Büyük Savaş-Bölüm IV

Yazının önceki bölümünü okumak için..

Dönüm Noktası

“Amerikalılar doğru olanı yapacaktır. Tüm diğer seçenekleri tükettikten sonra …”

(Winston Churchill)

Hava her zamanki gibi gri. Bugün acaba Amerikan uçakları mı Sovyet topçuları mı bombardımana başlayacak?

Berlin harabeleri arasından kokmuş cesetlerin toplanmasına bile fırsat vermiyor Katyuşa füzeleri.

Führer nerede?

Neden vadedilen zafer gelmedi?

Berlin radyosundan bir ses, Alman askerlerinin Manhattan sahillerine çıkarma yaptığı haberlerini veriyor. Madem Amerika’yı işgal ediyoruz. Peki tepemizde gezinen Amerikan uçakları da neyin nesi?

Yoksa çağımızın en büyük savaşı bitmek üzere mi?

Kim derdi ki 1945 Nisan’ı bu kadar ölüm ve acıya şahitlik edecek?

(4 Yıl Önce – 4 Years Ago)

1941 yılının yaz ayları geldiğinde Kara Avrupası Hitler’in kontrolündeydi. Fısıltı gazetesi Almanların Rusya’ya saldıracağını söylüyordu. Josef Stalin buna pek kulak asmadı. Hitler ise Fransa zaferinden sonra gözünü doğuya çevirmişti. Doğunun eşsiz kaynakları ve uçsuz bucaksız yaşam alanları 3.Reich’ın olmalıydı. Sovyet Rusya’nın ezilmesi gerekiyordu. Böylelikle Bolşevizmin sonu gelecek Nasyonal Sosyalizm dünyaya hakim olacaktı. Almanlar gücünün doruğundaydı. Sovyetler’de ise gergin bir bekleyiş hakimdi. Almanlarla er geç savaşacaklarını biliyorlardı ama zamanını kestirmek güçtü. Kızıl Ordu henüz savaşa hazır değildi. Stalin’in kıyım politikasından ordu da nasibini almıştı. Stalin rejiminin başlattığı tasfiye sürecinde Kızıl Ordu’nun subay kadrosu baştan aşağı yenilenmişti. Generallerin tamamına yakını, ideolojik gerekçelerle idam ettirilmişti. Dünyanın açık ara en kalabalık ordusu başı olmayan bir canavarı andırıyordu. Asker, tank, uçak sayısı bakımından Almanlardan birkaç kat üstünlerdi fakat bu koca ordunun başı Stalin tarafından kesilmişti. 1941 Haziran ayı geldiğinde 3 milyon Alman askeri işgale hazır vaziyette doğu cephesinde konuşlanmıştı. Her şey hazırdı. Hitler bu harekata, ortaçağın Alman krallarından olan Frederik Barbarossa’nın adını vermişti. Napolyon’la aynı kaderi paylaşmayacağından emindi. Barbarossa Harekatının istihbaratı kendisine ulaştığında Stalin, istifini bozmadan sigarasından bir nefes çekmiş ve sakin bir ses tonuyla haberi kendisine getiren ajanların kurşuna dizilmesini emretmişti. Ona göre Almanların saldıracağı bilgisi İngiliz tezviratıydı. İngilizler Almanya ve Sovyetler’i birbirine düşürmek istiyordu. Bu yanılgının bedeli ağır olacaktı.

Harekat emrinin gelmesiyle birlikte şafak vaktinde ilk olarak Alman istihkam erleri sınırı geçti. Onların peşinden 3 milyon Alman askeri, binlerce tank ve uçak işgale başladı. Alman ordusu yine çok hızlıydı. Ruslar ise hazırlıksız yakalanmıştı. Harekatın daha ilk haftasında 1500 Rus uçağı yerden kalkamadan imha edilmişti. İkinci haftaya girildiğinde Moskova yolu yarılanmıştı. Minsk ve Smolensk düşmüştü. 6000 Rus tankı imha edilmiş, 400 bin Rus askeri ölmüş, 1 milyondan fazla asker ise esir alınmıştı. Tarihimizin en kanlı kara savaşı Almanların ezici üstünlüğüyle başlamıştı.

Alman taarruzu üç koldan ilerliyordu. Birinci kol kuzeye yönelmişti. Hedefte ideolojik başkent sayılan Leningrad vardı. İkinci kol resmi başkent Moskova’ya ilerliyordu. Üçüncü kol ise güneydeki ekonomik hedefler olan Kiev ve Stalingrad’a yönlendirilmişti. Ekim ayına gelindiğinde Almanlar kuzeyde Leningrad’ı kuşatmış, güneyde Kiev’i işgal etmiş ve Moskova’ya 60 km kalmıştı. Kimse bu kadar kolay olacağını tahmin etmemişti. Almanlar başkent Moskova’ya yapılacak taarruz için tahkimat pozisyonundaydı. O günlerde yılın ilk kar yağışı ufak bir serinlikle gelmişti. Etraf bembeyazdı ama pek de soğuk sayılmazdı. Alman generaller kendi aralarında şakalaşıyor meşhur Rus ayazı bu mu diyerek birkaç hafta sonra Moskova’da yapacakları zafer töreni için botlarını parlatıyorlardı. Gerçekle birkaç gün sonra yüzleştiler. Yağan kar tamamen erimiş, arazi tamamen bataklığa dönmüştü. Binlerce Alman tankı hareketsiz kalmıştı. Tek çare kışın iyice bastırmasını ve toprağın sertleşmesini beklemekti.  Ruslar bu bekleyişten faydalanmasını bildiler. Kızıl Ordu’nun elinde kalan birkaç nitelikli generalden birisi olan Georgi Jukov Moskova savunması için görevlendirildi.  Jukov sert kış şartlarında Almanların hareketsiz kalacağını hesap ederek bir karşı taarruz planı hazırladı. Aslında bu çılgınlıktı. Jukov bir kumar oynayacaktı. Sovyet ordusunun ağır kış şartları için yetiştirdiği ve Japonların olası bir saldırısına karşı doğu cephesinde konuşlandırılmış olan Sibirya Tümeni’ni Moskova’ya çekecekti. Bu birliğin gelişinden Almanların haberi olmamıştı. Zaman geldi ve toprak, soğuğun etkisiyle sertleşti. Bu kez hava çok soğuktu. Bazen eksi otuzlara ulaşan sıcaklık sebebiyle Alman ordusu çaresiz kalıyordu. Mekanize birlikler Moskova önlerinde donmuş vaziyetteydi. Araçların motor yağı donduğu için hareket edemiyor, askerler ise kışlık envanter sıkıntısı sebebiyle savaşamıyordu. Almanların tamamen etkisiz kaldığını gören ve bunu fırsat bilen General Jukov Sibirya Tümeni’ni taarruza geçirdi. Almanlar için büyük bir şok dalgasıydı bu. Kızıl Ordu’yu imha ettiklerine eminlerdi. Peki bu askerlerde nereden gelmişti ? Alman General Halder: “Rus devi bizim tarafımızdan küçümsendi… Ne zaman onlarca tümenlerini yok etsek, Ruslar onları diğer onlarca tümenle değiştirdiler.” Demişti. Zaten perişan durumda olan Alman askerleri taarruzla birlikte darmadağın oldular. İlk kez durdurulmuşlardı. Kayıp çok büyüktü ama hiçbir şey bitmemişti. Geri döneceklerdi.

“Örs yerine çekiç olmayı tercih ederim.” Demişti o günlerde Çöl Tilkisi Erwin Rommel. Alman ordusunun Moskova önlerinde buz tuttuğu sıralarda Rommel ve emrindeki Afrika Kolordusu İngilizleri önüne katmış Mısır’a doğru kovalıyordu. İngilizler kaçtıkça Rommel endişeleniyordu. Bunun alelade bir ricat hamlesi olmadığının farkındaydı. İngilizler El Alameyn’de durduklarında iki taraf için de tek bir seçenek mevcuttu. Bu İngilizler için bir tutunma savaşıydı. Kaybetmeleri demek bir daha bu topraklara ayak basamamak demekti. Almanların ise kazanmaktan başka çareleri yoktu. Ordu en yakın ikmal hattından 1000 km uzaklaşmıştı. İngilizler 100 km öteden ikmal alırken Almanlar bunu 1000 km öteden yapmak zorundalardı. Alman ordusunun Moskova önündeki hezimeti sonrası Kuzey Afrika’ya gelen destek bitmişti. Hitler Rommel’i kaderiyle baş başa bırakmıştı. Almanların başlatığı ilk taarruz başarısızlıkla sonuçlandı. Ardından gelen hamleler de kudretli İngiliz Generali Montgomery tarafından etkisiz hale getirildi. Tam bu sırada ağır bir ateşli hastalığa yakalanan Erwin Rommel’de tedavi için Almanya’ya dönünce Alman ordusunun kolu kanadı kırılmış oldu. Artık saldıramazlardı. Tutunma sırası onlara gelmişti. Rommel gelene kadar savunma pozisyonu almak üzere cephe gerisine çekildiler. Rommel iyileşip geldiğinde Alman Ordusu’nun zavallı durumuyla karşılaştı. İngilizler saldırı pozisyonu aldıkları sırada ciddi açıklar vermişlerdi. Rommel gelir gelmez son bir çabayla İngilizlere karşı taarruza girişti. Bu taarruz İngilizleri söküp atmaya yetmedi. Modern Amerikan tanklarıyla donatılmış İngiliz ordusu artık daha dirençliydi. El Alameyn İngilizler için bir dönüm noktası oldu. Bir kez daha Almanlar karşısında mağlup olmayacaklardı. Rommel’in aklındaki tek şey ise bir an önce askerlerini bu ölüm vadisinden kurtarmaktı. Hitler’in yerinizde kalın talimatına rağmen ordusunu kararlı bir şekilde geri çekti. Bu Almanların Kuzey Afrikada’ki hayallerinin sonu demekti. 1943 yılında Tunus’a kadar çekilmiş olan Alman Afrika Kolordu’su Kuzey Afrika’yı bir daha dönmemek üzere terk etti.

1942 yılında savaşın bir başka dönüm noktasına gelinmişti. Pasifikte Pearl Harbor saldırısıyla terör estiren Japon İmparatorluğu Asya’nın tartışmasız hakimi konumundaydı. Çin ve Güneydoğu Asya’da  bulunan İngiliz ve Fransız sömürgelerini işgal etmişlerdi. Avustralya’ya çıkarma yapmak için hazırlık yapıyorlardı. Pasifik Okyanus’unda tartışmasız bir hakimiyet kurabilmek için ABD’nin varlığına tamamen son vermek istiyorlardı. Hedefte Midway Deniz Üssü vardı. Amerikan donanmasının Midway Üssü’nde tutunduğunun farkındalardı. Pearl Harbor’da yaptıkları gibi gizli bir taarruz ile Pasifiğin tek hakimi olabilir daha sonra ise ABD topraklarını işgale başlayabilirlerdi.

Amerikalılar ise savunma pozisyonunda kalmak zorundalardı. Pearl Harbor faciası ülkede büyük bir paniğe yol açmıştı. Japonların olası işgaline karşı işgal senaryoları tatbik ediliyordu. Bu kez ciddi bir istihbarat faaliyeti yürüttüler ve Japonların ordu içi haberleşme şifrelerini kırmayı başardılar. Bundan Japonların haberi yoktu. Japon Donanması bütün gücünü toparlayıp Pasifikteki ABD varlığını ortadan kaldırmak üzere yola çıktığında Amerikalılar her şeyden haberdardı. Buna rağmen Japonlara karşı zafer kazanmak kolay olmayacaktı. Japon donanmasına ait uçak gemilerinden kalkan savaş uçakları Midway adasını bombalamaya başladığında Amerikalılar sabırlı bir şekilde Japon filosunun yerini tespit etmekle meşguldü. Japon Donanması’nın başında Amiral Yamamoto vardı. Amiralin emrinde 4 uçak gemisi ve 200 kruvazörden oluşan 600 uçağa sahip dev bir filo vardı. Amerikalıların elinde ise biri hasarlı 3 adet uçak gemisi ve 80 kadar kruvazör mevcuttu.

Amerikan avcı uçakları Midway semalarında Japon filosunu tespit etmeyi başardılar. Japon uçakları bombardıman için gemileri terk ettiği anda pusuda bekleyen Amerikan uçakları kararlı bir dalış yaparak Japon filosuna saldırdı. İlk saldırı ve peşinden gelen saldırılar sonucunda 4 Japon uçak gemisi de batırıldı. Midway’i bombalamakta olan Japon uçakları iniş yapmak için döndüklerinde uçak gemilerinin batırıldığını gördüler. Yakıtı tükenen uçakların iniş yapacağı tek yer artık okyanustu. Bu aynı zamanda Japon hava filosunun da iflası demekti. Amiral Yamamoto yaşanan hezimet sonrası derhal çekilme emri vererek Amerikan zaferini ilan etmiş oldu. Japonlar için ABD’yi pasifikten atma ümitleri tükenmişti. Amerikalılar için dönüm noktasına gelinmişti. Hiroşima’daki yakıcı atom sabahına kadar sürecek kanlı bir ABD – Japon savaşı tüm şiddetiyle devam edecekti.

Soğuk, çamur ve kanla terbiye olan Alman Ordusu 1942’nin bahar ayları geldiğinde yeniden toparlanmıştı. Hitler Moskova bozgununu “yol kazası” olarak nitelendirmişti. Ona göre Kızıl Ordu’nun Wehrmacht karşısında hiçbir şansı yoktu. Generallerinin savaşla ilgili tavsiyelerini görmezden geliyordu. Artık tek karar mercii kendisiydi. Haritayı önüne aldı ve bir yeri işaret etti. Alman 6. Ordusuna saldırıya geçmesi için emir verilen bu yerin adı Stalingrad’dı. Stalin’in şehri Almanlar için bir dönüm noktası olmak üzere savaşın yıkıcılığını tatmak zorundaydı. Stalingrad Sovyet Rusya’nın can damarıydı. Ülkeye giren yardımlar Volga Nehri kıyısındaki bu şehir üzerinden geliyordu. Alman generallerinin tüm ısrarına rağmen Hitler Moskova’yı almak yerine Stalingrad’a saldırma emrini verdi. Almanların yanında İtalyan, Romen, Macar ve Hırvat birlikleri de vardı. Mihver devletler topluca Sovyet devini ezmeye kararlıydı. General Friedrich Paulus komutasındaki birlikler seri bir taarruza girişti. Almanlar kısa sürede Stalingrad’ın batı kıyısını ele geçirmişlerdi. Alman Hava Kuvvetleri şehri moloz yığınına çevirmişlerdi. Sovyet Ordusu’nu pes ettirmek için yaptıkları bu hamle ters tepmişti. Yıkılan her bina Sovyet askerleri için mevzi görevi görüyordu. İlerleyiş yavaşlamıştı. Josef Stalin’in verdiği emirle Stalingrad’dan her türlü çıkış yasaklanmıştı. “Sovyet ordusunda geri çekilmek, ileri gitmekten daha çok yürek ister.” Demişti Stalin.  Stalingrad’da nefes alan her bir “yoldaş” için kazanmaktan başka çıkış yolu yoktu. Alman Ordusu şehrin dörtte üçünü ele geçirmişti. Zafer gelmek üzereydi. İnatçı birkaç Sovyet alayı işlerini zorlaştırıyordu.

Şehrin savunması için komutanlığa, Moskova ve Leningrad savunmalarının muzaffer komutanı Georgi Jukov atanmıştı. Jukov Moskova’dakine benzer bir fırsat arıyordu. Almanları püskürtmekten başka çaresi olmadığının farkındaydı. O sıralarda kendisine gelen bir istihbarat zayıf da olsa bir zafer şansının olduğunu söylüyordu. Alman merkez ordularını yarıp geçmek imkansızdı. Ancak kuşatmayı yapan ordunun sağ ve sol kanadını İtalyan, Romen ve Macar birlikleri tutuyordu. Bu zayıflıktan faydalanmak ise Jukov’un maharetine kalmıştı. Olası bir Rus taarruzu ise kimsenin beklediği bir şey değildi. Yine kimsenin beklemediği anda Ruslar taarruza girişti. Üranüs Harekatı adı verilen bu operasyonda hedef düşmanın kanatlarıydı. Mihver Kuvvetlerin merkezi ne kadar güçlüyse kanatları da bir o kadar zayıftı. Rusların kararlı taarruzu sonucu çember tamamlandı ve Alman ordusu tamamen kuşatıldı. İşler tersine dönmüştü. Alman General Paulus’a göre bu çemberden çıkış mümkündü. Alman 6. Ordusu şiddetli bir yarma harekatıyla kurtulabilirdi. Bu aynı zamanda Stalingrad’dan çekilmek demekti. Hitler bu öneriyi kesin bir emirle reddetti. Onlara yerlerinden ayrılmamalarını, kurtarılmaları için yeni birlikler gönderileceğini söylemişti. Kış aylarının gelmesiyle birlikte ikmal hattı tamamen kesildi. Açlık ve soğuk Almanları tüketiyordu. Rusların giderek daralttığı çemberde yaşam şansları kalmamıştı. Şubat 1943’te Alman 6. Ordusu teslim oldu. Beyaz bayrak çekildiğinde 800 bin asker ölmüş 200 binden fazla asker esir alınmıştı. Esir alınanların arasında General Friedrich Paulus’ta vardı. Almanların ilerleyişi durmuştu. Sonu Berlin’in harabeye dönmüş sokaklarında bitecek olan kanlı bir savunma savaşı onları bekliyordu.

(Devamı 5. Bölümde)

Ahmet Yasin Kocamaz