Lena Chamamyan, Cha’am

Lena Chamamyan … Onunla tanışalı çok uzun zaman olmadı, ama şarkılarıyla, sesiyle, sözleriyle bende öyle bir etki oluşturdu ki, içimdeki hayranlığı yazıya aktarmam kaçınılmaz oldu. Önce Lena Chamamyan kimdir, ondan bahsedelim. Ermeni asıllı olan Chamamyan Şam’da doğdu. Babası Maraşlı, annesi ise Mardinli. Henüz 5 yaşındayken kreş müdürü tarafından keşfedilen-ona çokça şükranlarımı sunuyorum- Chamamyan Halep Konservatuvarında Klasik Doğu Müziği Eğitimi almış, şu anda ülkesindeki savaş nedeniyle Paris’te yaşıyor. Ek olarak belirtmek isterim ki Chamamyan bir aralar Türkiye’deki pek değerli kanun üstadı Göksel Baktagir ile birlikte çalışma yaptı.

Şimdi Cha’am –Şam- adlı şarkısından bahsetmek istiyorum. Hayatım boyunca Suriye’yi ve herhangi bir şehrini görme fırsatım olmadı. Lakin bu şarkıyı ne zaman dinlesem kendimi bir anda Şam’ın sokaklarında bulurum ve aslında o sokakların hiç de yabancı olmadığını, şarkıda duyduğum kokunun Mısır Çarşısında duyduğumla benzer olduğunu, aslında Şam’ın eski İstanbul havasıyla aynı olduğunu hissederim, şarkıyı dinlediğinizde ne anlatmak istediğimi çok daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.  Sözlerine geçecek olursak orası ayrı bir derya. Günümüzde her zaman duymak zorunda olduğumuz şiirsel-yazınsal değeri olmayan pop şarkı sözlerinden sonra böyle şarkı dinlemek bana gerçekten huzur vermiş ve sözleriyle gerçekten hayranlık uyandırmıştı.

Kader ile aynı yaşta olan asil bir genç kız,

İnsanların kalplerinden onun vasıtası ile sıyrılabildim                      

Gözlerim onun görüntüsü ile birlikte rahata erdi                               

Onu şekillendireni şaheseri nedeniyle yücelttim.

Şam’ın tarihi bildiğiniz üzere çok eskilere dayanıyor. Kader ile aynı yaşta olma ifadesi bu yüzden kullanılmış, ayrıca asil kız ifadesi kullanılması bence çok manidar, bir babanın kızına olan sevgisi ve onu yetiştirme tarzı erkek evlada göre çok farklıdır, çok daha naziktir, ayrı bir sevgiyle büyütür baba kızını. Aynı durum aşkta da söz konusudur. Kadın muhibbidir, sevilendir. Daha çok incelik gösterilen, övgüler dizilen serenat yapılan taraf kadındır. Şama olan sevgisini bu imgeyle başlatan Chamamyan,  sonraki sözlerinde ise ona övgüler dizmeye devam ediyor.

Burada hayranlık uyandıran mermerden bir parça var

Çiçek açmış bir yaseminin kokusu..

Üzerinde bir hilal ve daha nice süslerin olduğu

Yeşillerle bezenmiş avluda

Gül, reyhan, misk, amber kokuları yayıldı,

İşte yaratanın adıyla bir ezan okundu

Çanların çalması ile bir bayram havası da oluştu

Ruhları arındıran bir ibadet çağrısı yapıldı

Yollarında (Şam) bir tütsü kokusu vardır ki

Taş kesilmiş tüm kalpler bile o kokuyla yumuşar.

Yabancı olmadığımıza delil olarak bu dizeleri getiriyorum, betimlemelerinde kendimi buldum açıkçası. Hani o bayram sabahı neşesi, heyecanı, sıcaklığı, hani bayram namazından çıkarken etrafa yayılan o misk kokusu, seyyar satıcıların neşesi, gerçi pek kalmadı şimdilerde ama en azından çocukluğuma dair bir şeyler anımsatıyor gibi. Çanların çalması ve ezanın yükselmesinin belirtilmesi Şam’ın çok kültürlü bir yapıda olduğunu belirtiyor. Sözleri dinlerken birden savaş önceki Şam’ı özleyesiniz ve kucaklayasınız geliyor, bir yandan saf bir özlem ve aynı zamanda savaşın olmadığı günlere acı bir hasret yaşatıyor, böylesine güzelim Şehir’e yapılır mı bu diye haykırası geliyor insanın, üzüntü kaplıyor bedeni ve dua etmekten başka bir şey gelmiyor elinizden.

Şam.. Sen benim annemsin ve kızımsın!

Çocukluğumu kucakladın benim, sahi senin içinde büyüyebilecek miyim ?

Senin rızanı kazanmak için ne yapmalıyım?

Çocukluğumu sende geçirdim ve çocukluğum seninle mayalandı!

Yara ile mayalanmış bir kalbin sevinci için 

Var mıdır zılgıt atıp haykıracak birisi  ?

Senin rızanı kazanmak için ne yapmalıyım?

Çocukluğumu sende geçirdim ve çocukluğum seninle mayalandı!

Şam.. Sen benim annemsin ve kızımsın!

Çocukluğumu kucakladın benim, sahi senin içinde büyüyebilecek miyim?

Hayatımın sözü olarak, isteğim..

Kabrim ve gelinliğim; senin o “has yasemin kokunla” hayat bulsunlar…

Şam…     

Şu sözleri dinleyince en başta bu şarkının savaş başladıktan sonra yayınlandığını ve ondan dolayı yazıldığını zannetmiştim ama sonra öğrendim ki şarkı 2006 senesinde yayınlanmış… Bunu öğrendikten sonra gönlümde apayrı bir yeri oluştu bu şarkının, içinde büyüyecek miyim endişesi, senin rızanı nasıl alabilirim sorusu ve en önemlisi de insanın içini dağlayan en sondaki Şam diye haykırışı… Hepsi o kadar derinden etkiledi ki Şam’daki kültürün, hatıraların savaş ile yavaş yavaş yok edilmesi içime buruk bir ateş düşürdü, Şam’a özlem duydum. Dilerim ki bir gün savaş biter ve o eski Şam’a tekrar kavuşuruz. Chamamyan’ın hayatının sözü de gerçekleşme imkânına sahip olur.

Selim Talha Sevinç