Fransız Devrimi’ne Bakış

Hepimizin az çok bildiği, duyduğu bir konu olan Fransız İhtilali ya da Fransız Devrimi. Dünya, o dönemde ve ondan sonra günümüze kadar gelen süreçte gerçekleşen olaylardan çok büyük bir şekilde etkilenmiştir. Olaylar diyoruz çünkü bu devrim birçok olayı bünyesinde barındırıyor ve bir süreç olarak ilerliyor. Aslında kelime kökeni olarak baktığımızda ‘devrim’ sözcüğü ‘restore etme’ anlamına gelir. Bu olaylar başlarken var olan yönetimi tamamen ortadan kaldırmak düşünülmediği için ‘Devrim’ olarak nitelendirilmiştir. Günümüzde sizin de aklınıza böyle gelmediği, ‘tamamen bir değişim olarak’ algılandığı aşikardır. 

Devrim Öncesi Genel Durum

Devrim öncesine kadar Fransa’da mutlak monarşi hakimdi. Kralın tanrıdan gelen bir hakimiyet yetkisi olduğuna inanılıyordu. Kral XVI. Louis ünlü Versallies Sarayı’nda destekçileri ile beraber yaşıyordu. Toplum resmi olarak üçe ayrılmıştı. Bunlar: asiller, rahipler ve üçüncü sınıf( Tiers Etat)’dır. Asiller ve rahipler toplumun yüzde ikilik kısmını oluştururken ‘Tiers Etat’  dediğimiz üçüncü sınıf ise toplumun geri kalanını oluşturuyordu.

Aydınlanma Çağı’nın etkileri de bu dönemde göze çarpıyordu. İnsanlar çocuklarının eğitimlerine önem vermeye başlıyor ve onları üniversitelere göndermeye çalışıyorlardı. Büyük yazarlar, yazdıkları kitaplarla ve yazılarla insanların ‘birey olma ve mutluluğa ulaşma’ fikirlerine ortak olmasını sağlamışlardı. Bu dönemin en büyük yazarları olarak; Jean-Jacques Rousseau, Voltair, Montesquei, Diderot gibi yazarlar gösterilebilir.

Fransa coğrafi keşiflerden sonra etki alanını oldukça genişletmişti. Dünya’nın birçok yerinde kolonileri vardı. Kolonilerden gelen gelirlerle kendinden uzak bölgelerde dahi hakimiyetini sağlamıştı. İlerleyen zamanlarda özellikle İngiltere ile giriştiği yarışta oldukça geri kalmış, Amerika ve Hindistan üzerindeki etkileri oldukça azalmıştı. Bunun üzerine Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda İngiltere’ye karşı savaşı desteklemişti. Asker ve para yardımını okyanus ötesi bir ülkeye yapmanın getirisi ise borçlanan bir ekonomi olmuştu. 

Devrime Giden Yol

1791 yılına gelindiğinde Fransa zor bir döneme girmişti. Amerika’daki savaşa verilen yardımın ekonomik zorlukları baş göstermeye başlamış ve halka yeni vergi yükü yüklenmek istenmişti. Üçüncü sınıfın içinde ‘burjuva’ olarak adlandırılan kesim, halkın içinde ekonomik durumu biraz daha iyi olan kişilerden oluşuyordu ve bu durumdan oldukça rahatsızlardı. Amerika’ya verilen desteğin beraberinde getirdiği diğer bir sorun ise oradan gelen özgürlük düşüncesiydi. Tüm bunlar birleşince Kral’a karşı tepkiler oluşmaya başladı. 5 Mayıs 1791’de ise yıllardır toplanmayan meclis; Etats-Généraux’nın(Genel Meclis) Kral tarafından toplanmaya çağrılması her şeyin başlangıcı olmuştur. Burada oluşan sorun üçe ayrılan toplumun aynı oranda temsiliyetinin olmasıydı. Üçüncü sınıf, toplumun %98’ini temsil ederken diğer iki grupla aynı oy oranına sahipti ve bu büyük bir sorun oluşturdu. 

Üçüncü Sınıf (Tiers Etat) yeni bir anayasa oluşturup vergilerin kendi onaylarından geçmesini istiyordu. Kral’ın bunu kabul etmesi mümkün değildi çünkü vergi yükü bu grubun üstündeydi. Kendini diğer gruplardan ayırarak Versallies Saray’ında başka bir odada toplanıp yeni anayasa çalışmalarına başladılar. İsimlerini de ayrıca ‘Ulusal Meclis’ olarak değiştirdiler. İlk başta diğer gruplardan destek görmeseler de sonradan Ruhban Sınıfı’ndan destek görmeye başladılar. Olaylar bir anda Kral aleyhine dönmüştü. Kral daha sonra Asiller’in de bu grupla çalışmalarını istediyse de durum pek de değişmedi ve tadilat gerekçesiyle Ulusal Meclis’in toplandığı odayı kapattırdı ama bu meclisin toplanmasını engelleyemedi.

Devrimin Başlaması

Kral’ın Kurucu Meclis’in toplanmasını engellemek için meclisi kuşatması durumu daha da ciddileştirdi. Meclisin ismini ‘Kurucu Meclis’ olarak değiştirdi ve anayasa komisyonu kurarak yasama yetkisini eline aldığını duyurdu. Halk, Kral’ın bu hareketi üzerine ilk önce Paris Belediyesi’ni ele geçirdi ve daha sonra 14 Temmuz 1791 günü o ünlü Bastille Hapishanesi baskını ile devrimin fitilini ateşleyen ayaklanmayı gerçekleştirdi. Halk, birçok şehirde ‘Komün’ adı verilen şehir yönetimleri kurarak ayaklanmayı yaygınlaştımıştır. Meclis’in yayınladığı ‘İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’(28 Ağustos 1791) insanlardaki ‘Özgür’ ve ‘Eşit’ olma düşüncesini geliştirmiştir. 

Yasama Meclisi (1 Ekim 1791-22 Eylül 1791)

Meclis bildiriden sonra ismini ‘Yasama Meclisi’ olarak değiştirip seçime gitmiştir. Kral’ın yetkileri sınırlandırılmış ve Kral sadece yürütmenin başı olarak kalmıştı. Böylece mutlak monarşi yerini meşruti monarşiye bırakmıştı. Yargı ise halk tarafından seçilen yargıçlara bırakılmıştı. İnsanların eşit olduğu bir sistem oluşturulurken feodalite de bundan nasibini ağır bir şekilde almıştı. Hal böyle olunca bu grup yeni rejimin karşısında yer almış ve dış devletlerden yardım alma çabasına girişmiştir. Kral da bu yardım isteyenler arasındaydı. Bunu duyan yeni meclis ve halk saraya giderek Kral ve eşini başka bir sarayda ev hapsine zorlamışlardır.

Konvansiyon Meclisi (20 Eylül 1792-26 Ekim 1795)

Yeni anayasal düzen hazırlanılmıştır. Krallık tamamen kaldırılmış ve devlet örgütlenmeye gitmiştir. Bu dönem ‘I.Cumhuriyet Dönemi’ olarak da adlandırılmıştır. İki kademeden oluşan bir seçim sistemi uygulanmıştır. Bu dönemin en büyük olayları ise Kral XVI. Louis ve eşi Marie Antoinette devlete karşı suç işledikleri gerekçesiyle idam edilmişlerdir. Bu dönemin diğer olayları ise yönetimdeki Jakobenlerin devrime karşı gelenlere uyguladıkları sert suçlamalar ve idamlardır. Vatana ihanet suçundan yargılananların idamları ‘giyotin’ ismi verilen alet ile gerçekleştiriliyordu. Kaldı ki durum öyle bir hal almıştı ki Jakobenlerin lideri olan Maximillien Robespierre de idam edilmiştir. Bu dönemim diğer adı, idamlardan dolayı ‘Terör Dönemi’ olarak adlandırılmıştır.

Direktuvar Dönemi (28 Ekim 1795-9 Kasım 1799)

Bir önceki meclis döneminden dolayı bu dönemde diktatörlüğün önüne geçmek için yönetimde beş kişiden oluşan bir grup bulunuyordu. Bu yönetimin yanında iki meclis oluşturulmuştur. Biri ‘Beşyüzler Meclisi’, diğeri ise ‘İhtiyarlar Meclisi’ dir. Oluşturulan yönetim, görevini bu dönemde de yetkin bir şekilde yerine getiremiyordu. Halk hala yoksuldu ve yine tepkiyle karşılaşıldı. Dönemin parlayan ismi tartışmasız Napolyon olmuştur. Ülke dışında kazandığı askeri başarılar ülke içinde popülaritesini arttırmıştır. Ülkeye döndüğü zaman hükümet karşıtlarından aldığı destekle askeri darbe yapmıştır ve yönetimi ele geçirmiştir. Bu dönemden sonra oluşan anayasal düzen üzerinden kendisini ‘İmparator’ ilan ettirmiştir.

Çıkarım

Toplumun açlık ve ağır vergi yükü altında kalması, gelişen ‘birey’ ve ‘özgür’ olma düşüncesi değişimin her zaman öncü nedenleri olmuşlardır.  Devrim, halk nezdinde bir türlü isteneni verememiştir. Her yeni gelen yönetimde sistem bir şekilde tıkanmış ya da karşıt düşünceyi bastıramamıştır. Bu devrimi kendinden önceki devrimlerden ayıran en büyük özelliği, mutlak merkezi gücün yerine yeni bir otoritenin oluşmasıdır. Bu nedenle Avrupa ve diğer dünya devletlerini toplumsal ve siyasal açıdan oldukça etkilemiştir. Bu etkinin bir örneği olarak birçok ülkenin bayrağının Fransa Bayrağı’na benzer olmasını örnek gösterebiliriz.

Devrim; Toplumu dönüştürmek isteyenlere bir esin, retorik ve sözcük dağarcığı,model ve kıyaslama ölçeği sunuyordu.(Eric Hobsbawm)

 Onur Başkır

 Kaynakça

Fransız Devrimine Bakış – Eric Hobsbawn

https://gazetekarinca.com/2019/05/devrim-thomas-nail/

http://www.liberal.org.tr/upresimler/makaleler/fransiz-devrimi-gercek-sebebi.pdf

https://www.academia.edu/

https://www.youtube.com/watch?v=4jC-IHc2VDE

https://www.youtube.com/watch?v=Vj9ZAsKgO0c&list=PLcK4c2anPP-tYR86OfdN-lJa_a-qtPkAP