Hakikat Yolculuğu

Hayatımız boyunca birçok şeyin arayışı içinde oluyoruz. Kimimiz yitik bir sevginin peşinden arayışlara düşüyor kimimiz refah bir hayat yaşama uğruna, kimimiz ise kendi anlam ve varoluşunu anlamak üzere arayışa giriyor. Bu arayışların hepsi kişiye, anlamına göre önemli ve gerekli fakat insanın kendi varoluş gayesini anlama uğruna çıktığı yolculuğun daha kıymetli olduğu kanaatindeyim. Nasıl ki her insanın yaratılışı, parmak izi birbirinden farklıysa ve kişiye hassa, bu anlam arayışı da kişiye has. Zira kişinin çıktığı bu yol sadece kendine özel olarak tahsis edilmiş; kişi bu yolda inancının yönlendirmeleri ve aydınlatmaları dışında tek başına.

İnsan ömrünün hangi safhasında anlam arayışına başladıysa artık hayatının serencamı o andan itibaren değişmeye başlıyor. Hayatı kendini bilme ve anlama merkezinde şekilleniyor. Okuduklarında, gördüklerinde, duyduklarında kendisine cevap arıyor. Bu cevaplar insana bazen yeni kapılar açıyor bazen de gittiği yolun yanlış olduğunun farkına vardırıp yeni yollara sürüklüyor. Yolun sonunda murada erişiliyor mu, her arayan buluyor mu bilmiyorum fakat bu yolculuk kişiyi müsbet bir şekilde değiştiriyor. Yolculukta uğranan her durak kişiye bir anlam katıyor.  

Bu anlam arayışının, hakikat yolculuğunun geçmişten günümüze birçok misalleri var. Bunlardan en meşhur olanı ise Gazali. Gazali hakikat arayışını kariyerinin en zirve dönemimde başlattı. Nizamiye medresesinde görev alırken görevini, şöhretini ve her şeyi bir kenara bırakıp hakikat arayışına çıktı. Bu arayış sadece ona özeldi. Hangi yollardan geçeceğini, nereden başlayacağını o seçti. Hakikat ile hemhal olanların Kelamcılar, Bâtıniler, Filozoflar ve Sûfîler olduğunu anlayıp yoluna koyuldu. İlk durağı Kelamcılar oldu. Onların maksatlarını öğrenip araştırdıktan sonra kendi hakikat arayışı için yeterli görmedi. Bir sonraki durağı Felsefe olan Gazali, filozofları ve felsefe ilmini tahkik etti fakat burada da kendisini tatmin edecek bir cevap bulamadı ve Bâtıniler’e yöneldi. Bâtıniler’den de istediği cevabı bulamadı. Gazali bu ilimleri ve akımları araştırdıktan sonra, kendi ifadesi ile Allah’ın kalbini aydınlatmasıyla hakikati Tasavvuf’ta buldu. Tasavvuf ehlinin hayat şeklinin en güzel şekil olduğuna, usullerinin en güzel usul olduğuna ve en güzel ahlaka sahip olduklarına karar kıldı. 

Gazali hakikate elli yaşını aştıktan ve uzunca bir yol kat ettikten sonra ulaşabildi. Kendi yolunu seçti, bu yolda inancı ve aklı ona rehberlik etti. İlimleri araştırdı, inancına uymayan ve aklına yatmayanları yolundan kaldırdı. Yoluna tatmin oldukları ile devam etti. Bu onun kendi hakikat yolculuğuydu. 

Bizim hakikat yolculuğumuz nasıl olacak, nereden başlayıp nereye gidecek? Yolumuzu hangi rehberler aydınlatacak? Sadece inancımızı mı alacağız yanımıza yoksa akıl da olacak mı yanımızda? Hangi duraklara uğrayıp, neler soracağız? Ömrümüzün ellilerinde mi yoksa daha mı önce ulaşacağız hakikate? 

Belki yolun sonunu göremeden, hakikate erişemeden, bu arayış neticelenmeden hayat sona erecek ama hayat bu yolda son bulmuş olacak.

Fatma Zehra Aslan