Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması

1980’li yılların sonlarına doğru Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında İkinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkan soğuk savaşın yarattığı uluslararası sistem tarihe karıştı. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında ABD, Uluslararası siyasette hiç kuşkusuz en büyük aktör konumuna yerleşti. Soğuk savaş sonrası yenidünya düzeninin nasıl olacağına dair büyük tezler ortaya atıldı. Soğuk Savaş sonrası Uluslararası ilişkilerin mevcut durumunu ve geleceğini açıklamaya çalışan bu nitelikteki tezlerden en dikkat çekeni ve küresel çapta en çok ilgi görenleri Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” ve öğrencisi Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezleri olmuştur.

Biz burada daha çok Huntington’ın tezini inceleyeceğiz. ‘Medeniyetler Çatışması’ kavramı Huntington’un çalışması ile popüler olmuş olsa da bu kavramı daha önce Bernard Lewis ” Müslüman Öfkenin Kökenleri” adlı makalesinde kullanmıştır. Daha da geçmişe gittiğimizde Toynbee bu kavramı “Medeniyetler Çarpışması” şeklinde kullanmıştır.

Amerikalı Siyaset Bilimci Samuel Huntington bu tezinde temel argüman olarak, Soğuk Savaş sonrası Uluslararası ilişkilerde, ittifaklarda ve çatışmalarda en belirleyici unsurun ideolojilerden ziyade medeniyetler olacağını vurgulamıştır. Huntigton’a göre 1980’li yılların sonunda komünist dünya çökünce, Soğuk Savaş’ın yarattığı uluslararası sistem tarihe karıştı. Artık soğuk savaş sonrası dünyada halklar arasındaki en önemli farklılıklar ideolojik, politik veya ekonomik değil kültüreldir. Huntington’a göre Medeniyet kimliği, gelecekte gittikçe artan bir şekilde ehemmiyet kazanacak ve dünya büyük ölçüde, belli başlı yedi veya sekiz medeniyet arasındaki etkileşimle şekillenecektir. Bunların içine, Batı, Konfüçyüs, Japon, İslâm, Hint, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve Afrika medeniyetleri giriyor. Geleceğin en mühim mücadeleleri, bu medeniyetlerin birini diğerinden ayıran kültürel fay kırıkları boyunca meydana gelecektir. Huntington’a göre Soğuk Savaş sonrası dünyada, devletler gittikçe artan bir biçimde menfaatlerini medeniyet perspektifi açısından tanımlamaktadır. Devletler benzer veya ortak kültüre sahip devletlerle işbirliği yapmakta, ittifaklar kurmakta ve çoğunlukla da farklı kültürlere sahip ülkelerle sık sık anlaşmazlık içine düşmektedirler. Huntington’a göre Soğuk Savaş Sonrası farklı paradigmalar gerçekleştirildi. Geniş bir biçimde ifade edilmiş bir paradigmada Soğuk Savaş’ın bitmesinin küresel politikada ciddi anlaşmazlıkların sonu ve göreli olarak daha uyumlu bir dünyanın doğuşu varsayımına dayanmaktadır. Bu modelin en çok tartışılan formülasyonu Fukuyama tarafından dile getirilmiş olan “Tarihin Sonu” tezidir.

Fukuyama bu tezinde insanoğlunun ideolojik evriminin sonu ve Batı liberal demokrasisinin evrenselleştirip insanların yönetim biçimlerinin son hali olarak kabulü olarak görür. Fukuyama tezinde, Üçüncü Dünya ülkelerinde bazı anlaşmazlıkların kuşkusuz ki ortaya çıkabileceğini, ancak küresel anlaşmazlıkların sadece Avrupa’da değil her yerde son bulacağını belirtmektedir. Fukuyama, Batı’nın üstünlüğünün kanıtlandığını ileri sürmüştür.

Batı medeniyetinin oluşturduğu liberal demokrasiyle insanoğlunun ulaşabileceği en mükemmel siyasal ve ekonomik yapıya kavuştuğunu, ileri süren Fukuyama, insanlığın siyasi ve felsefi anlamdaki arayışının sonuna gelindiğini iddia etmiştir. O’na göre artık dünya Soğuk Savaş’tan zaferle çıkmış olan Batı’nın hegemonyasını kabul etmek zorundadır. Yani Batı’nın üstünlüğü kabul edildiğine göre artık Batı ile çatışmaya girmeye cesaret edecek bir güç de kalmamıştır. Huntington Medeniyetler Çatışması kitabında Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezine karşı çıkar. Huntington Medeniyetler Çatışması kitabında Birinci Dünya Savaşı sonunda komünizm ve faşizm ortaya çıktığını ve demokrasiye doğru yüz yıldır giden eğilim tersine döndüğünü belirtir. İkinci Dünya Savaşı ise, gerçek anlamda küresel bir soğuk savaş üretti  bu savaşın sonrasında ise artan bir biçimde medeniyetler arası çatışmaların meydana geleceğini Huntington tezinde dile getiriyor.

Huntington’ın görüşüne göre eğer bir dünya savaşı çıkacaksa bu savaş medeniyetler arasındaki bir savaş olacaktır. Bu noktada başlayan büyük çatışmanın taraflarını ise Batı ve İslâm medeniyeti ile Çin’deki Konfüçyüs uygarlığı teşkil edecektir. Yazar, son dönemlerde dünya çapında gözlenen etnik ve kültürel temelli çatışmalarla tezinin alt yapısını desteklemeye çalışmaktadır. Huntington, o çatışmaların İslâm uygarlığının bir nevi karakteristik özelliği olduğunun altını çizerek Batı’nın esas çatışacağı havzanın İslâm dünyası olduğunu öngörmektedir. Tezin genelinde İslam medeniyeti Batı’ya meydan okuyan bir düşman olarak konumlandırılmıştır. Ancak yazarın İslâm ve Batı ilişkileri tarihine bakarak bu görüşlerinin gerçeklikten uzak olduğunu kavrayabiliyoruz. İslam ve Batı ilişkilerini her zaman birbiri ile çatışacağını dile getiren Huntington İslâm uygarlığının XII. yüzyıla kadar, özellikle çeviri faaliyetleri marifetiyle ilim ve kültür alanlarında Batı’ya katkısı inkar edilemez bir tarihi gerçek olduğunu görmezden gelmekte ve İslam-Batı ilişkilerinde zaman zaman çatışma olduğu gibi zaman zaman da işbirliği ve ittifak olduğunu unutmaktadır. Huntington’ın teziyle ulaşmaya çalıştığı gayenin Batı’nın İslâm’a karşı sergilediği sert tutumu meşrulaştırmak olduğuna şüphe yoktur. Huntington’un argümanları oldukça detaylı bir eser ortaya koymuş olmasına rağmen gözle görülür eksiklik ve tutarsızlıklara sahiptir.

Yirminci yüzyılda medeniyetler arası çatışmalara somut örnekler olarak ise, 1989’a kadar süren Sovyet – Afgan savaşı ve Körfez Savaş tam anlamıyla bir medeniyet savaşıdır. İlk medeniyet savaşı olarak değerlendirdiği Sovyet -Afgan Savaşı, Müslümanlar Sovyetler Birliği’ne karşı birleştiği için medeniyet savaşıdır. Körfez Savaşı ise Batı’nın bir Müslüman savaşı olan bu çatışmaya müdahil olması ve Müslümanların dünyanın her yerinde bu müdahaleyi kendilerine karşı bir savaş olarak görüp Batı’ ya karşı cephe aldıkları için bir medeniyet savaşıdır. Ancak Huntington’un görüşleri dikkate alındığında Körfez Savaşı noktasında görüşleri yanlış değerlendirildiğini söylemek mümkündür. Irak Lideri Saddam Hüseyin’e karşı yürütülen bu savaşta İslam Coğrafyasındaki Müslüman ülkelerin ekseriyetinin fiilen olmasa da ABD’yi desteklediği bilinmektedir.

Son olarak şunları söyleyebiliriz: Samuel Huntington’ın medeniyetler çatışması tezi her ne kadar yoğun bir çaba ürünü olsa da ilk bakışta ciddi eksikliklere sahip olduğu görülmektedir. Yazarın içinde bulunduğu kültürel çevre ve sahip olduğu ön yargılar tezini ciddi manada kuşatmış bulunmaktadır. Huntington’ın tezine yönelik eleştirilerin birleştiği en temel nokta, yazarın medeniyetler arasındaki etkileşim ve alışverişi görmezden geldiği gerçeğidir. Diğer taraftan yazarın kamuoyu oluşturmaya yönelik çabası ve Batı’nın politikalarına meşruiyet zemini oluşturmaya yönelik gayreti dikkat çekmektedir. Medeniyetler arasındaki kültürel alışveriş oldukça doğal bir süreç olmasına rağmen bunun bir çatışma olarak nitelendirilmesi oldukça yanlıştır.

Mustafa Arı

Kaynakça

Huntington, Samuel , Medeniyetler Çatışması ve Yeni Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, çev. Mehmet Turhan ve Cem Soydemir, Okyanus Yayınları, İstanbul, 2006

Dündar, Ubeyde Haris, “Medeniyetler Çatışması Tezi Bağlamında Şii Hilali Tartışmalarının Bir Değerlendirilmesi”. Ortadoğu Etütleri , Cilt 11, Sayı: 1, Haziran 2019

Coşkun, Kumru “Huntington’ın Medeniyetler Çatışması Üzerine Bir Değerlendirme”. Ulakbilge, Cilt 6, Sayı 24 Yıl, 2018