Modern Dünyada Siyasal Çatışmaların Odağında: Din ve İdeoloji

İnsanlar birbirine muhtaç olarak yaşayan canlılardır. Diğer canlıların aksine onları canlı tutan temel yaşamsal ihtiyaçlarından daha fazlası olan yaşama gayesidir. Kitleleri bir arada tutan da uğruna bir araya gelmelerini sağlayan anlamlı hedef ve gayelerdir. İnsanı ve toplumu yaşatan hedefler ve hayallerdir. Melankoli ve geçmişe saplantılı olmak insanları toplumdan ve kendinden uzaklaştırır. Dün dündür, bugün yarındır. İnsanları umut yani inanç yaşatır.

Tarih boyunca insanları ve toplumları din yaşatmıştır. Din ve dinlerin önderleri insanlara yaşamak için ihtiyaç duydukları manevi idealleri bildirmiştir. Mevzu bahis olan inançlar aynı zamanda siyasi ve sosyolojik çatışmaların ekseni olmuştur. İnanç insanların nasıl yaşayacaklarını ve ne uğruna öleceklerini telkin eder. İnsanın ne olduğunu ve nereye gideceğine imanı karar verir. İnsanoğlu, aklıyla düşünür kalbiyle harekete geçer.

İnsan davranışlarına yön verdiği gibi siyasi alanda din, hükmün ve hükümranlığın dayanağı olmuştur. Kutsal lafzının temelinde bile hükümdarın meşruiyetinin tanrı tarafından sağlanması olan “kut” ifadesi vardır. Siyaset de bu maneviyattan nasibini almıştır. Kutsal olan hükümdar da bu dinsel konumunu halkına hükmetmekte kullana gelmiştir. Nitekim orta çağ da Hristiyan Avrupa toplumlarının kralları tanrının yer yüzündeki temsilcisi olarak tanınan papalar tarafından kabul edilerek meşru olurlardı. Dinin halk nazarındaki vazgeçilmez pozisyonu, siyasi odakların kendi yerini sağlamlaştırmak için yararlandıkları dayanakları oldu. Halk arsında, hükümdarlar ve yöneticilertanrının seçtiği keramet sahibi kişiler olduğu inancı kurumsal din (belli bir zümre tarafından kurumsallaştırılmış) aracılığıyla yaygınlaşmıştır. Zihniyetin ortaya çıkışının temel sebebi ise yüceltilmiş bir yönetici ile tebaanın aynı vasıflara sahip sıradan insan olmaması gerektiği ve onu özel yapan bir olağanüstülüğe ihtiyacı bulunmasıydı. Eğer kral halktan birileri gibi normal olduğu düşünülseydi bulunduğu makamda duramazdı. Bir bakıma yönetici liyakatini atıfta bulunulan mucizevilikten kazanıyordu.

Avrupa’da bilimsel çalışmalar (özellikle muhalif din adamları tarafından)artınca ve Newton, tabiatın tamamen tanrının koyduğu kurallara (İslam dininde sünnetullah olarak düşünebiliriz) uyarak hareket ettiğini ve kimsenin buna karşı koyamayacağını ortaya atınca skolastik düşünce hızla zayıfladı. Böylece mucizeleri olan binlerce aziz ve krallar olağanüstülüğünü yitirip basitleşmeye başladılar. Muhalif dini hareketler krallar tarafından desteklense de Vatikan’ın gücünün zayıflaması onların da sonunun bir habercisi oldu. Yaşanan bilimsel gelişmeler ve din arasında Avrupa’da ortaya çıkan ilmi çatışma entelektüel kesim ile din arasındaki mesafeyi arttırdı. Daha doğrusu dinden ziyade kurumsal dinin sahibi olan kilise ile aralarını açtı. Kiliselerin tanrı adına insanların verdikleriyle yaşadığı refah ve siyasette kurdukları baskıdan duyulan rahatsızlık hat safhaya ulaştı. Böylece dine mesafeli bir grup meydana geldi. Bir süre sonra çoğu entelektüellerden meydana gelen geleneksel dinden tamamen kopuk kitleler tarihte yerini almaya başladı. Bu topluluklar dinin boşalttığı maneviyatın yerine bilimsel olduğuna iman ettikleri ideolojiye teslim ettiler. Din eksenli hayatın yerine ideoloji eksenli bir hayatı tercih ettiler. İcat ettikleri bu yeni dini toplumlara anlatmak ve benimsetmek üzere dünyanın dört bir yanına yayıldılar.

Kilisenin cevap verdiği noktalara alternatifler getirmişlerdir. Modern felsefenin babası olarak bilinen Descartes her ne kadar Katolik olsa da ortaya attığı düalizm ve akılcılık düşünceleriyle geleneğine büyük darbe indirmiştir. Bacon ve Kant da her ne kadar dini inanca sahip oldukları bilinse de kendinden sonraki ateist, deist ve agnostik düşünürlerin yolunu açmıştır. Nietzsche ve Schopenhauer ve Engels gibi ateist filozofları etkilemişlerdir. Bu filozoflarda devlet yönetimi, sivil hayat, bilim vb. konulardaki fikirleri dönemin okur yazar gençlerinde büyük ilgi uyandırmış. Avrupa’ya dünyanın dört bir yanından gelen öğrenciler bu düşünceleri kendi yurtlarında yaygınlaştırmış. Zamanla dünya bu öğrencilerin yönetimleri eleştirmesi ve iktidara gelmesiyle dinin aktif siyasetten uzaklaşması ve yerine yeni kutsallaşan resmî ideolojilerin yer bulmasına sebep olmuştur. Batı orjinli taklit fikirler böylece dünyayı küçük bir Avrupa kıtası haline getirmeye başladı.

Modern dinler(ideoloji) siyasi anlamda ilk zaferi Fransa’da yakaladılar. Kraldan boşalan yeri milli iradenin temsilcileri, dinden boşalan yeri Fransız Milliyetçiliği aldı. Bir süre sonra kralın baskısından kurtulup milli iradeyi hâkim kılmak isterken ülkede tam anlamıyla “Terör Dönemi” yaşandı. Belki de Jakoben Robespierre tarihteki ilk diktatör oldu. Kilise yanlıları dışında devrimcilerden de birçoğunu ortadan kaldıran yeni muktedirlerin sonu da eski dostları gibi giyotin oldu. Devrimden sonra dünya da krallıklar yerini yavaşça ideoloji eksenli ulusçu devletlere bırakmaya başladı. Birinci dünya savaşı sonrası birçok ülkede monarşi rejimi sona erdi. Yeni rejimler totalitarizm ve demokrasi oldu. En demokratik ülkelerde bile ideoloji dinin yerine baskıyla veya propagandayla yaygınlaştırılmaya çalıştı.  Modern dünyanın kaçınılmaz gerçeklerini gören millet adamları bazen açıkça söyleyip bazen inkâr etseler de ideolojiler yeni dinlerdi çünkü kadim dinler ölmüştü ve her geçen gün gücünü kaybediyordu. Yöneticilerin gözünde kadim dinler yalnızca ideolojiye hizmet etmek şartıyla mevcudiyetini sürdürebilirdi. Eski dinlerini ya reformize edeceklerdi ya da bir kenara atılıp tarihin bir parçasına dönüşeceklerdi. Cenaze namazı için tarih verenler dahi vardı. Her şeye rağmen kadim dinler yirminci yüzyıldan da yaşayarak çıkmayı başardı. İkinci dünya savaşı sonrasında ideolojiler ayakta kalmak ve toplumdaki karşılıklarını arttırmak için dine yakınlaşmaktalar. Artık insanlar hem gerici (Kadim dinlere inanan) hem de modern (ideolojiye mensup) olabilmektedirler. Bugün için dinler ve ideolojiler arasında bir ateşkes ve uzlaştırılma çabası olsa da bugün dünyada çatışmaktalar ve çatışmaların odağında varlıklarını sürdürüyorlar.

Ali Sait Samyürek