Selamsızlar Semti

Selamsız, İstanbul’un Anadolu Yakası’nda bulunan Üsküdar ilçesine bağlı semtlerden biridir. Bu semti Google’a yazdığınızda çok iç açıcı şeylerle karşılaşmayacaksınız. Fakat her şeyde olduğu gibi bu semti de sadece birilerinin gözünden değil kendi gözünüzle görmeli, kendi bakış açınızla şekillendirmelisiniz. Nasıl bir şehri, ülkeyi ele alırken sadece iyi yönleriyle ele alırsanız kötü yönlerini görmemezlikten gelmiş olacağınız gibi, kötü yönleriyle ele alırsanız da iyi yönlerine haksızlık edeceğiniz bu semti bu bakış açısı ile gezmelisiniz. Bu semti başından sonuna kadar gezerken sizi farklı düşüncelere itecek ve farklı hayatlara şahit olmanızı sağlayacaktır. Sokaklardaki rengârenk yaşantı alışık olmadığımız bir dünyaya sizi götürecektir. Mahallenin dikkat çeken yönlerinden biri de terk edilmiş ve eskimiş evler. Bu evler görmek istediğiniz pencereye göre şekil alır. Kimine göre düzeni bozan ve yenilenmesi gereken tuğla düzineleri kimine göre ise içinde yaşanmışlıkları barındıran, dökülen taşlar ve harabeler yaşlanan bir insanın yüzündeki çizgiler gibi görünür. Bu evlerdeki atmosfer yarım kalmış şeyleri ve tecrübeleri barındırır. Mahalle ile ilgili birçok suç ve şikâyetler de mevcut. Bu şikâyetler kimine göre eskisi kadar çok değil kimine göre ise aynı şekilde devam etmektedir. Bu semtin evleri, hayatları kadar garip olan ismi de merak uyandırıyor. Şimdi bu ismi nerden aldığına dair yer alan rivayetlere göz atalım.

Selam vermek kültürümüzde önemli bir yer tutar. Selam, yazısız toplum kuralları olarak bilinen âdâb-ı muaşeret kuralları içerisinde yer alır. Bazen iki insanın muhabbetlerinin başlangıcı, bazen de samimi bulduğun insana mimiklerle de olsa iyi dileklerini sunduğun, önemsediğini gösterdiğin bir işarettir. Semtin isminin kaynağı da buradan geliyor.

Birinci rivayete göre, keramet ehli olduğuna inanılan Selâmi Ali Efendi, vaktiyle adı “Selâmiyye” olan çarşıdan geçerken, çarşı esnafına selam vermezmiş. Bunun üzerine çarşı esnafı Şeyh Efendi’ye “Selamsız” demeye başlamış. O zamanında selâmsız geçip gitmek büyük ayıp sayılır, hatta gönül sultanları sadece selamla dahi yetinmez, “Sabah şerifleriniz hayrolsun, hayırlar fetholsun, şerler def olsun, siftahınız helal olsun, rızkınız her daim açık ve bereketli olsun, haram sizden uzak dursun, helal buyursun” diye de dua ederlermiş…

Lâkin Selâmi Ali Efendi, bunları sayıp dökmek şöyle dursun, çarşı esnafına kuru bir selam dahi vermeden geçip gitmeyi alışkanlık haline getirmiş. Dilencilere, hatta yabancıları bile selam veren, selamı kelamla buluşturup bereket duaları eden, bir cepkensizle saatlerce konuşarak ikna etmeye çalışan Selami Ali Efendi’nin bu tavrı, sonunda esnafı isyan ettirmiş: Durumu Esnaf Şeyhi’ne şikâyet etmişler: “Selâmî Efendi bize selâm vermiyor!”

Esnaf Şeyhi doğru Selâmiyye Dergâhı’na gidip Ali Efendi’ye bu işin sırrını sormuş. Selâmi Ali Efendi gülümsemiş bıyık altı, Esnaf Şeyhi’nin elinden tutup Selâmiyye Çarşısı’na götürmüş. “Esnafın yüzüne gönül gözüyle bak” diye de tembihlemiş.

Esnaf Şeyhi sağındaki-solundaki dükkânları işletenlere gönül gözüyle bakar bakmaz, şaşırmış: Zira kimisi ayı, kimisi köpek, kimisi tilki, kimisi domuz, kimisi sırtlan ve çakal şeklinde gözükmüş gözüne: Dehşet içinde kalmış.

Selâmi Ali Efendi sormuş Esnaf Şeyhi’ne: “İç yüzlerini gördün mü?”

“Gördüm Şeyh’im!”

“Peki, sen böylelerine selam verir misin?”

“Veremem, verilmez!”

“Ben de veremiyorum. Zira her baktığımda iç yüzlerini görüyorum.”

Mevlâna boşuna mı, “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” diyor?

Geriye sadece bir “ibret dersi” kalıyor ki, o da alabilene!

İkinci rivayete göre, Selâmî Baba, sokakta yürürken sağına soluna bakmaz daima önüne bakarmış. Selâmî Baba bir gün yine müritleriyle birlikte cuma namazına giderken yanındaki dervişlerden biri, Selâmî Baba’ya:

-Azîzim, insanlar size saygıda bulunmak için ayağa kalkıyorlar fakat siz başınızı sağa sola çevirmeden yürüyorsunuz, bunun sebeb-i hikmeti nedir, diye sormuş. Bunun üzerine Selâmî Baba:

-Evlât! Bir daha selâm vermek isteyenler olursa bana haber ver, demiş. Üç beş metre sonra yine halk ayağa kalkmış. Derviş:

-Sultanım, bakın size selâma durdular, dediğinde; Selâmî Baba, bir himmet ve teveccühle Derviş’ingözlerindeki perdeyi kaldırır.

Derviş Mehmet, selâma duranları çeşitli mahlûkat olarak görür. At, katır, merkep, kedi, köpek gibihayvan suretlerine girmiş olarak görür. Bu görüntünün üzerine derviş:

-Ey ahali! Sokaklara çeşitli hayvanlar dolmuş, diye feryat eder ve bağırır. Sokaktan kaçar ve câmiye girer. Câmide ezanı okuyan müezzinin ve hutbe okuyan imam efendinin sîretlerinden sûretlerine yansıyan hayvânî huyları görüp:

-Manda ezân okuyor; deve hutbe okuyor, demeye başlar. Cemaat, derviş’i bir güzel döver. Derviş, câmiden çıktığı gibi doğru dergâha saklanır. Her tarafı yara bere içindedir. Bunun üzerine Selâmî Baba:

-Oğlum, geçmiş olsun, sana ne oldu, dediğinde, yediği dayağı anlatır. Selâmî Baba:

-Oğlum, bundan sonra benim selâmıma karışma olur mu? der. O günden sonra zatı şerifin ismi “Selâmsız şeyh” olarak anılır. Yine İstanbul’da bu zâtın ismine hürmeten Üsküdar’daki bu semtin adı “Selâmsız” olarak kalır.

Kadılık yapmış, müderris olmuş ve ardından müftülük görevini yerine getirmiş olan Şeyh Selâmi Ali Efendi selamın önemini, toplumdaki yerini, esnaf tarafından nasıl anlaşılacağını bilmeyen birisi miydi? Tabi ki hayır. Şeyhin bu hareketinin nedeni İslamiyet’teki selamlaşma kurallarıdır. Bunlardan birisi de, adam olana selam verilmesi, kötü işlerle uğraşan ve hatta Müslüman olmayanlara selam verilmemesi kuralıdır. Burada Selami Ali Efendi, esnafı kötü işlerle uğraşır bir halde olduklarından hayvan suretinde görmüş ve selamlaşma kuralını bu sebepten uygulamamıştır. Burada verilmek istenen mesaj, esnafın kötü işlerle uğraştığıdır. Bu noktaya farklı bir yolla dikkat çekilerek, hatadan dönülmesini istemiştir.

İşte selâmsızlar semtinin ismini alma rivayetleri bu şekilde. Yolunuz düşer de bu semte giderseniz sizi başka rivayetler, hikâyeler veya olaylar bekliyor olabilir. Semte tek başınıza gitmiş olsanız bile sizinle beraber gezecek veya her yerde göreceğiniz çocuklar size eşlik edecektir. Günümüzdeki çocukların aksine teknoloji yerine sokak oyunlarını tercih eden, akşama kadar oynayan çocuklar sizi kendi çocukluğunuza götürecektir. Semtte genel olarak evdeki yaşantının, kahkahaların ve eğlencelerin dışarıya taşınmış olduğuna şahit olacaksınız. Yer yer köşe başında bekleyen insanları görmeye de hazırlıklı olun. Her günü hareketli geçen bu semt görülmeye değer.

Zehra Çakır

Kaynakça

https://www.folkloredebiyat.org/Makaleler/1677898784_fe94-4.pdf