Pera’dan Beyoğlu’na Öteki Semtin Hikâyesi

Her varlık kendisine anlam kazandıran ötekisi sayesinde kendini tanımlayabilmiştir. İyi ile kötü, güzel ile çirkin, Yunanca kelime anlamı “Karşı yaka, Öte” olan Pera ve İstanbul gibi. Pera adını alan bölge, İstanbul’un kuruluşundan itibaren sanki var olma sebebi ismiyle ortaya konmuş gibi bu adı almış ve tarihi yarımada ile bir madalyonun iki yüzü olmuştur. Pera semtinin tarihi ve hikâyesi yarımadanın hikâyesiyle birlikte şekillenmeye başlamaktadır. Şehrin ilk kurulduğu ve geliştiği yıllarda bu bölgede pek fazla yerleşim bulunmamaktaydı. Bu döneme kadar buraya Sykai (incirlik) denmekte ve esas şehirden uzak olduğu için pek göze çarpmamaktaydı. Şehir Konstantinapol adıyla başkent hüviyeti kazandığında bu bölge hızla artan nüfus ile gelişti, form, hamam, tiyatro ve limanlar yapıldı. Kentin XIII. bölgesi oldu ve yavaş yavaş “Galata[1]” adıyla anılmaya başlandı. İstanbul, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu dönemiyle birlikte Şark ve Garp’ın buluştuğu bir merkez olmuştur. Şark etkisiyle gelişen ve irtibatını kuran tarihi yarımada olmuştu. Buna karşılık Pera garp etkisiyle gelişmiş ve bağını Latin kolonisi olarak garp ile kurmuş oldu. Bunun içinde kent büyük imar gördüğü zamanlarda bile Pera pek fazla imardan yararlanamamıştı ama yine de kent büyüdükçe Haliç’i daha güvenli tutabilmek ve Bizans’ın garp ile olan irtibatını koruyabilmek için bölgeye ilgisiz kalınamamıştır. Bu dönemde, (ve neredeyse her dönemde) bölgedeki yerleşim alanlarını İmparatorluk içerisindeki azınlıklar oluşturuyordu ve özellikle Yahudilerin bu bölge içerisine yerleştirildiği ve denizcilik ile uğraştırıldıkları bilinmektedir. İlerleyen yüzyıllarda İtalyan tüccarların bu bölgede yoğun olarak yerleştiklerini ve bölgenin çehresini hızla değiştirdiklerini görmekteyiz.

Akdeniz ve Karadeniz arasındaki ticari merkez olan İstanbul, dönemin ticari ağlarını elinde bulunduran İtalyan Devletleri’nin[2] ticari merkezlerinden birisi olmuştu. Bizans İmparatorluğu’ndan aldıkları imtiyaz ile buraya yerleşen İtalyan tüccarları içerisinde özellikle Cenevizler bu bölgede önemli bir yer tutmuşlardı. İtalyan Devletlerin buraya yerleşmesi ve ticareti ellerine geçirmesi çok uzun sürmedi ve bu durum ne kent ahalisi ne de Bizans İmparatorluğu’nun hoşuna gitmişti. İtalyan tüccarları özellikle şehir merkezinden uzak tutmak için Pera’ya yerleştirmeye çalışmışlardır. 1204 Latin istilasından önce buraya yerleşmeye başlayan İtalyan tüccarları Pera’da yerleşmeleriyle birlikte bölgenin çehresini değiştirmiştir. Latin istilasından önce şehirde Bizans ahalisi ile çıkan sorunlar yüzünden büyük karışıklıklar yaşayan ve 4. Haçlı seferleri ile Mısır’dan Kudüs’e gitmek için yola çıkan ordunun Enrico Dandolo’nun yönlendirmesiyle kente gelip 1204 yılında büyük yıkıma sebep olmuştur. Ancak bu yıkımdan kent merkezi kadar semt de payına düşeni almıştır. 1204-1261 tarihleri arasında kurulan Latin İmparatorluğu devrinden sonra kentin yeniden Bizans’ın eline geçmesi ile Venediklilere karşı büyük bir temizleme faaliyeti başlamış ve bu dönemden itibaren Pera’daki üstünlük Cenovalılara geçmiştir. Cenovalılar Pera’da Venediklilere karşı girişilen savaş ile pek çok ticari muafiyet ve öncelikler gibi büyük imtiyazlar almıştır ve burada özerk diyebileceğimiz bir siyasi yapı kurmuştur.[3] Bölgede mahalleleri ayırmak için surlar ve yapılar yapılmaya başlamıştır. Bu surların büyük çoğunluğu farklı dönemlerde yıkılsa da surlardan günümüze kadar ulaşanı ve şehrin önemli simge eserlerinden biri Galata Kulesi’dir[4] (1349).

Galata konumu gereği İstanbul’un anahtarı niteliğindedir. Bu durum özelikle İstanbul’un kuşatılmasını imkânsız hale getiren Haliç zinciri düşünüldüğünde kentin öte tarafına kayıtsız kalınamayacağını bize göstermektedir. Kent 23 defa farklı dönemlerde kuşatma atlatmışsa da 1453’te Fatih Sultan Mehmet şehri kuşattığında Haliç’i ele geçirmeden İstanbul’u fethedemeyeceğini iyi bilmekteydi. Pera’yı elinde tutan Cenevizliler ile anlaşan Sultan Cenevizlileri yanına çekmiş ve gemileri karadan yürüterek Haliç’i ele geçirmiş böylece İstanbul’un fethinin önünü açmıştı. Fetih sonrası bölgede Cenevizlilerin özerkliği ticari imtiyazlar dışında kalmamıştı. Ancak bölge tarafsızlığını korumuştur ve ticari merkez özelliğini kaybetmemiştir. Yönetimin Cenevizlilerden alınması sonrası bölge halkı zımmi statüde sayıldı ve buraya bir kadı atandı. Bilad-ı Selase olarak üçe ayrılan şehir yönetimi Eyüp, Galata ve Üsküdar şeklinde olmuştur. Fatih döneminde İstanbul’un payitaht olması kentin genelinde olduğu gibi Pera’da da Müslüman nüfusta hızlı bir artış yaşamıştır. Özellikle İber Yarımadası’ndan gelen göçler ile bu bölgedeki Müslüman nüfusun günümüzde Arap Cami[5] olarak bilinen anıtsal yapının çevresine yerleştikleri bilinmektedir. II. Bayezid döneminde yapılan banisi İskender Paşa olan Galata Mevlevihane’si[6] (1491) bölgenin İslamlaşmasında ve büyük bir Mevlevi tekkesi olması ile önemli yapılarındadır.  Fetih sonrası ilk yapılan işlerden birisi bölgede Aralık 1455 (Muharrem 860) tarihinde bir nüfus ve hane sayımının yapılmasıdır. Böylece bölgenin dokusu saptanmıştır. Bu dönemde Cenevizliler, Rumlar, Ermeniler, Floransalılar mevcut olup daha önce yerleştirilen Yahudi nüfusun bölgede olmadığı görülmektedir.[7] Yine fetih sonrası Venedikli tüccarlarında İstanbul’da var oldukları görülmektedir.

Osmanlılar Döneminde hızla gelişen ve büyüyen semtin surların dışına doğru yerleşimler oluşturduğu görülmüştür. XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda kentin batıya dönük yüzü olan Galata veya diğer bir adıyla Beyoğlu Avrupalıları devletlerin elçilikleri, kiliseleri, ünitelerinin bulunduğu bir bölge haline dönüşmüştü. Özellikle bu dönemlerde Osmanlı devleti ile iyi ilişkiler kuran ve Avrupa’daki Doğu Akdeniz ticaretini elinde bulunduran Fransa’nın İtalyan devletlerinin etkisini giderek kaybetmesi sonucu buradaki kültürel ve ticari hayatındaki etkisi giderek artmıştır. Avrupalı Devletlerin Osmanlı içerisindeki misyonerlik faaliyetleri yine ağırlıklı bu bölge de yapıldığı söylenebilir. Bu misyonerlik faaliyetleri en çok kendi aralarında ve özellikle Katolik ve yerli Hristiyanlar arasında sıkıntıların ortaya çıkmasına sebebiyet veriyordu. Osmanlı Devleti’nin ilerleyen dönemlerde dünya siyasetinde etkisinin azalmaya başlaması ve diğer devletlere verdiği imtiyazlar ile Avrupalı Devletlerin İstanbul’daki merkezi olan Beyoğlu’nda nüfus ettikleri alanlarının arttığı görülmektedir. Özellikle kendi çıkarlarını önceleyen devletlerin ticari faaliyetlerine yönelik imtiyazlar almaya çalıştıkları görülmüştür. Lale Devri (1718 –1730) sonrası Osmanlıların Batıya dönük siyaseti ise ilk yansımalarını Beyoğlu’nda göstermiştir.

XVIII. ve XIX. yüzyıllardaki yapılaşma ile başlamış olan bu siluet XX. Yüzyıl Cumhuriyet dönemine kadar devam ederek gelmiştir. İstanbul’un modern belediyeciliğinin ilk yansımaları XIX. yüzyılda yine bu semtte başlamış, apartman tipi yapılar, kanalizasyon hatları, modern şehir düzeni, aydınlatma hizmetleri yapılmıştı. Bu yüzyıl içerisindeki yapılaşma ile günümüzde “İstiklal Caddesi” olarak bilinen “Cadde-i Kebir” Cenova döneminden beri bölgenin en büyük caddesiydi ancak bu yüzyıldaki şekillenmeyle önemli bir merkez olmaya başlamıştır. Kentte çıkan büyük çaplı yangınlar ciddi tahribatlara sebebiyet vermesinin yanında kentin mimari dönüşümünün hızlanmasında önemli bir etken olmuştu. Yönünü batıya dönen Osmanlı’nın ilk batılı dönüşümlerinin Pera’da başlaması kuşkusuz doğal bir durumdur. Osmanlıların Avrupa’ya dönük bir hal alması ile Osmanlı sarayları bu bölgeye yakın yerlerde yapılmaya başlandığı ve padişahların buralarda ikamet ettiği gibi yönetim merkezini de bu saraylara taşımışlardır[8].  Yine bu dönemde kentin merkezi haline gelen Pera Osmanlı Devleti’nin finans merkezi olarak da boy göstermeye başlamıştı. Pek çok zengin Avrupalı (özellikle İtalyan) bankerler burada faaliyet göstermiş, ilk banka (Bank-ı Dersaadet) burada kurulmuştur (1847). Ekonominin ve siyasetin merkezi haline gelen semt kaçınılmaz bir şekilde sanatın ve müziğinde merkezi haline gelmiştir.  1837’de Azapkapı – Unkapanı, 1835’te Galata – Eminönü arasında yapılan köprü bağlantıları sayesinde bölgenin sur içiyle olan bağlantıları kurulmuştur. XIX. yüzyılda “Öteki Semt” kent merkezinin ta kendisi haline gelmiştir.

Osmanlıların buhranlı dönemlerinde de bu bölgede pek çok olay olmuş ve kentteki asayişsizlik ile bölgede etkilenmiştir.1870 yılında çıkan yangın sonrası Pera’nın çehresi değişmiş ve günümüzdeki yapıların pek çoğu bu dönemde inşa edilmiştir. XIX. yüzyılın sonları için Pera’nın en güzel dönemi olduğu söylenmektedir. I. Dünya savaşı sonrası gelen muhacir kitlenin bu bölgeye yerleşmesi ile bölgede büyük sıkıntılar olmuş ve Pera’nın ihtişamlı dönemi geride kalmıştır.  Cumhuriyet Döneminde bölgede bulunan elçiliklerin Ankara’ya taşınması sonrası bölge nüfusunda ciddi bir azalma olmuştur. II. Dünya savaşı sonrası ise semtin İstanbul’un eğlence hayatının kalbi olduğu görülmektedir. 1980’li yıllara kadar semtteki yabancı nüfus hızla azalırken, metruk binaların ve emniyetsiz yerlerin arttığı görülmüş ve semt plansız belediyecilik uygulamalarının kurbanı olmuştur. Bu tarihten itibaren düzenlemelere gidilen semt, bugünkü canlı haline zamanla gelebilmiştir. Bugün Beyoğlu olarak bilinen Pera’nın İstanbul’un kültür mozaiğini oluşturan en önemli semtlerinden biri olduğu kuşkusuz bir gerçektir. Günümüzde sanatın ve müziğin hala merkezi olan semt İstanbul’un ötesinde, İstanbul’un ta kendisidir aslında.

Kerem Açıkkol

Dipnotlar


[1] Semtin adının, çevresinde ahırlar bulunmasından dolayı “süt” anlamına gelen “galaktus” veya İtalyanca “merdivenli yol” demek olan “calatadan” geldiği ileri sürülmekle beraber kelimenin menşei tam olarak aydınlanmış değildir.

[2] Bu İtalyan şehir devletleri: Amalfi, Venedik, Ceneviz ve Pisa’dır.

[3] Semt Latin işgali sonrası Ceneviz temsilcileri tarafından yönetilmiştir ve kendi içinde özerk bir hüviyet kazanmıştır. Bu yöneticilere “Podesta” adı verilmekteydi. Bu podestalar bugün hala ayakta olan Palazzo di Conmmunita Magnificat di Pera yaşamakta ve semtin idaresini buradan yürütmekteydiler.

[4] Galata kulesi hakkında detaylı bilgi için bkz.  https://islamansiklopedisi.org.tr/galata-kulesi

[5] Arap Cami hakkında detaylı bilgi için bkz. https://islamansiklopedisi.org.tr/arap-camii

[6] Galata Mevlevihane’si hakkında detaylı bilgi için bkz. https://islamansiklopedisi.org.tr/galata-mevlevihanesi

[7] Yapılan sayım döneminde bulunmayan Yahudi nüfusun ancak ilerleyen dönemde bölgede yerleşmeye başladıklarını göreceğiz.

[8] Dolmabahçe Sarayı (1843-1856), Çırağan Sarayı (1863-1871), Yıldız Sarayı (1839 -1861\ 1861-1876)

Kaynakça

1.Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Semavi Eyice. Galata. TDV İslam Ansiklopedisi. [Çevrimiçi] 1996. https://islamansiklopedisi.org.tr/galata.

2. GALATA’NIN TÜRK DÖNEMİ ÖNCESİ ASKERÎ OLUŞUMLARI VE KENT DOKUSU İLİŞKİSİ. Çöl, Nilgün. Eskişehir : yazarı bilinmiyor, 2015, Cilt III.

3. Kala, Prof. Dr. Ahmet. ŞEHİR VE KÜLTÜR: İSTANBUL. İstanbul : İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ, 2010.

4. Eyice, Prof. Dr. Semavi. Galata Kulesi. TDV İslam Ansiklopedisi. [Çevrimiçi] 1996. https://islamansiklopedisi.org.tr/galata-kulesi. 5.Ortaylı, Prof. Dr. İlber, “XVIII-XIX. Yüzyıllarda Galata”, Tarih Boyunca İstanbul Semineri (Bildiriler), İstanbul 1989

5. Görseller eskiistanbu.net adresinden alınmıştır.