Defineye Malik Viraneler; İstanbul’un Meczupları

Bir insanlık hâli olarak kabul görmüş delilik halk anlatılarında birçok farklı türe ayrılarak tanımlanmıştır. Türk töresini, duyuş ve yaşam tarzını yansıtan Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki Deli  Dumrul, Deli Dündar gibi karakterlerin ortak özellikleri gözü pek ve coşkun olmalarıdır (Aça, 2013: 94) 15. yüzyılda Osmanlı ordusunun en ön safhasında yer alan ürküten kıyafetleri ve korkusuzca saldırmaları ile tanınan süvari birlikleri de “deliler” olarak anılmışlardır. Bir diğer delilik mertebesi ise çekilmiş, cezb edilmiş kimse anlamına gelen ve velîliğe işaret eden meczupluktur. Meczup kimse bir daha kendine gelmemek üzere ilahi çekiciliğe kapılmış, Tanrı aşkıyla aklını yitirmiştir. Tasavvuf kaidelerine göre mürid sülûk yoluyla Hakk’a erme yeteneğini kazanacak bunu yapamayan ise meczup olacaktır. Meczuplar muhabbetleriyle başka hiçbir mürşite ya da aracıya ihtiyaç duymadan Hakk’ın katına yine Hakk’ın kendilerine bir lütfu olan meczuplukla varmışlardır.

Kimi fıkıh alimlerine göre meczup kimsenin akıldan mahrum oluşundan ötürü ibadeti düşmüştür. Aklı esas alan İslam şeriatının göre meczup kimsenin veliliğinin kabul edilemez sayılacağını öne sürmüşlerdir. Nefsi elinden alınmış olan meczupların emir ve yasaklara zâhiren tam olarak riayet etmedikleri ve bu hâlleriyle insanlık mertebesinin en aşağısında olduklarına inanılmıştır. 14. yüzyıl düşünürü meşhur devlet adamı ve tarihçi İbn Haldun’a göre ise meczubun her ne kadar aklını kaybetmişse de velâyet makamında bulunduğunu zira ibadet etmenin veliliğin mutlak şartı olmadığını vurgulamıştır. Velilik makamının sahibi Allah’tır, onu dilediğine lütfeder. Meczuplar bizatihi şer‘î hükümlere tam anlamıyla uygun olmasa da makamını koruduğu sürece kendine özgü yaşamı ve teslimiyeti artık onun ibadeti olmuştur.

Anadolu coğrafyasına baktığımızda özellikle İstanbul genelinde tarih boyunca canlılığını muhafaza etmiş oldukça ilgi çekici bir meczup kültürüne rastlıyoruz. Aklını kendi isteğiyle terk edip aşk yolunda arayışa giren bu sırlı divanelere dair bilinen ve anlatılan hikayelerin kaynağı Evliya Çelebi  Sehayatnamesi’dir. Çelebi büyük eserinin ilk cildinde İstanbul’un fethi, sarayları ve kent tarihiyle birlikte sık sık meczup kimselerin hâl ve yaşayışlarından bahsetmiştir. Göze ilk çarpan Ortaçağ Osmanlı toplumunda meczupların kamusal hayattan yani merkezden tecrit edilmemeleridir.   Fransız düşünür Michael Foucault’un Büyük Kapatılma adlı eserinde bahsettiği 17. yüzyıl Avrupa’sında delilik devlet ve toplumun düzenini bozma tehlikesi olarak görülmüştür. Avrupa’nın pek çok ülkesinde hasta/suçlu fark etmeden bu kimseler gerekli ahlaki düzeni tesis edecek kalelere kapatılmışlardır. Evliya Çelebi’nin İstanbul tasvirlerine baktığımızda ise meczupların mistik gizemine toplum tarafından kutsallık atfedilerek hoşgörülü bir merak duyulduğu görülüyor. İslam kültürü sürekli Rabbı ile meşgul bulunmaktan dolayı kendini idare edecek hale dönemeyen delilik halini kutsal kabul etmiştir. Bu kimseler tuhaf söz ve hallerinden mazur tutulmuş, bu durumda iken söylediği sözler ve davranışları sebebiyle kınanmamışlardır. Evliya Çelebi, Kalavan Darüşşifası’nın vakfiyesinin olmadığını, buradaki meczupların ihtiyaçlarının Özbekler Tekkesi’nin dervişleri tarafından gönüllü olarak idare edildiğini ve masraflarının karşılandığını belirtmiştir (10. Cilt: 144). Günlük işlerini yönetip düzenlenemeyen, saçı başı dağınık, pejmürde bir halde dolanan harabat ehillerinin pek çok ihtiyacı İstanbul yerlileri tarafından gönüllü biçimde karşılanmıştır.

Tıp tarihi ve İslam tıbbı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Michael W. Dolls Ortaçağ İslam Toplumunda Deli adlı eserinde dervişin kalbindeki aşkın ve bu aşkın makamına ulaşma isteğinin onu dünyevi bir yaşamdan soyutlayarak uyumsuzluğun verdiği hali benimsemesinin bir tür delilik olduğunu yazmıştır. Bu deliliğin İslam Kültüründe meczupluk olduğunu belirtmiştir. Meczupları diğer delilerden ayıran özellik kendilerinde Allah tarafından verilmiş özel bir mana saklı tuttuklarına inanılmasıydı.

Hiçbir müride, dergaha, tarikata ait olmayıp Hakk’ın gayret kubbesinde gizlediği yerde yaşayan meczupların kimisinin hikayesi dilden dile dolaşmış İstanbul kültüründe kendine yer bulmuştur. Aynalı Baba, Balıkçı Baba, Boynuzlu Divane Ahmet Dede ve daha birçoğu… Eski İstanbul’da yaşamış ve şöhreti günümüze kadar gelmiş bir meczup da Pazarola Hasan Bey’dir. Modern tıptaki adıyla makrosefali hastalığı nedeniyle kafa yapısı normalden büyük olan Pazarola Hasan Bey çarşıda kendine uygun bir fes bulamaz. El yapımı fesinin üstündeki ‘Maşallah Hasan Bey’ yazısı onu meşhur eder. Gün boyu gezinip durduğu İstanbul’da dilenci görürse ‘Pazarola dilenci başı’ vali görürse ‘Pazarola vali başı’ diye verdiği selamla ünü zamanla İstanbul halkını aşıp saray erkanına kadar varır. Öyle ki esnaflar onun selamını alınca işlerinin bereketleneceğini düşünür, Pazarola Hasan Bey kendilerine dua etsin diye yarış ederlermiş. Evlilik çağına gelmiş genç kızlar peçelerini kaldırırlar şayet ‘Pazarola’ selamına nail olurlarsa kısmetlerinin açılacağını düşünürlermiş. Pazarola Hasan’ı ermiş kabul edenler, selamıyla geçtiği haneye huzur ve bereket geleceğine inanlar oldu. Bir duasını, hiç olmazsa selamını almak için önünü kesseler de o herkese selamından vermez duasından etmezmiş. Nereye girse saygı görür; düşkün, gayrimüslim, diyerek kimseyi ayırmazmış. Ona göre herkes iyi insandı, herkes bir işin büyüğü ve başı idi.

Pazarola Hasan Bey

Evliya, İstanbul’un velilerinden bahsederken onların kerametlerine olan inancını da vurgulamıştır.İstanbul’da hemen her sokak başında görülen divaneler yalnızca garipliklerini değil yaşadıkları toplumun ahlakını gizli adalet ve merhametini de göstermişlerdir. Onlar sözünü sakınmaz, kudretten çekinmez kimselerdi. Bu özelliklerinden dolayı toplum tarafından ihtimam görmüşlerdir.

Yaz kış dinlemeden yalın ayak gezinen, derbeder haldeki dervişlerin kötü yaşam şartları halk nezdinde kerametlerini de arttırmıştır. Rivayet odur ki meczuplar Hakk’ın kendilerine bahşettiği sırrı gizli tutmak için melamet hırkasını giymiş, defineye malik olmuş viranelerdir.

Nihal Bayrak

Kaynakça

  1. Evliya Çelebi,Seyahatname (Seyit Ali Karaman tarafından günümüz Türkçesiyle düzenlenmiştir.)
  2. Bağımsız Sanat Vakfı Tarihsel Serüvende İstanbul’un Meczupları ve Delileri Projesi
  3. Dr. Meriç KURTULUŞ, Erken Modern Dönemde Hastaneler ve Deliliğe Bakış
  4. Michael W. Dolls, Ortaçağ İslam Toplumunda Deli
  5. Seyyid Hafiz Ahmed Mahir, Hikem-i Atâiyye Şerhi