Bâbı Âli Yokuşu; Siyasetin Merkezinden Fikir Dünyasının Oluşumuna

Tarihin akışı içerisinde günümüze kadar her devletin, her toplumun belli zamanlarında farklı yönetim merkezleri olmuştur. Bu yönetim merkezleri, devletlerin konumunu belirleme açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Devletlerin konumunun yanı sıra en önemlisi de toplumun yaşanabilir olmasını sağlamak için yaptıkları çalışmalardır. İşte bu çalışmaların sürdürülmesi, alınan kararların uygulanması noktasında siyaset ve yönetim açısından her devlet bir merkeze ihtiyaç duymuştur, tıpkı Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi. Osmanlı kuruluşundan bugüne farklı farklı yönetim merkezlerine sahip olmuştur. O yönetim merkezlerinden bir tanesi de Bâb-ı Âli’dir. Osmanlı’nın son dönemlerinde önemli bir konuma sahip olan Bâb-ı Âli, yönetimin merkezi konumuna geçmiştir.

Osmanlı Devleti’nin son iki yüz yıllık işleyişindeki değişiklikler Bâb-ı Âli’yi siyasetin merkezine yerleştirmiştir. Sadrazamın ikindi divanlarının devlet işlerini üstlenmesi ile birlikte, yeni bir toplantı düzeni de kurulmuştur. Divân’ı Hümayun’da bulunan kalemler, defterler ve kayıtlar Bâb-ı Âli bünyesinde yer almaya başlamıştır. Bu yenilikler Bâb-ı Âli’yi devletin kararlarının tartışıldığı, önemli bir yönetim merkezi haline getirmiştir. Bâb-ı Âli; “Yüksek Kapı”, “Yüce Kapı” anlamlarını taşıyan bu tamlama ile Sadrazam Konağı’na işaret etmektedir. Anlamı genişledikçe Sadrazam Konağı’na “Paşa Kapısı” ve “Bâb-ı Âsafi’’ denmeye başlamıştır. Ancak 1808’ deki Alemdar Olayı’ndan sonra yeniden yaptırılan binaya dönemin padişahı Mahmud-ı Adli diye bilinen II. Mahmut’a izafeten Bâb-ı Adl ya da Bâb-ı Adli denmiş ve bu şekilde 19. yüzyılın ikinci yarısında Bâb-ı Âli deyimine dönüşmüştür.

Tanzimat ile birlikte gündeme gelen meclislerde Bâb-ı Âli’nin yapılanmasında önemli değişimler yaşanmış ve Osmanlı bürokrasisine yeni bir boyut getirmiştir. 18. yüzyılda Osmanlı yönetim merkezlerinden biri olan Bâb-ı Âli daha sonrasında sadaret mensuplarının ve paşaların yaşadığı bir bölge olarak kalmış, Tanzimat sonrasında ise Tanzimat yazarlarının ve şairlerinin uğrak yeri olmaya devam etmiştir. Tanzimat’ın getirdiği yenilikler sadece yönetim ve siyasete yönelik değil, edebiyat ve fikir dünyasının gelişimine yönelik de önemli bir rolü olmuştur. Tanzimat yazarlarının ve şairlerinin oluşturdukları bu ortamı Cumhuriyet Dönemi’nden sonraki edebiyat ve fikir dünyasının önemli isimleri devam ettirmiştir.

Cağaloğlu’nun güzelliği, şairlerin Bâb-ı Ali yokuşunu inmesiyle başlar. Bâb-ı Âli yokuşundan Sirkeci’ye inerken karşınıza aldığınız Boğaz’ın maviliğiyle buraları adımlarken Necip Fazıl’ın, Yahya Kemal’in, Mustafa Kutlu’nun ayak izlerini takip ettiğinizi hissedersiniz. İstanbul beyefendileri ile konuşuyor gibi olursunuz ara sokaklarında gezerken. Yahya Kemal bir anda köşeden çıkıp terennüm eder İstanbul’a;

“Nice revnaklı şehirler görünür dünyada Lâkin efsunlu güzellikleri sensin yaratan”

“Gazetelerin, dergilerin, kitapların yayınlandığı, kitap kahvehanelerinde edebiyatın tartışıldığı, yazarların, şairlerin uzun soluklar içinde yokuşunu çıktığı bir semt Cağaloğlu. Eski kitapları tamir eden ustaları her yerde bulmak mümkün değil ancak burası farklı.” Fikir atmosferinin çarpıştığı bu bölge bir dönem yayınevleri, gazeteler ve dergiler gibi birçok edebî faaliyetin zirve noktasını yaşamıştır. Burada birçok önemli yayınevi isimlerinin yanı sıra kitapları tamir eden ustalar da bulunmuştur.

Semti gezerken siyasetin merkezi veya fikir dünyasına bakışın ötesinde tarihin içerisinde yolculuk yaptıracak sokaklardan geçiyorsunuz. Biraz üst taraflara çıkıncı yedi tepeden biri olan Çemberlitaş’a ulaşıyorsunuz. İstanbul’un ilk barok mimari özelliğini taşıyan camisi olarak tepeyi süsleyen Nur-u Osmaniye Camii dikkatinizi çekiyor. Çemberlitaş bölgesinden biraz yukarılara çıkınca Kapalıçarşı, Bayezid Camii, İstanbul Üniversitesi ve Sahaflar Çarşısı’nın avlusu ile karşılaşıyorsunuz. Çemberlitaş’ın biraz aşağısını divan yolu üzerinden takip edince Sultanahmet Camii, Ayasofya ve Topkapı Sarayı ile tarihi adımlıyorsunuz. Dolayısıyla tarih ve siyasetin de içinde olduğu düşüncelerin çarpışması ile birlikte edebiyat ve fikir dünyasının doğal olarak burada geliştiğini söyleyebiliyorsunuz.

Günümüzde eski havasından uzak olan Bâb-ı Âli daha önce içinde bulunduğu fikir atmosferinden çok turizm merkezine dönüşmüştür. Geçmişte bulunan birçok yayınevi bu semtten binalarını taşıdığından ötürü buraları adımlarken yazarlar ve şairler ile karşılaşma ihtimaliniz azalmıştır. Ancak halen varlığını sürdüren az da olsa yayınevi, kitapçı, matbaa bulmanız mümkündür. Bâb-ı Âli’deki fikir atmosferinin yanında, siyasetin ve yönetimin şekli de farklılık gösterdiğinden -Cumhuriyetten itibaren- eski Sadaret dairesi, Vilayet Konağı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde Bâb-ı Âli ülke kararlarının alındığı bir merkez olmasa da halen İstanbul’un yönetim merkezi olan İstanbul Valiliği’ne bu semt ev sahipliği yapmaktadır.

Taha Çolakoğlu

Kaynakça

http://www.istanbul.gov.tr/babiali-tarihcesi

▪ TDV İslam Ansiklopedisi / Bâbıâli