Emile Durkheim ve Anomi

İnsanlar bir toplum içinde doğar, büyür, yaşar ve ölürler. Bu yaşam serüveninde bazı inançlar edinirler ve bu inançları düzenleyen belirli normlar mevcuttur. Bu normları da idare ettiren  bazı güçler vardır.

Köken olarak Yunancadan gelen anomi kavramı bazı toplumsal düzenlemelerin ortadan kalktığı durumlarda kişinin üzerinde denetleme gücünün ortadan kalkması sonucunda ortaya çıkan normsuzluğu tanımlamak için kullanılan terimdir. Türkçe’ye bu kavram ‘kuralsızlık, kuralların olmaması’ olarak çevrilmiş ve bu şekilde tanımlanmıştır. Daha ayrıntılı bir tanım ile kavram açıklanacak olunursa toplumda ya da bireyde belirli değerler olarak kabul edilen kuralların artık geçerliliğini kaybetmesi ve işlevlerinin durması olarak tanımlamak mümkündür.

Bu kavramı ilk defa Emile Durkheim tarafından kullanılmıştır. Ardından gelen sosyologlar için anomi sosyal normlar ve kuralların etkinliklerinin ve önemlerinin azalması sonucunda fertlerin düzensiz, kararsız, dikkatsiz ve belirsizlik içine girmelerini ifade etmek için kullanılmıştır. Yani anomi durumunda, bireyler hedefleri doğrultusunda ilerlerken ahlaki normlar ve düzenleyici normların gözetiminde hareket etmemeye başlamışlardır. Bu durumda kurallar ve değerler arasında karmaşa ve kuralsızlık baş gösterir. Durkheim aslında anomiyi kurallara uymamadan ziyade, topluluk ve grupların kuralları yerine getirme aşamasında normlara olan inançlarını kaybetmeleri ve bu kaybediş sonucunda yukarıda da belirtildiği üzere belirsizlik ve karmaşaya sebep olan bir durumun ortaya çıkması olarak belirtmiştir..

Durkheim “anomi” kavramını ‘Toplumsal İşbölümü’ adlı tezinde dile getirmiştir. Bu tezde Durkheim organik dayanışmayla beraber insanlar arasında yani toplumun yapısında farklılaşmaların meydana geleceği ve bu farklılaşma-değişimin sonucunda da bozulmaların doğacağına vurgu yapmıştır.

Tezinde ayrıca anomiye neden olacak üç noktadan bahsetmektedir:

  • Dünya ekonomisinde ortaya çıkan krizler
  • İşveren ve çalışan arasındaki ekonomik ilişki
  • Bilimsel çalışmaların ayrışması ve profosyonelleşmesi

Anomi, her toplumda birbirinden farklı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ortaya çıkan anomi durumunun derecesi de toplumdan topluma farklılıklar gösterir. Buna vurgu yapmak için anomi sebeplerini Durkheim üçe ayırmıştır. Burada şu noktaya da parantez içinde vurgu yapmak gerekmektedir: Durkheim krizlerin bir anomiyi doğuracağına vurgu yapsa da kriz sonrası ani refah artışının da anomiyi doğuracağının üzerinde durmuştur. Çünkü ani refah artışının kişi de toplumun verdiği desteğin yok olmasına neden olacağından -yani kişinin bundan mahrum kalacağına- vurgu yapmasından dolayıdır.

Her toplumda anomi seviyesinin ve etkisinin farklı olduğu yukarıda vurgulanmıştı. Durkheim bu seviyenin en sonunun ‘intihar’ olgusu olduğuna vurgu yapmıştır. İntiharı da üç çeşide ayırmıştır.

İlk olarak tanımladığı Bencil intihar kişi ve yaşadığı toplum arasında duygu ve düşünce birliğinin olmamasından kaynaklanan intihardır. Arzular ile tatminlik duygusu arasında fark fazla olursa kişi bu intihara yatkın olur. Başkalarını düşünen intiharda ise birey ve toplum arasında ortak duygu, düşünce ve hedeflerin aşırıya kaçacak şekilde bütünleşmesi söz konusudur. Son olarak da Anomik intihar ise bireylerin yaşadığı toplumlarda kuralların olmaması ya da kişinin bu kuralları kabul etmemesinden doğan sorunların sonucu olan intihardır. Kişiler normatif düzenlemelerin gevşediğini fark ettiği an ise anomik intihara meyilli olurlar. Bu intiharın ise özellikle sanayileşmiş toplumlarda görüldüğüne vurgu yapmaktadır.

Durkheim anominin nedeni üzerinde durmaktadır. Bunun nedeninin toplumun yapısının (özellikle sosyal yapının) değişmesinden kaynaklandığına vurgu yapar. Değişim, olumlu ya da olumsuz olabilir. Asıl önemli olan olumlu ya da olumsuz olması değil; değişimin olması anominin kaynağı olarak kabul edilir. Ayrıca birey için anominin ölümcül sebepler doğuracağına vurgu yapmaktadır. Bu yüzden de toplumu önceliyor ve atomist toplum kurumlarına da mesafeli duruyor. Bu sebeple de insanı, hem insan hem de toplumsallaşmış bir kişilik olarak düşünüyor. Böylece  arzularına, menfaatlerine karşılık toplumu düşünen yani kişi toplum için önceliklerini feda edebilmesinin gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Son olarak unutulmamalıdır ki  sosyal ve kültürel yapı arasında meydana gelen uyumsuzluk anomiye sebebiyet verdiği düşüncesi başta Merton olmak üzere birçok sosyolog tarafından daha sistemli ve   analitik ele alınmıştır.

Şeyma Nur Eser