Liberal Düşüncede Birey ve Devlet

Liberalizm, özgürlük, serbestlik gibi anlamlara gelen İngilizce kökenli “liberty” kelimesinden türetilmiştir. Temel doktrini özgürlük olan bu düşüncenin, salt özgürlüğü savunan bir düşünce biçimi olduğunu söylemek eksik kalacaktır. Liberalizmi dört temel ilke çerçevesinde açıklayabiliriz. Bireycilik temelli, bireylerin her alanda özgür olmasını savunan, ekonominin kendi işleyişi içerisinde serbest bırakılması gerektiğini düşünen ve devletin bireye, topluma ve özgürlüklere müdahalesinin en az seviyede olduğunu tasarlayan bir ideolojidir.

Liberalizmin tanımından hareketle köşe taşı mahiyetinde bazı kavramlar vardır. Bireycilik ve piyasa ekonomisi bunlardan sadece ikisidir. Liberalizm insanın her alandaki özgürlüklerini güvence altına almayı hedef koyar. Bu bağlamda devletin bireye müdahalesini en aza indirgemeye çalışır. Liberalizm, temelini ‘birey’ üzerine kurmuştur. Özellikle modern ve devamında postmodern anlayış ile birlikte bireyin otonom yönü ön plana çıkmış, paternalist bir anlayıştan sıyrılma çabaları görülmüş ve bu çaba da büyük oranda başarı sağlamıştır.

Liberal düşünceye göre insan kendi kararlarını verebilme potansiyeline sahiptir. Bununla kalmayıp fiillerini eyleme noktasında da tam olarak özgürdür. Öyle ki liberal düşünceye sahip bazı düşünürler “laissez faire, laissez passer” yani “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” mottosunu benimsemişlerdir. Fakat bu anlayış zamanla değişerek özellikle piyasa ekonomisinde “Görünmez El” ilkesine yerini bırakmıştır. Liberal düşünce doğuşundan beri devletin varlığını sorgulamış ve bireyin tam bağımsız olabilmesi için mümkün olduğunca müdahale etmeyen bir devlet anlayışını benimsemiştir. İnsanın özgürlüğü için devletin ancak özgürlük önündeki engelleri açacak bir vasıta olması gerektiğini savunmuşlardır. Kutsal olarak kabul edilmesi gereken şey devlet veya diğer kurumlar değil, birey ve özgürlükleridir.

Aydınlanma düşüncesi ile beraber Tanrı fikri nasıl yerini devlete bırakmışsa özellikle aşırı liberaller de diyebileceğimiz “libertarianistlerin” savunusuna göre birey tanrılaştırılmıştır.

Bireye tam yetki verilmesinden mülhem devletsiz toplum yapısının gerekli olduğunu vurgulamışlardır. Liberalizm denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Locke bireyin temel haklarından bahsederken yaşama hakkı ve özgürlüklerin yanında mülkiyet hakkından da bahseder. Bu hakların ihlal edilmesi söz konusu bile olamaz. Bireylerin mülkiyet edinme hakkına dokunulmadığı müddetçe kişiler rekabet içinde olacak ve böylece toplumun refah seviyesi de artmış olacaktır. Yani bireysel çıkarlar aynı zamanda toplumun da çıkarına olmuş olacaktır.

Tarihsel seyri içerisinde baktığımızda liberalizmin ilk nüvelerinin siyasi liberal düşünce içinde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Her ne kadar ilerleyen dönemlerde bireycilik ve ekonomik alanlarda da kendine has düzenleme önerilerinde bulunsa da özellikle devlet bağlamı konusundaki çizgilerini her zaman korumuştur. Liberalizmin devlet anlayışı olabildiğince sınırlı ve en az müdahalede bulunan devlettir. Sınırlılıktan kastımız şudur:

Devlet insanın özgürlüklerini sınırlamadan, mümkün olan en üst seviyede özgürlük alanı oluşturan, içeride ve dışarıda özgür yaşam için güvenliği sağlayan ve en önemli özelliklerden olan ekonominin serbest piyasaya bırakılmasını sağlayan bir kurum olmalıdır. Liberallerin savunduğu devlet ile paternalist devlet anlayışı birbirine tamamen zıt anlayışlardır ve liberalizmin reddettiği bir durumdur. Kamu hâkimiyetinin devlet işleyişinde söz sahibi olduğu liberal devlet anlayışında devletin görevlerinden bazıları küçükler, akıl hastaları ve düşkünler için toplum içinde konum belirlemektir. Bunun dışında rasyonel bireylere müdahale edemez. Liberalizmin devlet anlayışı konusunda ilk fikirler Hobbes tarafından ortaya atılmıştır. Hobbes’taki en önemli düşüncelerden biri yaşadığı dönemde var olan anlayışın aksine devleti Tanrı ile eşdeğer tutmamasıdır. Hobbes’a göre devlet ile toplum arasında bir sözleşme vardır ve devlet insanlar tarafından kendilerinin çıkarlarının korunması için oluşturulmuş bir yapıdır. Özgür bir birey ve toplum için Leviathan olarak isimlendirdiği devleti gerekli görmüştür. Devletle toplumsal sözleşme içinde olan halk da kendi elleri ile oluşturduğu devlete ihtiyaç duymuştur. Hobbes’tan sonra özellikle Locke’un düşünceleri çerçevesinde gelişen liberalizm siyasal bir hüviyet kazanmıştır. Locke’a göre de devlet ancak insan için vardır.

Özetle liberal devlet anlayışında insan ile devlet bir sözleşme içerisindedir. Bu sözleşme gereği devlet ancak kişilerin özgürlüklerini korumaları ve devamlılık sağlaması sayesinde var olacaktır.

Büşra Korkut