Gökyüzü Kadar Kırmızı

Kural dışılık, kural koyanlar açısından hep tehlike arzeder. Kurallar çerçevesinde sorunsuz bir işleyiş, hayat düzeni onlar için önemlidir çünkü. Kural koyucu dışında kalan herkes, birer uygulayıcıya dönüşür ve bu uygulama dünyasının dışına çıkması yasaktır. Nihayet kural koyucunun kendisi de kurduğu düzenin, dünyanın bir parçası olur. Kendi duvarları dışındaki hayata kör, sağır kesilir.

Gökyüzü Kadar Kırmızı filminde de kural koyucu olarak ön plana çıkan okul müdürü -sonradan gözünü kaybetmiş bir idareci rolünde- fiziki körlük dışında hayal dünyasını, yaşama sevincini de köreltmiş biri olarak karşımıza çıkıyor. Filmde hikaye örgüsü, 10 yaşındaki Mirco’nun bir tüfeğin patlaması sonucu görme yetisini kaybetmesi ile birlikte başlıyor. Anne babasından ve arkadaşlarından ayrılıp görme engellilere özel açılan bir okula gitmek zorunda kalıyor. Rahibelerin eğtim verdiği, kurallara oldukça bağlı bir okula. Okul ortamında bu kurallar dizisi Mirco’yu bunaltsa da, hayal dünyasını gerçeğe yansıtmaktan geri durmuyor. Kuralları, umursamaz yapısı ve cesareti ona kendi dünyasını kurma imkanı sağlıyor. Yaşadığı ani bir olay sebebiyle artık ışığı, renkleri, sevdiklerini göremez hale gelmiş bir çocuk, hayata küsmek yerine bilakis hayata pedal çeviriyor. Kurallara göre okul dışından biriyle arkadaşlık kurması yasak olduğu halde Mirco okul dışından bir arkadaşın kapısını tıklatmakta hiç tereddüt etmiyor. Hatta öyle ki daha tanıştığı ilk gün arkadaşının bozuk olan bisikletini tamir ediyor ve onunla beraber bisikleti karanlığın üzerine sürüyor.

Okulda mevsimleri anlatan bir araştırma ödevi veriliyor. Herkes sıradan bir ödev hazırlamaya koşullanmışken Mirco, hayallerini eline alıp olağan dışı bir ödev hazırlıyor ve mevsimlerin seslerini kaydediyor. Nasıl mı? Onun için tenekenin çıkardığı ses, gök gürültüsüne benziyordu. Islattığı avuç içine parmağı ile vurarak çıkardığı ses ise yağmur damlarının pıt pıt şeklinde duyulan sesini andırıyordu.

Mirco’nun yaptığı bu ödev müdür tarafından kural dışı bulunur ve kayıt yaptığı cihaz elinden alınır. Böylece kurallar, özgürlüğüne düşkün insanın ruhuna bir kez daha set çekmiş oluyordu. Ama insan, ruhunun gemlerini bir kez çözdü mü onu tutmak imkansızdır. Kuralların özgür ruhunu hapsedemediği Mirco da, müdürün dayatmalarına karşı pes etmez ve arkadaşlarıyla beraber bu sefer gizlice sinemaya giderler. Tamamı görme engelli olan çocuklardan oluşan bu küçük grup, izleyemedikleri halde filmin replikleri ve izleyicilerin kahkahalarına kendilerini bırakıp doyasıya eğlenirler. Sahip olamadıklarının üzüntüsüne kapılmaktansa sahip oldukları ile yetinip yaşadıkları anın tadını çıkarırlar.

Kurallar ile örülü okul hayatında kendilerine çizilmiş sınırların, değişmez kalıpların dışına çıkabiliyorlar. Üstelik Mirco’nun özgür ruhunun estirdiği rüzgar diğer çocukları da peşinden koşturmaya yetiyor. Derken gözlerinin önünde karanlık bir perde olan bu çocuklara seslerin dünyası açılıyor. Hep beraber yeni bir hikaye oluşturup onu seslendirmeye ve kaydetmeye başlıyorlar. Bir ejderhanın korkunç çığlığını nasıl seslendirebilirisiniz? Cevabı bu filmde. Aslında elimizde kısıtlı olduğunu zannettiğimiz imkanları aşarak hayata bakarsak tabiatta kendimizi ifade etmenin envai çeşit yolu olduğunu görüyoruz. Bir körün gözünden görmek böyle bir şey olsa gerek.

Evet küçük kahramanlarımız ejderhanın elinden prensesi kurtardıkları o müthiş hikayeyi canlandırıyorlar.  Canlandırılan bu hikayenin seslendirmesi, ebeveynelerine gözleri bağlanmak suretiyle dinletiliyor. Böylece büyükler/kural koyucular empatiye davet ediliyor. Filmin küçük kahramanı Mirco, bize gördüğümüzün dışında başka bir hayatın da mümkün olabileceğini gösterir. Üstelik bu hayat hiç de sanıldığı gibi sorunlu bir hayat değildir.

Engeller gözümüzde değil bizi bizden alan zihinlerimizde…

Büşra Yücel