İslam’da Ötanaziye Yer Var Mı?

Latince kökenli bir kelime olan ötanazi, eu: iyi, güzel; thanatos: ölüm kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş, ‘‘iyi ölüm’’ anlamına gelir. Ötanaziyi şu şekilde tanımlayabiliriz: ‘‘Tıbbın elinde bulundurduğu olanaklar ile iyileştiremediği ve nitelikli bir yaşam da sağlayamadığı hastaların içinde bulundukları durumu belli koşullarda ve biçimde sona erdirmek’’[1]. Ötanazi; hekimin eylemi, hastanın isteği ve eylemin içeriğine göre çeşitli gruplara ayrılmıştır.

İlk olarak hekimin eylemine göre aktif ve pasif ötanaziden söz edelim. Tedavisi mümkün görünmeyen bir hastalığa yakalanmış hastanın kendisinin veya kanuni temsilcisinin rızası doğrultusunda hekim tarafından aktif bir eylemle hayatına son verilmesine aktif ötanazi denir. Hekim hastaya kalbin durmasına neden olacak bir ilaç vererek bu eylemi gerçekleştirebilir. Pasif ötanazideyse hekimin hastanın yaşamını bir müddet uzatacak olan yaşam destekleyici tedaviyi uygulamaması veya uygulanan tedaviyi sonlandırması sonucunda ölüm gerçekleşir. ‘‘Bu çeşit ötanazide hasta, adeta ölüme terk edilmektedir’’[2].

İkinci olarak hastanın isteğine göre ötanazi çeşitlerini ele alalım Bunlar gönüllü, gönülsüz ve gönüllü olmayan diye üçe ayrılır. Gönüllü ötanazide hasta ölüm isteğinde bulunur. Bunun üzerine hekim bir eylem gerçekleştirir veya hareketsiz kalır, böylece ölüm gerçekleşir. Gönülsüz ötanazide hasta karar verebilecek durumda olmasına rağmen hastaya kararının sorulmaması veya verdiği karara zıt bir şekilde ötanazi eyleminin gerçekleştirilmesidir. Bu şekilde yapılan müdahale acısızdır fakat bu çeşit ötanazi resmen bir cinayettir. Gönüllü olmayan ötanazideyse hastanın bilinci yerinde değildir, komada veya bitkisel hayatta olabilir. Başkaları tarafından verilen kararla ötanazi gerçekleştirilmektedir.

Son grup olan eylemin içeriğine göre ötanazi dolaylı ve dolaysız olmak üzere ikiye ayrılır. Hastanın acısını azaltmak amacıyla yapılan palyatif bakımlar sonucu kullanılan ilaçların yan etkilerinin hastanın yaşamını kısaltması ile gerçekleşen ölüme dolaylı ötanazi denir. Burada amaç hastayı öldürmek değildir fakat kullanılan ilaçlar canlı dokulara zarar verir ve yaşam süresini kısaltır. Hekim bunu bilmektedir, hasta ve yakınlarının bilgisi dahilinde tedaviyi sürdürür. Dolaysız ötanazideyse hekimin eylemi doğrudan hastayı öldürmeye yöneliktir.

İslâm’ın Ötanazi Tutumu

Ötanazi, Allah’ın koymuş olduğu bir yasağı çiğnemektir. İslâm’da insan hayatının korunması bir önceliktir. Kişi kendi hayatına son vermeyeceği gibi başkası aracılığıyla da bunu yapamaz. Kur’an-ı Kerim’de de bununla ilgili birden fazla ayet yer almaktadır, örneğin: ‘‘İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları’na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.’’[3]

İslâm’da çekilen acı ne olursa olsun bir kimsenin ölümü istemesi dahi hoş karşılanmamaktadır, bununla ilgili bir hadiste ‘‘İçinizden hiç kimse sakın ölümü temenni etmesin.’’ şeklinde bir ifade yer almaktadır. Ötanazinin bir de kul hakkı boyutu vardır. Hem öldürülen kişinin yaşam hakkı alınmakta hem de arkasında kalan ailesi zor duruma düşebilmektedir.

İslâm Hukukuna Göre Ötanazideki Sorumluluklar

Aktif ötanazide eylem kasıtlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle aktif ötanazi, çoğu İslâm hukukçusu tarafından kasten adam öldürme olarak değerlendirilir.

Hanefi mezhebine göre aktif ötanazide her ne kadar yapılan eylem kasıtlı olsa da hastanın rızasının olması halinde durum şüpheli kabul edilmektedir ve kısas cezası yerine yalnızca diyet ödemek yeterlidir. Maliki mezhebindeki hakim görüşe göre ötanaziyi gerçekleştiren kişinin cezâi sorumluluğu mevcuttur ve taşımış olduğu kasta göre kısas veya diyet cezası uygulanır. Hanbeli mezhebinde ise hastanın rızasının olması cezaları düşürmektedir. Şafii mezhebinin iki farklı görüşü mevcuttur. Birincisi Hanbeli mezhebiyle aynıdır, ikincisiyse ötanaziyi gerçekleştiren kimsenin cezâi sorumluluğunun devam ettiği doğrultusundadır.

Pasif ötanazide sorumluluk şu şekilde değerlendirilir: Eğer pasif ötanazide hastanın rızası olmamasına rağmen doktor tedaviyi bırakmış veya hiç uygulamamışsa bu kasıtlı adam öldürmekle aynıdır ve cezası kısastır. Eğer tedaviyi durduran doktorun hastayı öldürme gibi bir amacı yoksa bunun sonucunda gerçekleşen ölüm doktorun ihmali olarak değerlendirilir ve doktora diyet cezası uygulanabilir.

Ebu Hanefi’ye göre pasif ötanazi dolaylı öldürmedir ve kısas yerine diyet cezası uygulanır. Eğer bu tip ötanazide hasta veya kanuni temsilcisinin rızası varsa gerçekleşen ölümden doktor sorumlu değildir ve herhangi bir ceza uygulanmaz. Çünkü bir kimsenin tedavi olup olmama hakkı vardır.

Dolaylı ötanazideyse amaç hastayı öldürmek değildir fakat tedavide kullanılan ilaçların yan etkisi sonucu hastanın yaşamı kısalmaktadır. Doktor bu sonucu bilmektedir ve hasta veya yakınının bilgisi dahilinde bu tedaviyi uygulayabilir. Doktor, bundan dolayı gerçekleşen ölümden sorumlu değildir.

Sonuç olarak İslâm, canı Allah’ın emaneti olarak kabul eder. Bu nedenle kişinin kendi veya bir başkasını öldürmesine neden olacak her türlü fiil yasaktır. Kişi dayanılmaz acılara sebep olan ve tedavisi henüz bulunmamış bir hastalığa yakalandığında ölümü çare olarak görmemeli ve sabretmelidir. Tıp gün geçtikçe gelişmektedir. Nitekim daha önce tedavisi olmayan kuduz, çocuk felci, tüberküloz gibi ölümcül olabilen birçok hastalığın tedavisi artık mevcuttur, hatta bazı hastalıklar yeryüzünden silinmiştir. O nedenle hasta olumsuzluğa kapılmamalıdır, Allah’tan şifa dilemelidir. Yine konuyla ilgili bir hadiste, her hastalığın bir şifası olduğundan söz edilmektedir. Ayrıca ötanaziye izin verilmesi ve bunun bir çare olarak görülmesi hem suistimale açıktır hem de tıbbi gelişmelerin önünü kapayabilir.

Hastaların ağrılarının giderilmesinde yapılan hatalar, evde bakım ve destek hizmetlerinin yetersizliği, sosyal destek fonlarının yetersizliği gibi faktörler hastaları bıkkınlık ve çaresizliğe itebilir. Bunlar sonucunda asıl amacın onurlu ölümü değil onurlu yaşamı sağlamak olması gerekir. Sağlık çalışanlarının hastalarına ötanazi borcu yoktur fakat onları ötanazi istemeyecek şekilde teşvik edebilmek, bu koşulları sağlamak ve onlara ötanazi sayılmayacak tedaviyi uygulamak gerekmektedir.

Tuba Soğukpınar

[1]  Nursel Gamsız Bilgin, ‘‘Ötanazi: Tanım ve Tarihçe’’, Lokman Hekim Journal, 2013, sy.3(2), s. 25-6.

[2] Yiğit,‘‘İslâm Ceza Hukuku Açısından Ötanazi ve Hukukî Sonuçlarının Değerlendirilmesi’’, s. 344.

[3] el-Maide: 5/32.

Kaynakça

Abaan, Süheyla.‘‘Ötanazi: Hastalarımıza Borcumuz mu?’’. Türkiye Klinikleri J Med Ethics, 1997, sy. 5(2), s. 92-6.

Çelik, Alime. İslâm Hukuku Açısından Yaşama Hakkı ve Ötanazi  (yüksek lisans tezi, 2016), Ankara Üniversitesi.

Gamsız Bilgin, Nursel. ‘‘Ötanazi: Tanım ve Tarihçe’’. Lokman Hekim Journal, 2013, sy.3(2), s. 25-31.

Kaya, Ali. ‘‘İslâm Hukukuna Göre Ötanazi’’, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1994, sy. 6, s. 133-146.

Sümer, Necati. ‘‘Yahudilikte, Hıristiyanlıkta ve İslâm’da Ötanazi’’. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2016, sy: 14, s. 115-132.

Yiğit, Yaşar. ‘‘İslâm Ceza Hukuku Açısından Ötanazi ve Hukukî Sonuçlarının Değerlendirilmesi’’. İslâmî Araştırmalar Dergisi, 2003, sy. 3, s. 337-349.