İslami Tıbbın Çarpıcı Tarihi

Hastanelerin Gelişimi

Erken dönem Müslüman fetihlerinin ardından, Arap fatihler kendilerini çoğunluğu Gayr-i Müslim olan bölgelerin idaresinde buldular. Müslümanlar ayrıca kendilerini özellikle Bizans ve Pers İmparatorluklarının büyük şehirlerinde daha fazla gelişmiş (sophisticated) kültürle karşı karşıya buldular.

Müslüman idaresi altındaki ilk doktorlar çoğunlukla Yahudi, Zerdüşt ve Hristiyan’dı. Kısa bir zaman sonra Müslümanlar diğer kültürlerden emsalleriyle birlikte çalışan ve onlardan öğrenen kendi tıpçılarını yetiştireceklerdi. Yeni Müslüman Orta Doğu’da ilk önemli tıbbi tesis 707 civarlarında Şam’da kuruldu. Bu hastane, Yahudi ve Hristiyan doktorların yardımıyla inşa edilmiştir. Burası bir hastaneden çok cüzzamdan açı çeken cüzzam hastalarının izole edildiği bir yer konumundaydı.

İslam dünyasında gerçek anlamıyla inşa edilen ilk hastaneler 786-809 yılları arasında hüküm süren Harun Reşid döneminde Bağdat’ta kurulmuştur. Bu hastaneler Farsça’da “Bîmâristan” kelimesiyle de bilinirdi. 1000 yılı itibariyle, İslam dünyası boyunca en az 30 hastane vardı. Hastanelerin gelişmesi sürekli büyüyen şehirler için gerekliydi. Birbirine yakınlaşarak yaşayan daha  çok insan, kentsel nüfus boyunca hastalıkların daha kolay yayılması anlamına geliyordu. Tebaayı (subject) korumak için, hükümet hastanelerin inşasına ve bakımına ödemeler yapardı. Ancak devlet hizmetleri var olan talepleri karşılayamadı bu yüzden özel bağışçılar halk için açık olan tıbbi merkez kuruluşlarına fonlar oluşturdular. Sağlık önlemleri dini bir vecibenin parçası olarak görülüyordu ve bütün tedaviler ücretsizdi. Yine de hastaneler hastaları din, ırk, vatandaşlık veya cinsiyetten bağımsız olarak tedavi etmek zorunda oldukları için asıl itibariyle profan (laik) kurumlar olarak kaldılar. Kabul edilen bir hastanın yatış süresi için hiçbir limit yoktu. Hastaneler, hastalarına tamamen iyileşene kadar bakmak zorundaydı. Hastanelerin kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı ama niceliksel olarak eşit olan ekipmanlara sahip olması gerekirdi. Kabul edilen hastalar cinsiyetine göre ayrılarak hemşireler ve hasta bakıcılar tarafından bakılırdı. Hastalar ya bulaşıcı hastalığa göre ya da bulaşıcı olmayan hastalığa göre koğuşlarda tutulurdu. Akıl hastalığı, göz hastalığı ve ameliyat için müstakil koğuşlar bulunmaktaydı.

Ebubekir er-Razi

Muhammed İbn Zekeriyya er-Razi, 854 yılında İran’da eski bir şehir olan Rey’de doğdu. Rey şehri, modern İran’ın en eski şehirlerinden bir tanesidir. Razi’nin tarihsel yüzü ile ünlü şehir, beraberinde ünlü Müslüman kelamcılar[1] ve ünlü simyacılar ile birlikte yerleşim yeri olarak yaklaşık M.Ö 6000 yıllarına ve Antik İpek Yolu üzerine uzanmaktadır. Rey şehri, ticaret ve ilimin (scholarship) önemli bir merkeziydi. Bugün büyük Tahran şehrinin bir eyaletidir.

Bugün Razi’nin hayatı hakkında bilgilerin doğrulanabilirliği kendi dönemi içerisinde yaşayan bir çok insan gibi yetersizdir. Hayatının olgunluk dönemlerinde Razi, Pers bölgesinden tıp çalışmak için ayrıldı. Sıradaki adresi, Müslüman dünyanın o dönemdeki en büyük şehri olan Bağdat’tı. Bağdat’ta Antik Dünya’dan çok önemli tıpçıların eserlerinin Arapça tercümelerine ulaştı. Bunlardan ilki, en erken Grek hekimlerinden (M.Ö 4.yy) ve kendisinden sonra Batı tıbbının babası olarak kabul edilen Hipokrat (Hippocrates, Ιπποκράτης) ve ikincisi, Roma İmparatorluğunda M.S ikinci yüzyıl boyunca bir doktor olarak çalışan Galen’di (Galenus).

Herhangi iyi bir alim gibi, Razi’de Greklilerin yüceliğini ve bilimsel olarak onlara ve diğerlerine çok büyük bir şekilde borçlu olduğunu kabul etti. Ancak bununla beraber, herhangi büyük bir alim gibi kendisi de temel metinlerini oluşturdu. O daha iyisini yazdığı zaman Greklilerin üstünlüğü söylemeye devam etmiştir.  

“Galen Hakkındaki Şüpheler” adlı eserinde, Razi, çoğu insanın hastalığını açıkladığı düşünülen dört mizah teorisine meydan okudu. Razi, burada Galen’in yanlışa düştüğü bir dizi diğer elementin varlığını gösterdi. (Yağlanma, tuzlanma, yanma ve sülfürük ile kaplanma gibi.) O ayrıca Hipokrat’ın yazılarına düzensiz ve oldukça kısa olduğu için eleştiriler getirdi. Ardından daha uzun ve düzeltici bir metin yazdı.

Razi geniş kapsamlı olarak tıbbi etik hakkında da eserler verdi. “Tıbbi Etik” adlı eserinde ahlakın tıptaki öneminden bahsetti. Razi’ye göre, hekimin kendi işinde iyi olması yeterli değildi, o ayrıca hastaları için bir rol model olmalıdır. Razi, egzersiz ve sağlıklı beslenmenin yanında zihin-beden ilişkisindeki bağlantının iyi bir sağlıkta birbirini takip ettiğini kanıtladı.  Genel sağlıkta diğer önemli faktörler; iyi bir doktor-hasta ilişkisi ve hastasının vücudunu her zaman tanıyan iyi bir aile doktoruna sahip olma olarak göstermiştir.

Ebubekir er-Razi, çiçek hastalığını (smallpox) ve kızamık (measles) arasındaki önemli farklıkları belirterek bu hastalıkları tam ve doğru bir şekilde tanımlayan ilk kişi olarak kabul edilir. Aynı zamanda bu hastalıklara mümkün olacak tedavileri de önermiştir. “Çocuk Hastalıkları” adlı eseri, “Pediatrik Hastalıkları” ilk olarak bağımsız bir tıbbi alan olarak belirten eserdir. Razi’nin gözlemleri ve cerrahi izlenimleri –çok sayıda yeni teşhis ve tedavi önerisiyle beraber- ölümünden sonra şimdilerde “Comprehensive Book of Medicine/ Kitāb al-Ḥāwī fi al-ṭibb ” olarak bilinen kitapta[2] derlendi. Bu kitap yalnızca Razi’nin görkemine bir takdir değildi, ayrıca o yazıldığı dönemde mevcut olan tüm tıbbi ilmin eksiksiz fihristini de sunar. Böylece, bu kitap en erken tıbbi ansiklopedilerden birisi olmuştur. Bu metin öylesine geniş ve detaylıydı ki Avrupalı tıp öğrencileri Razi’nin ölümünden 700 yıl sonra da kitabın Latince tercümesini hala kullanıyordu.

Razi’nin katı biçimdeki rasyonelliği ve bilimsel yaklaşımı altında her hastalığın eninde sonunda araştırmalar vasıtasıyla bir nedeninin veya kökeninin var olmasının anlaşılabilir olduğu düşünülüyordu. Razi, hastalığın -bazı insanların iddia ettiği gibi- Allah’tan gelen bir ceza olmadığı görüşündeydi. O doktorları yapmadıkları takdirde göz ardı edebilecekleri son tıbbi ilerlemeleri okumaları için cesaretlendirmiştir.  

Razi, “Medical Advisor for the General Public/ Man la Yahduruhu al-Tabib”[3] başlığıyla evde kullanım için ilk tıbbi kılavuzu yazdı. Bu faydalı inceleme Batı’nın pek çok yerinde yaygın bir kaynak olarak yirminci yüzyılın başlarına kadar kalacaktı. Kılavuz baş ağrısı, öksürme, soğuk algınlığı ve hazımsızlık gibi günlük şikayetlerin yanında daha ciddi rahatsızlıklar için tedavileri de içeriyordu. Razi, Melankoli için coşkunluk(euphoric) veren özelliklerinden dolayı, haşhaş özü -afyon- almayı tavsiye etti.

Ne yazık ki onun tüm tıbbi bilgisi ve anlayışına rağmen kendi zayıf görme yetisini düzeltmek için hiçbir şey yapamadı. Ömrünün sonlarına doğru Razi tamamen kör olduğunda güvenilir bir cerrah, görme yetisini yeniden kazanmayı sağlamak için bir ameliyat teklif etti. Razi’nin cevabı ise şöyleydi: “Ben bu ihtiyar dünyayı yeterince gördüm ve görme umudu için bir ameliyat çilesinden acı çekmeye değer vermiyorum.”

İbn Sina

Günümüzde Özbekistan sınırları içerisinde 980 yılında doğan İbn Sina, kendi hayatı boyunca bugün yarısından fazlası elimizde olan yaklaşık 450 kitap yazdı. 1025 yılında tamamlanan beş ciltlik “el-Kanun fi’t Tıp” dahil olmak üzere bu kitapların yaklaşık 40 tanesi  tıpla ilgilidir. İbn Sina bir felsefeci olarak daha önemli olsa da, Ortaçağ Avrupası’nda geniş anlamıyla erken tıbbın babası olarak tanımlanırdı. O henüz 13 yaşındayken tıbbi çalışmalara başladı ve 16 yaşında tıbbi uygulamaların pratiğine geçmiştir. İbn Sina gençken onun tıbbi bilgisi bölgedeki bir Samani hükümdarının hayatını kurtardı. “el-Kanun fi’t Tıp” yazıldığı dönemde tarihinin tartışmasız olarak en büyük tıbbi metniydi. Galen tarafından esinlenen ve orijinal olarak İbn Sina’nın vesayeti altında öğrenciler için bir ders kitabı olarak kullanılması için derlenen metin, akademisyenler tarafından yüzyıllar boyunca çevrilecek ve incelenmeye devam edecektir.

İbn Sina, tıbbi bilgileri orijinal keşifler yoluyla ilerletmesiyle ve var olan vücut bilgisinin geliştirmesiyle ünlenmiştir. Onun en önemli keşiflerinden biri, hastalığın hava yoluyla bulaşma potansiyelini teşhis etmesiydi. O ayrıca merkezi ve çevresel yüz felci arasındaki ilişkiyi ilk olarak doğru tanımlayan kişiydi. Ayrıca fiziksel durumlar hakkında çığır açıcı araştırmaları yönetmiştir.

İbn Sina’nın diğer yazıtları böbrek hastalıklarının tedavisini, kalp ilaçlarının üretimi ve kullanımını ve sözcük çağrıştırma ile kalp atışı oranındaki ilişkiyi gösteren bir dizi deneyi kapsar. İbn Sina’nın sözcük çağrıştırma deneyleri, yaklaşık 900 yıl öncesine dayanıyor ve bu deneyler vasıtasıyla Carl Gustav Jung 20. yüzyıl boyunca meşhur olacaktı. 

Dr. Eamonn Gearon

Çev. Abdullah Denizhan

Kaynak

https://www.thegreatcoursesdaily.com/development-of-muslim-medicine/

Dipnotlar

[1] Metnin aslında “philosopher” ifadesi geçmektedir. Rey bölgesi genel itibariyle kelamcıları ile meşhur olduğu için “felsefeciler” ifadesini kullanmadık. (ç.n)

[2] Kitabın Türkçe ismiyle karşılaşılmamıştır. Kitap üzerine yapılan atıflarda Türkçe olarak “El Havi” geçmektedir.

[3] Türkçesi ile karşılaşılmamıştır. En uygun ifade ile  “Halk İçin Genel Tıbbi Danışman” olarak tercüme edilebilir. 

1 Comment

Comments are closed.