Lord of War: Savaş Gerçek Bir Hikâyedir

2005 yapımı Lord of War, Andrew Niccol’ün en gerçekçi filmlerinden. Niccol filmi, gerçek hayatta yaşanan olaylardan esinlenerek çekmiş. Bu nedenle ilk sahneden itibaren acımasızca gerçekle yüzleşmeye başlıyorsunuz.

Şüphesiz filmi izleyen her izleyici için filme dair konuşulduğunda ilk söze başlanacak husus, ilk sahnenin vurucu etkisi olacaktır. Çünkü ilk sahnede kahramanımızı tanımaya adım adım yaklaşırken hakikaten günümüzde gerçekleşen bir seyri görüyoruz. Bir kalaşnikof mermisinin fabrikada üretim aşamasını, kovan üzerinde bir pencereden izleyerek mermi çekirdeğinin vahamet dolu menziline ulaşmasını seyrediyoruz. Mermi çekirdeği kovandan ayrılıp hedefine vardığında biz de başkarakter Yuri Orlov’un gözlerine odaklanıp silah, sanayi ve dünyada ateşli silahların boyutu hakkında verdiği istatistik bilgilerini dinliyoruz. Bu korkunç rakamlar ve oranların ardından Yuri bize, onu ve temsil ettiği kişilikleri, bu kişileri ortaya çıkaran düzeni anlatacak cümleyi kuruyor “Dünyada her 12 kişiden biri silahlı durumda. Peki geri kalan 11’ini nasıl silahlandırabiliriz?”. Bu dakikadan sonra Yuri’nin ailesinin kökeni, sosyolojik durumu ve gelişim süreçleri hakkında karakteri zihnimizde oturtmak için önemli olacak kısa bilgilendirmelerin ardından film, Yuri’nin silah ticaretine adım atış hikayesini anlatıyor ve ardından bu ‘parlak’ sektörde yükselişi, yaşadıkları ve en önemlisi yaşattıklarını anlatıyor.

Silahlar ve savaşlar yüzyılladır insanlığın hatta insanoğlunun serüveninin başlamasından itibaren somut bir olgu olarak var. Savaş; kimilerince insanlığın topyekûn bir organizma gibi düşünülerek kendi bağırsaklarını temizlemesi, kimilerine göre ise bir insanlık dramı. Bu film ise bu sosyal yaklaşımların herhangi biri doğrultusunda şekillenmeden insanoğlunun ortaya çıkardığı neden-sonuç döngüsü ve aynı zamanda birilerinin zalimliği üzerine kurulu bir facia.

Lord of War emsallerinde alışık olunmayan fakat benzeri saiklerle çekilmiş örnekleri bulunan bir yaklaşıma sahip. Film hakikat ile rüyayı, zahir olan ile bilinmeyeni doğal haliyle birbirine bağlayarak bize sunuyor. Filmde takip edilen yaklaşımı pek çok açıdan tutarlı görebiliriz. Kuşkusuz Niccol’ün gerçekçi perspektifi tutarlı olan hususlardan ilk öne çıkanı. Bu bakış sayesinde şiddet, savaş ve silah ticareti üçgenini hâkim olarak inceleyip görebiliyoruz. Mevzubahis açıdan okuduğumuzda, teknik özellikler ve sanatsal yaklaşım haricinde amaç doğrultusunda değerlendirildiğinde olumsuz bir etki oluşturduğu görülüyor. Çünkü toplum için yıpratıcı ve yıkıcı olan şiddetin, savaşın karşısında sivil irade olarak her zaman yenilgiye uğrandığı ve uğranılacağı ön kabulünü oluşturuyor. Yöneticilerin, politikacıların, sanatçıların (ki bu bir tezattır hakkında konuştuğumuz bir sinema eseri), kanaat önderlerinin hasılıkelam kirli bir yeraltı ve savaş, şiddet dünyasında otorite kurmak isteyen veya kuran, sisteme karşı mücadele verme sorumluluğunda olan, direniş gösterecek konumda bulunan odakların, kurum ve kişilerin, örgütlerin külliyen çaresiz yahut yetersiz kalacağını seyirciye bir sonuç hatta ders niteliğinde sunuyor. Teslim olup çaresizliği kabullenmek neticesine ulaşan gerçekçilik sinema ile ulaşılan insanlarda farkındalık yaratırken yanlış olanı kabullenmesi ve sonrasında belki özümsemesine neden olabilir. Belirtilen bağlamda duygusal yoğunluk veren sahnelerin vurgu özelliklerinin artırılarak malum etkilerin sonuçlarını olumlu yönlendirmek mümkün hale gelebilirdi.

Filmde ele alınan konu üzerinde bir de kurban ve cellat rollerini gerçek hayatta yaşayan insanların sosyolojik ve psikolojik halini incelemek gerek. Ayrıca bu hadiselerin farklı coğrafyalarda nasıl bir seyir gösterdiği, nasıl bir sosyopolitik ve psikopolitik özellik sergilediği, değişen coğrafya, kültür bileşenleri arasında netice ve serencam açısından benzerlikler olup olmadığı araştırılmalıdır. Filmin bu hususu es geçmediği göze çarpıyor fakat ‘kurban’ olan tarafın biraz ihmal edildiği göze çarpmakta. Sürenin verimli kullanımı sağlanarak bir de o hayatlardan birine biraz daha geniş çaplı bir pencere açılabilirdi.

Silah kaçakçılarının hayatının bunun yanında benzer özellik gösteren diğer karakterlerin (buna ortak olan idareciler, devlet adamları, ordu mensupları, sermayedarlar, örgüt liderleri vb.) kendi psikolojileri ve yakın çevrelerinde oluşturdukları etki de filmde en iyi alınan hususlardan olmuş. Aile, akraba, dostlar ve arkadaşlar yani insanın hayatındaki en değerlilerinin bile böyle bir hayatta artık vazgeçilemez hatta feda edilemez olmayışı ve bahsedilen karakterlerin bunu kabullenebilmesi ilginç bir durum fakat yine gerçekçi olarak ele alınmış, dehşetli ve etkileyici olarak ortaya konulmuş.

19, 20 ve 21. yüzyılların getirdiği hayatın ve gerçeklerin anlatılması ve anlaşılmasının ihtiyacı için izlenmesi yararlı bir film olmuş. Bu yüzyıllar öncesinde gelişen süreç, bu süreç ve sonrasında ortaya çıkan dünya düzeni ve bundan sonrasında da yakın gelecek için her zaman karşımıza çıkacak olan dersler ve çıkarımlar içeren filmin bize sunduğu çıkarımlar ve meseleler aslında, insan mevzubahis oldukça doğal akış seyri yani insanoğlunun serüveni devam ettikçe hep karşımıza çıkacak olan temel meselelerdendir. Seyredilmesi faydalı, oyunculuklar ve teknik detaylar bakımından gayet güzel, sürükleyicilik ve seyirci keyfi açısından harikulade bir film.

Abdussamed Yunus Çağlıyan

KaynakçaTunç, Ertan. “Yüksek Frekanstan Gerçekler” Beyazperde. web.2005

“Savaş Tanrısı”. Sayı 8 İstanbul, Film+, Kasım 2005