Yeni Bir Dini Akım Olarak “Sayentoloji”

Ortaya Çıkışı ve Gelişmesi

Sayentoloji (Scientology) bir isim olarak Latince scio ve Yunanca logos kelimlerinden türetilmiştir. Kavram olarak ise bilgi yolu anlamına gelmektedir. Sayentoloji kelimesi daha henüz sisteme isim olmadan önce birçok kez kullanılmıştır. Ancak insanların hayatını bütün yönleriyle etkileyen bir inanç sistemi olarak ortaya çıkmasıyla birlikte 1951’den sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.[1] Sayentoloji, scient yani bilim kavramından türediği için insanların zihninde bilim dini gibi bir algı yaratsa da ortaya çıkışı ve kurucusunun başarılı olduğu yazarlık hayatından hareketle bilim kurgu dini olmaya daha yakın gibi gözükmektedir. Bilim kurgu alanında edindiği fantastik bilgileri bu dine yansıtan sayentoloji, ortaya yeni bir din çıkarmaktadır.

Mezhebin kurucusu bilim kurgu türünde eserler veren L. Ron Hubbard’dır. 13 Mart 1911 Amerika doğumlu Ron Hubbard’ın üstün hayal gücü, düşünce yapısı ve yetiştiği aile hayatı bu mezhebi oluşturmasında büyük ölçüde etkili olmuştur. Yine gençlik çağlarında babasının Uzakdoğu’ya tayini ile bir müddet orada yaşadığı, Çin ve Hindistan’ı ziyaret etme imkanı bulup Budist din adamlarından ders aldığından söz edilmektedir. Burada öğrendiği ruh ve kurtuluş ile ilgili bilgileri kendi düşünce yapısına uyarlamıştır. Budizm, Taoizm, Maniheizm, Hristiyanlık gibi yakınlık duyduğu pek çok dini inanç sisteminden etkilenmiş, ruh ve kurtuluş ile ilgili öğrendiği bilgiler kendi inanç sistemini kurmasında yardımcı olmuştur. Başlarda Ron Hubbard tarafından ortaya atılan bir felsefe iken daha sonraları bir dini akıma dönüşmüştür. Bütün bunlarla birlikte Sayentoloji mezhebinin kurulması yönünde atılan ilk adım mezhebin kurucusu Ron Hubbard tarafından yazılan Dianetics: The Modern Science of Mental Health (Dianektik: Ruh Sağlığının Modern İlmi) adlı kitapla olduğu söylenebilir. Dianektik, ruhun zihin yoluyla vücuda etkisi olarak tarif edilir. Ron Hubbard’ın ortaya koyduğu bu yöntemle bütün bedensel ve ruhsal hastalıkların tedavi edilebileceğini aynı şekilde hem zihinsel hem de bedensel kabiliyetlerin normalin çok daha fazla üzerine çıkarılabileceği iddia edilir. Bunu daha da ilgi çekici bir hale getiren şey ise bu yöntemin herkesin öğrenebileceği ve kendisine has bir yöntem olduğu ifade edilir.[2] Kitap ileri sürdüğü bu görüşlerle kısa bir zamanda büyük bir yankı uyandırmış ve etrafında kalabalık bir cemaatin oluşmasını sağlamıştır.

1950 yılında kitabın başarısıyla birlikte mezhebin kurulması yönünde bir adım atılmıştır. 1954 yılında ise ilk kez Sayentoloji Kilisesi Los Angeles’ta resmi olarak kurulmuştur.

Dünya haberlerine baktığımız zaman en katı tarikatlardan biri olarak karşımıza çıkar. Bu tarikata karşı alınan sert önlemler dikkat çekmekle birlikte ‘daha iyi bir dünya yaratmak’ amacıyla faaliyet gösterdiklerini söyleyen tarikatın aralarında ünlü Hollywood yıldızlarının da olduğu yaklaşık 10 milyon üyesi bulunur. ABD başta olmak üzere çoğu ülkede resmiyette bir din olarak kabul görmekle beraber bazı ülkelerde tarikat olarak kabul edilmektedir.

İbadet Anlayışı

Diğer dinlerdeki ibadet anlayışından çok farklı olarak psikoteknik uygulamaların yer aldığı, dini ayin yerine ruhi bir tedavi olarak gördükleri Dianetik tedavi yöntemi “auditing” denilen bir ritüelleri vardır. Ron Hubbard’ın psikiyatri ve psikanalizi reddetmelerinin yanında psikanalize olan yoğun ilgisiyle beraber kendi hayal gücünün de büyük katkılarıyla psikanalizden etkilenerek auditing yöntemini ortaya koymuştur. Ron’a göre ruhun kurtuluş ve hidayetin tek yolu dua ve ibadet ile değil auditing yöntemi ile gerçekleşir. Senior Dianetikist unvanı verilen bir kişinin cemaati yönetmesiyle birlikte cemaat mensupları haftada bir veya iki akşam bir araya gelirler. Burada önce sayentolojinin temel fikirleri hakkında bir metin okunur ve Ron Hubbard’ın önceden kayda alınmış konuşmaları dinletilir. Daha sonra soru cevap bölümü gelir. Bu kısımda şu anda terk ettikleri grup auditingi de yapılırdı. Son olarak ise cemaat ikişerli gruplara ayrılarak auditing seansları yaparlar.[3]

Auditing, bir çeşit geçmişe döndürme işlemidir. Öncelikle bu dianektik tedaviyi yapan kişiye auditor, yapılan kişiye yani hastaya ise preclear, denilir. Hasta ve auditor karşılıklı bir şekilde oturular ve aralarına elektro metre (E. Meter) denilen çok küçük elektrik akımlarını saptamaya ve ölçmeye yarayan bir araç konur. Hastadaki engramları ortadan kaldırmak temel amaçtır. Bu yöntem hastaya çeşitli sorular sorularak, büyük bir sakinlikle hastanın dinlenmesi ve verilen cevapların değerlendirilmesi ile yapılır. Auditor, hastanın geçmişine giderek ona olayları hatırlatır ve olaydaki potansiyel yük denilen şeyin harekete geçmesini sağlar. Bu yöntem hasta teskin oluncaya dek tekrar tekrar yapılır. Buna “analitik zihnin tamiri ve engram bank muhtevasının boşaltılması” denir.[4]

Engram dediğimiz şey Hubbard’ın üçlü tasnife soktuğu aklın “reaktif akıl” kısmında bulunur.

Diğer ikisi ise analitik akıl ve somatik akıldır. Somatik akıldan pek bahsetmese de duyuların algılandığı akıldır. Analitik akıl ise psikanalizcilerin bilinç diye isimlendirdikleri kısmı oluşturur. Daha çok rasyonel bir mekanizmadır. Reaktif akıl ise bilinçaltı dediğimiz kısmı oluşturur. Analitik aklın devre dışı kaldığı yerde reaktif akıl devreye girer ve insanda meydana gelen aşırı heyecan, korku, üzüntü gibi duygu durum değişimlerinin engram bank adı verilen yerde depolar. Engram insanda zihinsel ve fiziksel hastalıklara sebep olur. İnsanların kör, sağır olmasına sebep olduğu gibi anormal duygu ve davranışlar sergilemesine de yol açar. Kısacası engram psikosomatik hastalıkların gerçek sebebi olarak bilinir ve bu engramlardan kurtulmanın yöntemi ise auditingdir. Eğer insan bu dianektik yöntem sonucunda bütün engramlarından, psikosomatik hastalıklarından kurtulmuş ise temiz, aydınlanmış, zeki, suçsuz gibi anlamlara gelen clear derecesine yükselmiş olur.[5] Daha sonra üçüncü ve son mertebe olan operating thetan denilen tanrılaşmaya giden bu yoldan geçilmesi gerekiyor. Kısaltılması ile anılan bu mertebeye “OT” deniliyor ve en yüce mertebe olarak kabul ediliyor. Çünkü bu aşamada insan her şeyi kontrol edebilir düzeye gelebiliyor yani Tanrı olmuş oluyor. Burada ayrı olarak bir parantez açmak gerekir. Ron Hubbard, insan 8 dinamik ile Tanrılaşabilir, der. Nedir bu 8 dinamik? Bunlar sırayla: kişisel yol, aile yolu, sosyal yaşam yolu, insanlık yolu, genel yaşam formları yolu, fiziki alem yolu, ruh yolu ve sonsuzluk… Ayrıca Sayentolojide yaşamın sekiz dinamiğini temsil eden sekiz kollu haç sembolü dini bir sembol olarak da kullanılmaktadır. İnsan bu 8 dinamiği uygularsa zaman ve mekanda sınırlaması kalmaz hatta başka bir madde bile yaratabilir. Bu aşamaya geldiğinde zaten Tanrı olmaktadır.

Hakikat, Kurtuluş ve Temel Fikirleri

Sayentoloji, Tanrı kavramıyla ilgili herhangi bir dogma ortaya koymamakla birlikte Tanrı’ya karşı şüpheci ve ilgisiz bir tavırla yaklaşmıştır. Zaten amacı Tanrı’yı bulmak ya da aramak da değildir. Sayentoloji’nin amacı her türlü engramlardan kurtulmuş ve aydınlanmış her ferdin Tanrı olma potansiyelini ortaya çıkarmaktır. Dolayısıyla ruhsal aydınlanma ile kurtuluş mümkündür. Bu mertebeye ulaşan kişi kainat içinde istediği şekilde hareket edebilir. Bu Tanrılaşma yolu ise daha önce bahsettiğimiz, mensuplarının bir ibadet olarak yerine getirdikleri auditing ile mümkündür. Dolayısıyla sayentolojnin yolundan giden herkese bu yol açıktır. Diğer dinlerdeki gibi mutlak bir Tanrı’nın var olup olmaması ya da Tanrı’ya ibadet ile hidayet ve kurtuluşun bir önemi yoktur. Gerçek kurtuluş sayentolojistlere göre Ron Hubbard’ın ileri sürdüğü Dianetik yoluyla mümkündür. Sayentolojide cennet ve cehennem anlayışı bizim bildiğimiz şeklinden farklıdır. Cehennem anlayışları yoktur.

Çünkü insanların yaptıklarından sonra cezalandırılması fikri bu dünyada kötü hissettireceği ve çeşitli engramlara sebebiyet vereceği için ahiret ile alakalı cezalandırma şekillerinden hiçbirini kabul etmezler. Cennet ise sıradan bir yerdir. Çünkü Sayentoloji temelde insanın kötü değil iyi olduğu üzerine yoğunlaşmaktadır.

L. Ron Hubbard

Ron’a göre ilk önce daha henüz madde alemi yokken bizim ruh diye isimlendirdiğimiz theta varlık denilen bir hayat kaynağı vardı. Maddenin ezeli olmamasıyla birlikte theta varlık ezeli ve ebedidir. Theta ölümsüzdür, her şeyi bilir, alim ve kadirdir. Ruhun bedene yerleşmiş haline de thetan denir. Thetanlar ayrı olarak bir bedene sahip olmamakla beraber ruhun bedene birleşmiş halidir.

Thetan bir bedene zarar verebilir ya da onu sevip koruyabilir. Theta yani ruh bedenle birlikte doğmaz.

Beden doğduktan sonra ruh ona nüfuz eder ve ölünceye kadar da bedenden ayrılmaz. Ölen bedende işi bitişine göre başka bir beden arar ve ona intikal eder. Bu olay sonsuzluk içinde sonsuz kere tekrar eder. Dolayısıyla bir thetan hayat boyunca birçok kez enkarne olur. Bugün sayentolojiye mensup insanlar yaşamakta oldukları hayattan önce başka hayatlar yaşadıklarını bilirler ve auditing yaptıklarından dolayı daha önce başka hayatlar yaşadıklarını tecrübe ederek anlatırlar. Dolayısıyla reankarnasyonu bir dogma olarak değil geçmiş yaşamlar olarak değerlendirirler.

Sayentoloji’nin ahlak felsefesinde mutlak iyi, mutlak kötü kavramları yoktur. Başkasına fayda veya zarar verme mukabilinde iyi ve kötü vardır. Yani iyi olan şey yapıcı olarak, kötü olan şey ise yıkıcı olarak tanımlanabilir. Aynı zamanda insanın fiillerinde etkili olan melek ve şeytan gibi varlıklar da kabul edilmez. Melek, şeytan, cin gibi varlıklar insanların zihninde saklı olan engramdan başka bir şey değildir. Sonuç olarak bütün bu temel inançlarından hareketle sınırları keskin bir şekilde çizilmiş, dogmatik bir iman esasından bahsetmek mümkün gözükmüyor. Sayentolojinin temelleri engram başta olmak üzere ruh ve akıl ile ilgili öne sürdükleri teorileri üzerindedir. Temel inançlarına baktığımızda ise ruh ölümsüzdür ve reankarne olarak tekrar tekrar başka bir bedende dünyaya gelir. İnsanın sınırsız olarak maddi manevi her türlü potansiyeli vardır. Bu potansiyelini kullanabildiği taktirde hem maddeye hem de ruha müdahale edebilir. Bütün kötülüğün kaynağı ise bilinçaltındaki kötü, sapkın, bizi hasta eden düşünceler yani engramlardır. Bu engramlar ise ruhun özgürleşmesini engellemektedir. İnsanın bütün yetenekleri, güçleri bu dünyada bedeninde tutsak haldedir. Dolayısıyla eğer ruhumuzu özgürleştirirsek bedeni de kontrol altına almış oluruz. Bu sayede üstün bir insan yaratmış oluyorlar. Nitekim bütün çabaları da bu yöndedir. Ron Hubbard’ın eğer biri zengin olmak için yazarlık yapıyorsa bu saçmalıktır, gerçekten zengin olmak isteyen kendi dinini kursun, sözünden de anlaşılacağı üzere kendi sözde dinini kurarak etrafında milyonlarca kişinin toplanmasına ve insanların hem manevi boyutta değerlendirebileceğimiz zihin dünyalarını hem de maddi boyutta ekonomik olarak sömürerek istediğini elde etmiş, çok zengin olmuştur. Bugün hala bu dinin mensupları Ron Hubbard’ın kurtarıcı olarak dünyaya gelişini ona özel bir villa yaptırarak beklemektedirler.

Zeynep Kılıç

Dipnotlar

[1] Melike Sarıkçıoğlu, Sayentoloji Kilisesi’nin İnanç ve Kurtuluş Yolu, Yüksek Lisans Tezi, Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002

[2] Ekrem Sarıkçıoğlu, Sayentoloji Mezhebi Kurucusu ve Öğretisi. On dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1986; 3-39

[3] Sarıkçıoğlu, Sayentoloji Kilisesi’nin İnanç ve Kurtuluş Yolu, Yüksek Lisans Tezi, Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002

[4] Sarıkçıoğlu, Sayentoloji Mezhebi Kurucusu ve Öğretisi. On dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1986,3-39

[5] Sarıkçıoğlu, Sayentoloji Kilisesi’nin İnanç ve Kurtuluş Yolu, Yüksek Lisans Tezi, Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2002