İslam Mimarisinde İlk Dönem Sivil Mimari

İslam Peygamberi dönemi İslam mimarisinin ilk eserleri olan Mescidi nebevi ve birkaç küçük mescid gözümüze çarpmaktadır. Ancak bu yapıların genelinde ön planda işlevselliğin olduğu estetiğin ikinci planda kaldığı özel bir önem verilmediği bilinmektedir. Bu dönem plastik sanatların örnekleri yok denecek kadar gelişim göstermiştir.

Bu durum Hulefa-i Raşidin döneminde de değişmemektedir. Sanatsal ve anıtsal yapılarının çoğunun fethedilen toprakların mevcut yapılarının kullanım şeklinden çok koparılmadan tekrar dini yapı konseptinde kullanılmaya devam edilmiştir. Bu anıtsal öğeler İslam mimarisinin kilometre taşları olmuş oluşumunda bu temelleri kullanmıştır. Bunun yanında kültürel benzeşme Emeviler döneminde zirve dönemini yaşamıştır. Genellikle bu dönem eserleri iki büyük medeniyetin çizgisiyle oluşmaya başlamıştır. Bunlar Helen ve Acem mimarisidir.

Arap yarım adasında plastik sanatlar çok fazla gelişmemiş olması büyük devletlerin kurulmaması ve sözlü sanata daha fazla ilgi duyulması sebebiyle büyük bir miras ile Emevilere ulaşamamış Emeviler dönemi büyük eserlerinin yapımında çevre etkisini artırmıştır. Hanedan devleti tabiri İslam’da yeni olsa da yer kürede gayet yaygındı ve gelen her lider kendini ön plana çıkarmak ve adını duyurmak için büyük ihtişamlı yapılar inşa ettirirdi. Bu gelenek bağlamında Emeviler dönemi İslam mimarisi için besmele niteliğindedir. Sonraları manevi değerleri maddi değerlerini gölgede bıraksa da besmele dönemi eserleri büyük ihtişamlarla hala ayaktadırlar.

Sınıflandırmaya iki bağlamda ele alırsak sivil ve dini mimari olarak alabiliriz. Bu yazımızda sivil mimari ve bunun örnekleri üzerine konuşacağız. Sonraki yazımızda dini mimarinin hala mihenk taşları olma özelliğini taşıyan eserleri iki bölümde ele alacağız.

Sivil mimari saraylar hanlar hamamlar gibi dini yapı öğelerinin tamamını kapsayan bölümdür. Emeviler döneminde bu gelişim genellikle aşamalı olarak karşımıza çıkmakta önce saray ve hamam gibi hanedan için tasarlanmış yapılarla karşılaşırken ve bu yapılar dışardan çok estetikten uzak görünse bile içinde İslam mimarisinin başlangıcını barındıracaktır. Bu eserlerden ilk ele alacağımız Kuseyr Amra sarayıdır.

Kuseyr Amra Sarayı:

Kuseyra Amra sarayı çöl güzeli saraylarından biridir. Saray dış cephe ile çok ciddi anlamda estetik kaygı ile inşa edilmediği fikrini aklımıza getirse de büyük bir estetik kaygıyı içinde barındırmaktadır. Saray 1.velid tarafından 705 ile 715 arasında inşa edilmiştir. Beş temel alandan oluşan saray da bunlar kasr, saray, ahır, depo, hamam ve su deposudur. Yapı dışardan bir sur ile güvenliği sağlanma alışılmış bir yapıdır. Bu kompleks yapı temel olarak iki bölümden oluşmaktadır. Bunlar hamam ve saraydır.

Saray üzeri kubbe ve beşik tonoz ile örtülmüş bazelik bir yapıya sahiptir. Sarayın duvarındaki iki oval duvar ile sarayın kilise mimarisinin bir etkileşimi olduğunu anlıyoruz. Duvarlarıyla başlı başına tekrar tekrar ele almamız gereken saray mozaik ve kabartma sanatının eşsiz ilk örnekleri ile karşımıza çıkmaktadır. Erken dönem İslam mimarisi Emeviler öncesinde putperestlikten sebep çok ciddi anlamda sansürlüydü. Belki yapının dışında bu tür sanatsal öğelerin bulunmaması da toplumsal baskının hala etkin olmasındandır. Sarayın duvarında mitolojik öğelerden hikaye figürlerine geometrik sanattan mozaik sanatlara çok sayıda farkı örnek bulunmaktadır.

Kuseyr Amra Sarayı

Hamam bölümü ise başlı başına incelenmesi gerekmektedir çünkü İslam dinin bile sınırlarını zorlayan Emevi mimarisinden günümüze İslam mimarisinin örnekleriyle uyuşmayan yönleri bulunmaktadır. Çıplak kadın figürlerinin raks eden figürlerin duvarları süslediği bu hamamlar temizlik anlamıyla değil etkilendiği mimarlıkların işlevi de beraber getirilmiş. Bir eğlence alanı olarak ele almamızı zorunlu hale getirmiştir. Günümüzde bile İslam mimarisinin bir parçası mı yoksa Arap mimari içerisinde mi incelenmesi tartışma konusudur. Tüm bu ilişkileri tüm saraylarda göreceğimiz hatta daha ileri gidileceğiniz bilmenizi isterim. Yapı saltanat savaşları sebebiyle çok ciddi anlamda tahrip olmuş günümüze bu tahripten sonra yapılan restorasyonlar ulaşmıştır. Restorasyonu sırasında fark edilen bir duvarın Emevi hanedanının üyelerinin portelerin olduğu duvardır burada isimler Arapça ve Yunanca nakşedilmiştir. Büyük kemer ve tonozlar dikkat çeken öğelerdendir. Son olarak da kabartmaların başlangıç eseridir.

Bir sonra ki eserimiz Hırbetü’l Mefcer sarayıdır.

Hırbetü’l Mefcer Sarayı:

Diğer adıyla ‘’kaynak sarayı’’ olarak anılan bu yapı II. Velid zamanında yapımına başlanılmıştır. Ancak yapı iç karışıklıklar sebebiyle tamamlanamamıştır. Bu saray külliye mantalitesinin temellerini atmıştır. Bu sarayın temel üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar cami, saray ve hamamdır. Emevi mimarisinin temel oluşum öğesi avludur. Yapı avlu çevresinde şekillendirilmiş öğeler dizisinden oluşmaktadır. Avlu kemer ve tonozların oluşturduğu karşılama şöleni sağlar.

Caminin sarayla birlikte yapıldığı bu eserde sarayın karşılama salonu boyutunda bir camisi vardır. Saray ve hamamın süslemelerini yerini bitki figürlerinin aldığı duvar ile ihtişamlı sütunların oluşturduğu bu saray camisidir.

II. Velid sefahate düşkünlüğü ile bilinirdi. Sarayın her yerindeki eşsiz helen ve acem mimarisinin süslemelerini görüyoruz. Bunun yanında hamam bölümünün daha fazla işlevselleğini arttırmış ve halvetler hamama taşınmıştır. Ayrıca aktif bir hamam ve saray ilişkisi ilk bakışta dikkatleri celb etmektedir. Saray inşa tarihinden hemen sonra tamamlanmadan terk edilmiş ve tüm çöl saraylarının kaderiyle baş başa kalıp kumlar altında kalmıştır. 1948’de yapılan bir araştırmada tekrar bulunmuştur. Mozaik şaheseri diyebileceğimiz eserin ne yazık ki birçok mozaiği günümüze sadece küçük kısmını miras bırakabilmiştir.

Mesatta Sarayı:

Birçok çöl sarayı gibi sonradan gün yüzüne çıkarılan 8.yy. sarayı olan Mesatta Sarayı kare planlı olup taş oymacılığının yoğun olduğu saraylardandır. Asur mimarisine benzer şekilde duvarlardaki zikzaklı motiflerle karşılaştığımız duvarlar ayrıca örme taşların üzerine kabartmaların çeşit çeşit olmasıyla da dikkat çekmektedir. Kuştan aslana çiçekten sfenkse çok farklı sanatsal motifleri bir arada göreceğimiz bir yerdir. Birçok Emevi din yapısında da gördüğümüz gibi cami duvar ve tavanlarınız sadece çiçek motifleriyle süslendiğini görmekteyiz. II. Abdulhamit dönemin de Almanya’ya sarayın bir cephesi boydan boya hediye edilmiştir. Cephe günümüz Ürdün topraklarından Almanya’ya taşınmıştır. Bergama müzesinde sergilenmektedir. 144 metre uzunluğunda olan bu cephe Emeviler dönemindeki tamamlanmamış sarayların bir parçasıdır.

Kasru’l Garbi Sarayı:

Suriyede antik almira şehrinin yakınlarında bulunan hişam bin abdulmelik tarafından yapılan saraydır. Saray kare planlı olup han hamam ve saraydan oluşmaktadır. Avlu etrafında toplanılan yapıların revak ve oymalarla süslendiğini görmekteyiz. İnce taş mimarisiyle döneminin zirve eserlerdendir. Ne yazıktır ki yapının mozaikleri günümüze ulaşmamıştır. Suriye savaşından dolayı olarak şuan ki durumu bilinememektedir. Ancak unutulmaması gereken önemli sivil mimari yapılarındandır. Bu eser külliye mantalitesinin mihenk taşlarındandır.         

Davut Ufuk Erdoğan