta kalemi ile
romanında bu mevzuyu çok hoş ve tutarlı olarak işlemiş.

Tüm iyi-kötü, toplum-birey, hakikat-yalan ve insan-devlet çatışmaları sonucunda insan
nihayete erecek ve çağlayıp yer kabuğunu deldiğinde yatağını oluşturana kadar yıkıp süpüren
su gibi yatağını bulacaktır. Su yatağını bulana dek kimi zaman bitkiye can suyu olur kimi
zaman ise can alıcı afet. Doğru olan onu başıboş bırakmak veya taşıyamayacak bir setle
önünü kapatmak değil yerinde ve zamanında gereği gibi yeteri kadar istifade etmektir.
Otomatik Portakal bu idraki ve ahirde idraki yeniden sağlayacak muhayyileyi günün ihtiyacı
nispetinde karşılayacak güzel bir eser.

Abdussamed Yunus Çağlıyan

Kaynakça

  1. Özer, Murat, “Düzeltin Beni!”, Radikal Kitap Eki, İstanbul, 2011
  2. Genç, Kaya, “Otomatik Portakalların Dönüşü”, Radikal Kitap Eki, İstanbul, 2011