Süleymaniye’de Bayram Sabahı

Türk Edebiyatı şiir ve şair yönünden önemli bir zenginliğe sahiptir. Yunus Emre, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Halk Edebiyatı sanatçılarının yanında; Fuzuli, Nabi, Baki, Nedim gibi Divan Edebiyatı sanatçıları da edebiyatımızda pek meşhurdur. Bunların yanı sıra Cumhuriyet Edebiyatı’nda da çok önemli kalemlerimiz vardır.

Kalemlerimizin yanı sıra Türk şiirini ilmek ilmek dokuyanlar da vardır. Topraklarımızda şairler kâğıda şiir işleyenlerden ibaret değildir. Aşına sevgisini katan analarımızın yaptığı yemek, medeniyetimizin önemli unsurlarından el emeği göz nuru kilimlerimiz de şiirdir. Şiire ve şaire farklı bir bakış açısıyla yazdığımız bu yazıda Mimar Sinan’ın şairliğinden ve onun “Süleymaniye” şiirinden bahsedeceğiz.

Bir şair olarak düşündünüz mü Mimar Sinan’ı? Veya hiç şiir olarak düşündünüz mü asırlardır ayakta kalan göze ve gönle ferahlık veren o yapıları? Bunlar şiir değil de nedir? Nasıl ki Yunus Emre sözleriyle ferahlattıysa gönüllerimizi Mimar Sinan da sütunları, kubbeleri ve kemerleriyle bakış açılarımızı genişletmedi mi?

Mimar Sinan’ın yaptığı onca eserin yanında “kalfalık eserim” dediği Süleymaniye bir başka etkileyici gelmektedir. Süleymaniye, satırları taşlarla yazılan bir şiirdir. Mimar Sinan, mimarlıktan öte adeta bir şairdir. Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı” şiiri de satırları taşlarla yazılan o şah eseri dile getirmiştir.

“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Taşları okuyan şair Yahya Kemal Beyatlı, Süleymaniye’de bir bayram sabahı tozlu zaman perdesinin kalktığını ifade ederken Türk tarihinde bir yolculuğa çıkıyor. Ona bunu hissettiren o sütunlar ve kubbenin yanı sıra camide yaşadığı uhrevi atmosferdir. Mimar Sinan, Osmanlı medeniyetini eserine ustaca işlemiş olsa gerek ki yapıya bakan Üsküp doğumlu Yahya Kemal eski seferlerle alınan nice yerlerden gelenlerin olduğunu söylerken o yapıda Osmanlı ikliminin tadına varmış dememizde hata olmaz.

“Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi

En güzel mâbedi olsun diye en son dînin

Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.

Süleymaniye dolaylarında bir gece geçirip sabah namazında Süleymaniye’ye gidenler de Mimar Sinan’ın gökyüzüne açtığı uhrevi kapıyı hissetmişlerdir. Süleymaniye’nin bulunduğu konumun seçiminin bile ne kadar anlamlı olduğunu Yahya Kemal’in şiirinde bir kez daha idrak ediyoruz. Tabi Yahya Kemal bu zafer mabedinin mimarına hakkını şiirde en iyi şekilde veriyor.

Bayram sabahının müthiş kalabalığı şaire Süleymaniye’nin anlamını idrak üzere bir imkân sunmuş. Şairin cedlerine duyduğu derin hürmet ve insanına duyduğu sevgi Süleymaniye’nin fevkalade misafirliğinde buluşunca tarif edilemez bir şekilde şiire dökülüyor. Anlatırken açıklarken bile bize “tarif edilemez” ifadesini kullandıran bu şiiri anlamak için şiirin ilhamı olan esas şiire, Süleymaniye’ye, gidip bir bayram sabahı yaşamak gerekir.

“Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;

Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;

Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;

Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,

Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim

Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.”

Yahya Kemal, Süleymaniye’de bayram namazını kıldığı esnada yaşadığı yoğun hislerle Süleymaniye’nin sadece bir abide olarak anılamayacağını idrak ediyor. Çünkü Süleymaniye sadece taşların üst üste veya yan yana getirilmesiyle oluşan bir yapı değil adeta ilmek ilmek işlenen bir şaheserdir.  İşte şiirde benim dikkatimi en çok celbeden ve yaşanmadan da tam manasıyla anlaşılacağını düşünmediğim mısralar:

 “Büyük Allah`ı anarken bir ağızdan herkes

Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses”

Süleymaniye’nin akustiğini öyle bir ayarlamış ki Mimar Sinan, halen orda cuma namazı kılarken dahi bir tekbirin nasıl bin dalga olduğunu idrak edebiliyoruz. Yankı ve insanların fısıltı halinde söylediği “Allahuekber” nidaları birleşince ortaya bin dalgalı bir tekbir çıkıyor. Tabii şairin kastettiği bayram namazındaki tekbiri, o atmosferi ve akustiği tam manasıyla anlamak için Süleymaniye’de bir bayram namazı kılmak gerekir.

Ramazan bayramında Süleymaniye tekbirlerimizden biz ise Süleymaniye’mizden uzaktık. Kurban bayramında maske ve sosyal mesafeyle Süleymaniye’de bayram namazını eda edecek olanlar “bin dalgalı tekbir”i hissedeceklerdir.

“Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.

Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine

Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.”

Velhasıl, Sülemaniye şiir, Mimar Sinan ise büyük şairlerimizden biridir. Süleymaniye hakkında yazılan her şey Sinan’ın muhteşem şiirine nazire niteliğindedir. Süleymaniye’ye adını veren Sultan Süleyman Han’a, Onu yapan Mimar Sinan’a, inşaatında çalışan işçilere, “Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı” şiirini idrakimize sunan Yahya Kemal Beyatlı’ya rahmet olsun. Rabbim bizi Süleymaniyeli nice bayramlara kavuştursun.

Kürşat Mücahit Topcugil