Salgınlar, Kent ve Mimari

“Yeryüzünde insanlar yokken hastalıklar vardı.”

Tıp tarihi ile ilgili bir kitapta böyle yazar. Bu cümle salgın hastalıklara neden olan mikroorganizmaların insanlık tarihinden daha eskiye dayandığının bir ifadesidir. Justinianus Vebası, Kara Ölüm, İspanyol Gribi, SARS ve EBOLA gibi kitlesel ölümlere yol açan daha pek çok salgın dünya tarihine yön vermiştir. Şimdi de COVİD-19 ile farkında olduğumuz veya henüz farkına varmadığımız bir değişim içindeyiz. Peki hayatımızı bu denli değişime sürükleyen
salgınların kent ve mimariyi nasıl etkilediğini hiç düşündünüz mü?

Barselona’ya kuşbakışı bakma şansınız olduysa ızgara şeklindeki kent planının arkasındaki hikaye tam olarak bu noktaya parmak basar. Barselona 19. yy’a kadar surlarla çevrili bir liman kenti iken Endüstri Devrimi ile birlikte nüfus hızla artmaya başlamıştır. Öyle ki 1800 yılında nüfusu 115.000 kişi olan kentin 1900 yılındaki nüfusu 500.000 kişiye ulaşır. Bu dönemde Barselona’nın nüfus yoğunluğu Paris’in iki katıdır. Şehirde boş araziyi geçtim adım atacak yer kalmaz, nefes almak bile zorlaşır. Bu kötü yaşam koşulları salgın hastalıkları beraberinde getirir. Ortalama yaşam süresi 30 yıla kadar düşer. Çözümü ise elbette Ortaçağ’dan kalma surların yıkılarak şehrin genişletilmesidir. Ancak genişletilecek şehrin nasıl planlanması gerektiği büyük bir tartışma konusu haline gelir.

Katalan mühendis Ildefons Cerdà şehri genişletme görevini üstlenir. Cerdà’nın Eixample Planı, ızgara sisteminin uygulanacağı sokaklar ile eski kenti dört katına çıkarmayı amaçlar. Peki bu planı özel kılan şey nedir?

Cerdà, modern anlamda kentleşme kavramını kullanan ilk kişidir ve modern şehircilik anlayışına yeni bir soluk getirmiştir. Onun için modern şehir, yalnızca bir yaşam alanı değildir. Bunun yanında yaşam kalitesini iyileştirici bir görevi de üstlenmelidir. Cerdà, bir kişinin ihtiyacı olan temiz havayı hesaplayarak her bloğun ortasına bahçeler önerir. Planındaki binalar; standart büyüklükte, ortası bahçe ya da gölgelikli bir meydan olan dörtgen biçimli bloklardan oluşur. Bu ortası boş bloklar sayesinde evler maksimum hava, güneş ve ışık alır.

Bu planın asıl başarısı ise sınıfsal ayrım gözetilmeden zengin ile fakirin eşit hizmet alabileceği bir tasarım olmasıdır. Cerdà, aynı oranda yeşil alan ve temiz hava gibi temel ihtiyaçların yanında; benzer uzaklıklarda eğitim, sağlık ve diğer hizmetlere erişimin sağlandığı bir altyapı sistemi geliştirmiştir. Böylece sosyal problemlerin üstesinden gelmeyi amaçlamıştır. Sokakların ulaşım açısından rahat kullanılması için her blok 45 derece açılı köşelere sahip olacak sekizgenler şekilde tasarlanmıştır. Henüz otomobillerin olmadığı bir dönemde düşünülen bu tasarım, o dönem için ütopik karşılansa da şu anı düşündüğümüzde inanılmaz bir öngörünün ürünüdür.

Dönemin baş şehir plancısı Antoni Rovira’nın planı ve Cerdà’nın planı arasında yaşanan çekişmeli sürecin sonunda kazanan Cerdà’nın Eixample Planı olur. Günümüzde Barcelona’nın Katalonya Meydanı’nın kuzeyinden itibaren başlayıp şehrin ızgara planlı modern kısmı olan Eixample Bölgesi’nin hikayesi işte böyledir.

Barselona’yı bu kadar konuşmuşken kent planını biraz daha zoomlayalım ve mimarisini de konuşalım. Barselona’yı Barselona yapan mimar Antoni Gaudi’den başkası değildir desek yanlış olmayacaktır. Barselona’da bulunan ikonik yapıların büyük bir çoğunluğu modern mimarinin öncülerinden sayılan Gaudi’nin elinden çıkmıştır. La Sagrada Familia, Casa Calvet, Casa Vicens, Palau Güell, Teresian College…

Bunlardan ünlü bazilika La Sagrada Familia’nın ilgi çekici bir hikayesi vardır. Halk arasında bitmeyen kilise olarak adlandırılır ve kentin en görkemli yapılarından bir tanesidir. Gaudi, yapının ilk mimarı olmasa da 1882 yılında başlanan projeye 1883 yılında dahil olmuştur ve hayatını bu projeye adadığı söylenir. Çünkü 1926’da trajik bir kaza sonucu tramvayın altında kalarak hayatını kaybetmiştir. Kilisenin inşaatı da bu sebeple yarım kalmıştır.

Sagrada Familia bugün hala tamamlanmayı bekleyen bir projedir. İnşaatın pek çok kez kesintiye uğraması, orijinal çizimlerinin yok olması ve Gaudi’nin karmaşık mimari tarzının çözülememesi gibi pek çok nedenden dolayı bitmeyen bir projedir. Hatta bazı mimarlar “Gaudi ruhunu taklit etmek imkansız” diyerek inşaatı sonlandırma ve olduğu gibi koruma görüşünü savunmaktadır. Günümüz teknolojileri ile hızlandırılan inşaatın 2026’da bitirilmesi planlanıyor. 139 yıl geçmesine rağmen bitmemiş bir kilise olsa da İspanya’nın en çok gezilen anıtlarından bir tanesidir.

Eğer yolunuz bir gün Barselona’ya düşerse, yüksek bir yerden Cerdà’nın ızgara kent planına bakmadan ve Gaudi’nin tüm eserlerini görmeden geri gelmeyin derim…

Ebru Gül ÇAKIR