Sömürgeciliğin Tarihi

Sömürgecilik bir devletin kendi sınırları dışında kalan genelde deniz aşırı toprakları askerî müdahale başta olmak üzere çeşitli yollarla ele geçirmesi ve orada hâkimiyet kurup yerli toplumlar üzerinde siyasî, iktisadî ve kültürel alanlarda üstünlük sağlayarak bunların her türlü imkânlarını kendi menfaati için yağmalaması şeklinde tarif edilebilir. Sömürgeciliğin bütün yönleriyle sistemli bir şekilde uygulanması 16. yüzyılın başlarına rastlamaktadır.[1]

Avrupa devletleri; kendi sınırlarını aşıp, dünya topraklarına yönelip, o topraklarda hak iddia ettiler. Gücü olmayan, ekonomisi kötü durumda olan, kendi içinde ayakta durmayan çalışan toplumlar sömürülmeye müsait göründükleri için kendilerinden ileri seviyede olan Avrupa devletleri tarafından kolayca kontrol altına alınabilmeleri oldukça mümkündür. Günümüzde de bu faaliyetlerine ‘buraya medeniyet getireceğiz’ düşüncesini ileri sürüp yapmak istediklerini meşrulaştırma çabasıyla kendi ticaretlerini geliştirmek; baharat, değerli madenler vb. yapılara sahip olmak gayesiyle adımlarını ilerletmeye devam etmişlerdir. Baktığımızda öne sürülen düşüncenin gerçekçi olmadığını rahatlıkla görebiliriz.

İslam’ın yayılmasıyla birlikte Hristiyanlık kendi iç sorunlarıyla içine kapanınca papa bundan rahatsızlık duydu ve başta Endülüs olmak üzere İslam idari bölgelerini Müslümanlardan kurtarmak için elinden geleni yaptı. Böylece Haçlı seferleri başladı, beraberinde sömürgeleştirme mücadelesi başlattılar. Endülüs’ün yıkılmasının ardından İslam coğrafyasına karşı saldırıya geçtiler ve birçok yeri işgal ettiler. Sömürgecilik faaliyetlerinde coğrafi keşiflerin etkisi büyüktür. Coğrafi keşifler neticesinde yeni topraklar ele geçirmek istedikleri için İspanya Christopher Kolomb öncülüğünde Amerika kıtasını sömürgeleştirdi. Doğunun ve batının zenginlikleri keşfedilmeye başlandı ve hızlanan sanayileşmeyle (Sanayi İnkılabı) birlikte buhar makinelerinin deniz ve kara araçlarında kullanılmaya başlanmasıyla büyük bir ticaret atılımı gerçekleşmiştir. Bunun sonucunda da üretim yapabilmek için hammadde ve pazar arayışına girildi.

Avrupa bir bakıma bu gücünü doğuya borçludur. Çünkü pusula, matbaa, barut doğudan alınmış, gelişmesi için batıda çalışmalar yapılmıştı. Bununla beraber batı için denizcilikte pusula önemli rol oynamıştır. Batı, Araplardan ve Çinlilerden aldığı bilgilerle bazı adımlarını atmaya başlıyor. Aynı şekilde yine doğudan aldıkları barutla silah, top, tüfek teknolojisini geliştirdiğini söyleyebiliriz. Gelişme açısından büyük önemi olan bu buluşları doğu keşfetmeseydi belki de batı bugünde dahil olmak üzere birçok sömürüsünü gerçekleştiremeyecekti .

Osmanlı 16.yüzyılda dünya dengesini değiştirici bir rol oynadı. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesi Batı için doğu ticaretine açılan yollarda büyük bir engel oluşturdu. Osmanlı bu durumda ticaretin yönünü değiştirmiş oldu ve Batı bu durumda yeni yollar arayışına girdi. Yeni kıtaların keşfi ve o kıtalardaki zenginlikler Batı için rekabet ortamı oluşturdu. Hollanda, Portekiz, İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya gibi sömürgeci güçlerin dünyayı paylaşmaya çalıştığı; sömürge toprakları uğruna mücadele verdikleri bir dönem başladı. Sömürgeci ülkelere daha sonra Rusya ve Japonya da dahil oldu.

Bu ülkeler ulaştıkları yeni bölgelerde hak iddia ettiler. Hatta Portekiz’in keşfettiği yerlere büyük taş haçlar diktiği söylenilir. Böylece burada kendi varlığını bildirdiği ve kendisi için tehdit oluşturulmaması gerektiği mesajını verdiğini söylememiz yanlış olmaz. Ardından yeni topraklara ulaşan güçler buralarda ticaret merkezi oluşturmuşlardır. Portekiz Brezilya’da tarım alanı kurmuş, burada şeker kamışı yetiştirmeye başlamıştı. İngiltere de Kuzey Amerika’da tütün, pirinç tarım alanı oluşturmuştu. Kurdukları tarım alanlarında insan gücüne ihtiyaç vardı. Burada şunu söyleyebiliriz tarım alanlarını genişleten bu ülkeler insan gücüne ihtiyaç duydukları için sömürgeleştirdikleri yerlerden köle alıp çalıştırmaya başlayacak ve dolayısıyla da kölelik yaygınlaşmış olacaktı. Keşifler devam ederken sömürgeciler arasında çekişmeler yaşandı. Sömürge sahnesinde birbirlerine zıt düşen Portekiz ve İspanya kendi çıkarlarını korumak istedikleri için 7 Haziran 1494’te modern sömürgecilik yolunda ilk uluslararası anlaşma olarak bilinen bir anlaşma imzaladılar.  

Altın yataklarını keşfeden İspanya Kolomb, Vespucci, Cortés ve Pizarro; daha sonra da İspanyol kaşiflerin keşif gezileri neticesinde ‘İspanya Güney Amerika İmparatorluğu’nu kurabildi.[2] Bir yandan da Portekizle ticaret yapan Hollanda güçlenerek baharat ticaretinin hakimi olmuş ve Portekiz’in yerine geçmişti. Portekiz’in yerini alan bir diğer ülke ise İngiltere’ydi. Amerika kıtası keşfedildi.  Haçlı Seferlerinden sonra Portekiz, Güney Afrika kıyılarından Hindistan’a kadar hakimiyet kurdu. İspanya Kralı da Akdeniz’i elde etmek istedi. Bunun sonucunda Fas’tan Libya’ya kadar olan bölgeyi Müslümanların elinden aldı. Portekiz benzer şekilde Hint Okyanusu sahillerini ve Kızıldeniz çevresini orada bulunan Müslüman ahaliyi katlederek aldı.

Osmanlı Devleti, Kuzey Afrikalı Müslümanlara yardım ederek bölgeyi 60 seneye yakın İspanyol istilasından ve sömürge faaliyetlerinden korudu. Piri Reis Afrika ve Arap Yarımadasını Portekiz’den koruyarak buradaki sömürgeleştirme faaliyetlerine son verdi. Osmanlı nüfuzu dışında olan yerler ne yazık ki bu kadar şanslı değillerdi ve kolay bir şekilde Avrupalı devletlerin sömürülerine maruz kalıp köle pazarlarında satılmaya mahkûm edildiler. Avrupa tarihi boyunca göstermiş olduğu, tabiri caizse, çirkin yüzünü burada da göstermişti. Sadece coğrafyaları, o coğrafyaların zenginliklerini değil insanları da ağır şekilde sömürmüşlerdi. Daha sonra bağımsızlıklarına kavuşsalar da sömürgeci devletlerin denetimi altında tutulmaya devam ettiler.

Avrupa devletleri aynı zamanda ekonomik sömürü yapmış ve bu bağlamda merkantilist önlemler de almıştı. Yani Avrupa kendisini güçlü kılmak için altın, maden gibi değerleri elinde tutup az ithalat çok ihracat  yaparak zenginleşme, gücünü ve güvenliğini arttırma politikası uygulamıştı. Bunun için Arap Yarımadası ve Akdeniz onlar için vazgeçilmez hale gelmişti. Bu duruma bakacak olursak Avrupa diğer devletleri de kontrol altına alıp, denetleyip bütün gücü kendinde tutmaya çalışıp onları ise saf dışı bırakmaya çalışmıştı.

Sömürgecilerin bir başka atağı ise Hristiyanlığı yayma, misyonerlik faaliyetleriydi. Afrika, Asya, Latin Amerika bölgesinde yapılan faaliyetler sonucu Hristiyanlık büyük ölçüde yayılmıştı. Böylelikle ‘medeniyet götüreceğiz’ diyen sömürgeciler medeniyet götürmemiş aksine oradaki medeniyeti kendilerine alıp toprakları ve insanları sömürüp bir de Hz. İsa’nın mesajını yayma bahanesiyle Latin Amerika’dan Çin, Hindistan, Japonya’ya kadar gitmişlerdi. Modern Avrupa sömürgeciliğinin 15.yy’da başlayıp 20.yy’da bittiği kabul edilir.

İngiltere, Kraliçe Elizabeth döneminde yeni sömürgeler elde etmeye başlamıştı. Kraliçe Elizabeth yaptığı sömürgelerle daha önce yapılan sömürgelerinde önüne geçmiş ve diğer devletlere kötü örnek olup onların önünü de açmıştı bir bakıma. Ülkesinin refah düzeyini yükseltti ve ekonomik kazanımlarıyla ön plana çıktı.

Almanya, Güney Afrika’daki sömürgecilik faaliyetlerinde karanlık bir geçmişe sahiptir. Su kuyularını kirletip insanları zehirlemek, kamplarda zorla tutmak ve insanlar üzerinde tıbbi deneyler yapmakla kirli bir tarih yazmıştır. Almanya başta sömürgecilik konusunda başarılıydı hatta gittikçe de güçlenmişti. Ama sömürgeleştirdiği yerlerin daha sonra kendisinden uzaklaştığını düşünmüş ve ekonomik olarak da dünyanın çoktan buraları paylaşmış olduğunu düşünerek Osmanlı Devleti’nin topraklarını ele geçirme düşüncesine kapılmıştı. Daha sonra 1. Dünya Savaşını kaybetmesi hasebiyle de sömürgelerini diğer Avrupalı devletlere bıraktı. Sonrasında bu devletler kendi çıkarlarına ters düştüğü için aralarında bir anlaşma imzaladılar.

Ardından İtalya da sömürgeciler kervanına katılarak Afrika’da bazı toprakları ele geçirdi. Etiyopya ile anlaşma imzalayarak toprakların kendisine ait olduğunu vurgulamak istedi. Etiyopya kralı daha sonra bu anlaşmayı fesh etmek isteyince savaş çıktı ve İtalya ağır bir darbe aldı. Sonrasında Etiyopya’nın bağımsızlığını tanıdı. Osmanlı Devleti’nde olan Trablusgarp’ı ele geçirme amacı güttü. Bu hususta sıcak denizlere inmek, Akdeniz’de sömürge faaliyetleri gerçekleştirmek isteyen Rusya ile Trablusgarp’ı almak için anlaşma yaptı ve ele geçirdi. Tabii ki sömürgeleştirme faaliyetini de ihmal etmedi.

Kurulan sömürge şirketleriyle önemli kazanımlar elde edilmişti. Patates, pirinç, çavdar gibi birçok yiyeceğin Avrupa’ya taşınması; ekonominin güçlenmesi; gıdaların keşfiyle nüfus patlamaları yaşanmıştı. Tabi ki bu durum büyük göçleri de beraberinde getirdi. Asya’dan Amerika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya insan göçü yaşandı. Kültür kaynaşması, daha doğrusu, şokları yaşandı. Bugün hala günümüzde Avrupa gelişim gösterdiği için işçi göçü almaya devam etmektedir.

Zeynep Şenyurt

Dipnotlar

[1] Ahmet Kavas, ‘’Sömürgecilik’’, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.

[2]Metin Ünver, ‘’Sömürgecilik Tarihi’’, İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi.