Doğruluk Üzerine

Dünyaya tanımlamalar üzerinden bakarız. Kendi tanımlarımız ya da başkalarının bizden çok daha önce yaptığı tanımlar üzerinden. Elmaya asırlar öncesinden elma dendiği için elma deriz. Çünkü onun elma olarak ilk olarak öğrendik. Daha sonra ikinci bir dil olarak İngilizce öğrenirken apple diye başka bir kelime ile başka bir dilde ifade edildiğini gördük ve bu tanımı kabullendik. Pek az insan yeni tanımlar, kelimeler ve tanımlamalar üretmiştir.

Tıpkı isimlerin pek çoğunda geçmişten gelen tanımlara mecburuz. Peki iyi veya kötü, doğru veya yanlış, mübah veya haram, fayda veya zarar olanlar hakkında nasıl tanımlarımız var? Bu noktada insanlar ortak olduğu kadar bireysel tanımlamaları da aktif olarak kullanıyor. Bunların da kilogram, metre, litre gibi ölçüleri var mıdır? Belki doğruyu ve yanlışı dört bakış ile ayırt ediyoruz. İlk olarak din, ideoloji ve ilkeler. Bir başkası olarak yaşam şartları sonucunda oluşan içsel vicdani hissiyatlarla değerlendirmektir. Bir farklı açıdan içinde bulunulan grubun veyahut toplumun onlayıp reddettiği şeyler üzerinden. Bir ötekisi ise fayda ve zarar üzerinden pragmatist bir bakışla.

Belirli ilkeler etrafında doğruluğa bakmak genellikle belirlemiş bildirilmiş davranışlar üzerinden uygun veyahut uygunsuz olduğunu belirtmektir. Bu bir anayasa, vahiy, ideoloji olabilir. Bahsedilen tüm örnekler belirli ilkeler ve düşünüş biçimleri ve yaklaşımlar üzerinden belirlenmiştir. “Serbest piyasa ekonomisi kötüdür ve zararlıdır.” “Faiz haramdır.” gibi yargılar bu yöntem ve ölçüye verilecek en uygun örneklerdir.

İnsan duyguları ve yaşantısıyla şekillenen ve tüm insanlarda bulunan doğru ve yanlışı belirlemede kararsız kaldığında herkesin başvurduğu yer vicdandır. Herhangi bir ilke ve kaidesi olmamakla birlikte bir mensubiyet belirtmez son derece özneldir. “İçimden böyle geldi ve yaptım.” ifadesi yapılan işin fayda zarar veya ilkelere uygunluk açısından değerlendirilmeden içsel bir motivasyonla harekete geçilerek yapılan davranışı belirtir.  Yapılan iş bazen kişiler tarafından sadece o an için bile doğru kabul ediliyor olabilir. İki düşman askerinin birbirini savaş esnasında öldürmekten vazgeçip birbirine yardım etmesi, amaçları ve sonuçları bir kenara bırakıp öldürmenin kötü bir şey olduğu hissiyatıyla hareket etmesi bu vicdani harekete örnek verilebilir. Töre vb. eski ve toplum tarafında kabullenilmiş uygun davranışları doğru davranışlar olarak görmek buna örnek olarak verilebilir. Gelenek iyidir.

Daha önce verilen kararlardakini aksine grubun doğruluk tanımları özgürlük açısından daha dardır. Bu kurallara uymamak toplumdan dışlanmak, görmezden gelinmek, onuru zedelemek gibi ağır sonuçlara sebep verir. Her ne kadar ilkesel doğrularla hareket etmeyi içine alıyor olarak gözükse de ilkesel davranış insanın kendi başına kaldığında sürdürdüğü doğruya karar verme mekanizmasıdır. İlkesel olan bellidir ama grubun kendi özgün ve değişebilen doğruları daha fazladır. Daha az bilinç kapsar ve birlikte kalma duygusunun ağır bastığı doğruları vardır.

Faydacı doğruluk daha çok fayda ve zarar görme ilişkilerine dayanır. “Zafere giden her yol mubahtır” ifadesi faydalı olanın doğru olduğunu kabul etmektir. Doğru davranış yer ve zamana göre sık sık değişim gösterir. Hiçbir ilke gözetmeksizin sonuca ulaşmak ve tatmini sağlamak odaklıdır. Pek çok zaman insanlar tarafından doğruluk olarak kabul edilmeyip eleştirilsede. Bütün davranışlarda ilkelerle, gelenekle ya da vicdana göre hareket etsek bile bunların yanında fayda ve zarar hesabı her zaman yapılır. Örnek verecek olursak insanlara yardım etmek iyidir diyebilirsiniz ama pek çok insan bunu yardıma muhtaç duruma düşmeyecek kadar yapar. Sadece faydacı anlayışla yahut bencilce hareket etmekte ise İnsanlara faydalanamayacağın sürece yardım etmek kötüdür, der. Amerika’nın dünya savaşını kazanmak için atom bombası atmasıyla örnek verebiliriz. Her doğru tanımına ters olsa da sonuç olarak savaşı kazandırma açısından faydalı olmuştur ve doğrudur.

Hiç kimse bu saydıklarımızın sadece biri üzerinden hareket etmez. Bunların harmanlanması sonucunda bir bakış açısı oluştururuz ve zaman zaman çatışmalar yaşarız. Kimi zaman da bile isteye doğru olmadığını düşündüğümüz işler yaparız. Yaptığımız bir eylem nihayetine varana kadar asla tam anlamıyla hayır mı yoksa şer mi olduğuna emin olamayız. Doğru diye yaptığımız, kabul ettiğimiz bir davranış kötü sonuçlara yol açabilir. Yanlış yaptığımızı düşünürken iyiliğe yol almış olabiliriz. Doğru ve yanlışın bir skalasını çıkarsak bile asla kesin ölçülere ulaşamayız. İşlediğimiz davranışların ve düşüncelerin sonucunu daha fazla öngörebilmeye çalışmaktan başka elimizden bir şey gelmez. Bu yüzden doğruluğu sonuç odaklı düşünmekten hiçbir zaman kurtulamayız. Bunu aşmak yalnız beşerlikten tamamen sıyrılıp çıplak insan olmaktır. Bu da ancak ölmekle mümkündür.

Ali Sait Samyürek