Hint Dinlerinde Kötülük Problemi

Kötülük ve kötülüğün kaynağı problemi tüm dinlerin cevap aradığı ve üzerinde tartışmış olduğu bir meseledir. Zira hayatın akışı içerisinde meydana gelen musibetler, felaketler sonucunda masum canlıların zarar görmesi ile merhametli ve kudret sahibi bir Tanrı arasında kurulan ilişki sorgulanmaktadır. Bu minvalde dinler kendi içlerinde bu yöndeki soru ve sorunlara cevaplar vermeye çalışır. Hinduizm, Budizm, Caynizm ve Sihizim gibi Hint dinlerinin kötülük problemine verdikleri cevaplar ortak noktalar barındırsa da farklılıklarıyla bu sorulara verilen cevapları tek tek incelmeye çalışacağız.

Hinduizm’in Kötülüğe Bakışı:

Hinduizm’in kötülük anlayışı kendi içinde dönemsel farklılıklardan kaynaklanan bir değişim göstermektedir. Hinduizm’in en eski metinleri olan Vedalar ’da insanların başlarına gelen tüm felaketlerin sebebi, Tanrıların insanları davranışlarından dolayı cezalandırmasıdır. Tanrılar hem merhametli hem de cezalandırıcı bir yetkinliğe sahiptir. Bununla beraber ‘Demon’ adı verdikleri kötü varlıklar bu felaketlere sebep olurlar. Bu varlıklar Tanrılarla mücadele eder ve insanlara zarar verirler. Upanişadlar’a bakıldığında ise tüm musibetlerin sebebi insanların Tanrı’ya hakkıyla yönelmemiş ve onu anlayamamış olmalarıdır. Mokşa olarak adlandırdıkları kurtuluşa ermelerinin yolu Tanrı’ya yönelmeleri ve dünyevi olandan uzak durmalarına bağlıdır. Burada kötülüğün kaynağı Vedalar’daki gibi “demon” denen metafiziksel bir varlıktan ziyade insanların eksiklikleri ve Tanrı’ya olan uzaklıktan kaynaklanmaktadır. Puranalar’da ise ikisinin birtakım özelliklerinin sentez hali mevcuttur. Yani kötülüğün sebebi bazen insanın kendi eylemleri bazen de Vedalar’da olduğu gibi metafiziksel varlıklardır. Bireyin kendi davranışlarından kaynaklanan kötü durumlar “samsara ve karma” inancı çerçevesinde açıklanır. Buna göre samsara dediğimiz doğum ve ölüm arasındaki döngüde kişi özgür olarak yaptı ğı eylemlerin sonucuna göre bir bedende dünyaya gelir ve kurtuluşa erene kadar bu şekilde devam eder. Karma bu sebep sonucu düzenleyen yasadır denebilir. Dolayısıyla reenkarnasyon inancı bağlamında kişinin sonraki yaşamını belirleyen de kötülüğe sebep olan da kendisi olarak kabul edilir. Bu yüzden de yaşadıklarından sorumlu kabul edilir. Hint dinlerinde ufak değişiklikler olsa da bu ilke kabul edilmiştir.

Budizm’in Kötülüğe Bakışı:

Budizm’e göre yaşanan acıların sebebi insanın kendisidir. Metafiziksel bir varlık sebep olarak gösterilmez. Bu acıların şiddetini de kişinin dünyaya düşkünlüğü belirler. Acıların dolayısıyla kötülüğün kaynağını insanda arayan Budizm’de zamanla metafiziksel varlıkları kötülüğün kaynağı olarak görme eğilimi başlamıştır. Mara bu minvalde insanı sıkıntıya sokan her türlü arzu ve isteği ifade eder. Hinduizm’de olduğu gibi Budizm’de reenkarnasyon inancı olduğundan dolayı samsara ve karma ilkesi çerçevesinde kötülük ve kaynağı temellendirilir. Burada da kişinin fiilleri sonraki yaşamını belirler dolayısıyla kötülüğün kaynağı kişinin kendisidir. Hinduizm ile arasındaki fark ise reenkarnasyon esnasından ruhun da değişmesidir. Yani burada sabit bir ruh anlayışı bulunmamaktadır. Bu da kendi içinde birtakım çelişkiler ortaya çıkarmaktadır. Çünkü kişi kendi yaptıklarının sonucuna göre bir bedende dünyaya geliyorsa ruhun aynı kalması gerekir. Aksi takdirde bununla yüzleşmesi söz konusu olamaz.

Caynizm ’in Kötülüğe Bakışı:

Diğer bir Hint dini olan Caynizm genel olarak Hinduzim ve Budizm ile benzerlik gösterse de karma öğretisi eylem meydana gelmeden evvelki ezeli maddeleri de kapsamaktadır. Caynizm’e göre ruh özü itibariyle saf olsa da bir takım kötü hasletlerle kirlenir. Kişinin eylemde bulunmasına sebep olur. Bu eylemlerin niteli ğine göre iyi ya da kötü hallerde dünyaya gelir. Dolayısıyla Caynizm’de de acılar ve kötülükler birey kaynaklıdır. Nihai kurtuluşa ulaşmadığı, kötü eylemlerden uzaklaşmadığı sürece bu döngü sonsuza kadar devam eder.

Sihizm’in Kötülüğe Bakışı:

Son olarak Hint dinlerinden Sihizm’in kötülüğü değerlendirme şekli de samsara öğretisi çerçevesinde ele alınır. Birey kurtuluşa erene kadar yaptığı iyi ya da kötü eylemlere göre farklı insan ve hayvan formlarında dünyaya yeniden gelir. Arzu ve ihtirasları, ibadetlerinde kibir bulunması kötülüğün ortaya çıkmasında temel sebeplerdir. Bunlardan uzaklaştığı sürece ruh mutluluğa ulaşıp Tanrı’ya yaklaşabilir. Sonuç olarak tüm Hint dinleri kendi içinde farklılıklar barındırsa da kötülük problemini açıklamada reenkarnasyon inancı etkili olmuştur. Genel olarak metafiziksel varlıklar bulunmasa da zaman zaman kötülüğü açıklama noktasında metafiziksel varlıklara atıf yapılmıştır. Genel itibariyle değerlendirdiğimizde, iyi ve kötü eylemleri insanın kendisinin şekillendirdiği yönünde karma ve samsara öğretisi ön plandadır. Dolayısıyla bu inanç doğrultusunda iyi biri olarak kalanların bir sonraki yaşamlarında daha yüksek bir mevkide doğabileceğine inanılmış ve bu inanç Hint coğrafyasındaki kast sistemini korumak isteyenlerin de kullandığı bir durum olmuştur.

Büşra Dildirim