Osmanlı’da Koku Kültürü

Güzel kokunun kullanımı tarih öncesine dayanan eski bir gelenektir. Güzel koku üretimi ve kullanımına dair ilk bilgiler Eski Mısır’dan elde edilmektedir. Araştırmacılarca antik dönemden itibaren kokunun dinî merasimlerde, çeşitli ritüellerde ve özellikle cenaze defin işlemlerinde kullanıldığı, hatta tabutlara parfüm şeklinin resmedildiği; saraylarda güzel kokuya ve buhura ayrıca önem verildiği, tıbbi ve kozmetik amaçlı da bulundurulduğu bilinmektedir.

Kokunun rahmanî bir lütuf olarak değerlendirildiği İslâm dininde, güzel koku sürünmek sünnet olarak kabul edilmiş, Hz. Muhammed (s.a.v) “gül kokulu peygamber” olarak nitelenmiştir. “Hz. Muhammed (s.a.v), bir Kudsi Hadisinde kendisine sevdirilen üç dünya nimetinden birinin güzel koku olduğunu belirtmiştir.”[1] İnsanların toplu olarak yaşadıkları yerlerin güzel kokmasını ve mescidlerin yanında evlerin de güzel koku veren otlarla buhurlanmasını tavsiye etmiştir. 

Türkler de dini ritüellerinde bölgeyi kötü ruhlardan arındırmak amacıyla koku kullanmışlardır. Dini törenlerde kullanılan kokunun kutsalla bağ kurma noktasında önemli bir yerde olduğu söylenebilir. Türkler açısından İslam dininde koku kullanımının sünnet kabul edilmesi, Hz. Muhammed’in güzel kokulara olan düşkünlüğü, güzel kokuların Müslümanlar arasında kullanımının gündelik yaşamda ne kadar önemli yer tuttuğuna dair hadisler, İslamlaşmayla birlikte özellikle saray ve çevresinde kokunun önemini arttırmıştır.

Osmanlı saray kültüründe güzel koku için gül suyu ve buhur yakma bir gelenekti. Gül suyunu serpmek için gülabdan, buhur yakmak için buhurdan kullanılmıştır. Genellikle buhurdanlar gülabdanlar ile birlikte takım olarak sunulmuştur. Bu nedenle buhurdanlar gülabdanlarla aynı malzeme, işçilik ve süslemeye sahiptir.

Gül Suyu ve Gülabdan

Türklerin gül suyu hazırlamasıyla ilgili bilgiye Divan-ı Lügat’it Türk’ten ulaşabiliyoruz. Eserde çeşitli gül suyu şişelerinden söz eder ve “Kumgan” adı verilen bakırdan yapılmış şişenin tanımını ibrik, güğüm ve gül suyu şişesi şeklinde yapar.  Türkçe sözlükte yer alan “kumgan” kelimesine göre Türkler gül suyu elde ediyorlardı. İbn-i Batuta da seyahatnamesinde  Mardin ve Nusaybin çevresinde elde edilen gül suyu hakkında bilgiler verir. 

Taze gül yapraklarının kokusunun suya geçirilerek hazırlanması sonucu oluşan gül suyu Osmanlı döneminde genellikle “gülabdan” denilen, içine gül suyu konulan ve üst kısmındaki ince ağzından gül suyu serpmek için kullanılan özel şişelerde sunulurdu. Bu şişelerin saray koleksiyonunda porselen, gümüş, altın, tombak ve cam gibi çok çeşitli örnekleri mevcuttur.[2]

Saray ve çevresinde gül suyu ve gülden yapılan şurup ve macunlar yaygın olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde 1640 yılında İstanbul esnaflarını sayarken eski bedesten önünde 14 adet gül suyu satan dükkân olduğunu ve burada çalışan 70 kişi olduğunu yazmıştır.

Padişaha sunulan kıymetli hediyelerin başında gül suları ve mücevherlerle kaplanmış gülabdanlar gelmektedir. 1675 yılında şehzade Mustafa ve Ahmed’in sünnet törenlerinde aktarlardan çiçek ve gül suyu şişleri, misk sabunları ve buhur sularının hediye geldiğini Hazerfen Hüseyin efendi eserinde belirtmiştir. Bu durum kokunun ve özellikle gül suyunun Osmanlı yaşamındaki önemini göstermektedir. 

Osmanlı sarayında yapılan bütün ziyafetlerde ve toplantılarda yemek sonrasında ellerin yıkanmasının ardından kötü kokuyu engellemek için gül suyu ikram etmek bir adetti. Gül suyunun takdimini sarayın özel hizmetkârlarından biri olan “vekilharç” yapmaktaydı. Önemli devlet büyüklerine şerbet, kahve ve gül suyu ikram edilir ardından buhur yakılırdı.[3]

Buhur ve Buhurdanlar

“Buhur” kelimesinin Türkçesi “tütsü” dür. Yakıldığı zaman güzel koku veya kokulu duman çıkaran bitki, tohum, kök gibi maddelere verilen isimdir. Buhurdan (Tütsülük) ise içinde tütsü yakılan maden, porselen veya seramikten yapılan özel kaplara verilen addır.

İlk çağlardan itibaren çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde kullanılan buhur, özellikle Eski Mısır, Orta Doğu, Uzak Doğu ülkeleri, Avrupa ve İslâm ülkelerinde çokça kullanılmıştır. 

Türkler tarafından kullanılan ilk buhurdan örnekleri 8. Yüzyılda üretilmiştir. 11 ve 12. Yüzyıllarda Büyük Selçuklu döneminde hayvan biçimli buhurdanlar yapıldığı bilinmektedir. Osmanlı dönemine gelindiğinde Saray’da buhur yakmak gelenek halini almıştır. Özellikle günde iki kez yenilen yemeklerin ardından bir seremoni halinde tütsü yakılması, gül suyu ve kahve verilmesi adet olmuştur. Buhur Osmanlı padişahlarının gündelik hayatında da önemli bir yere sahipti. Padişah yemeğini bitirip ellerini yıkadıktan sonra giysileri ve odası yemek kokusundan arındırılmak için buhurla buharlanırdı. 

Buhur, padişahın gideceği mekânlarda da çok kullanılırdı. Padişah camiye varmadan önce hazinedarbaşı camiye gidip, padişahın namaz kılacağı yeri hazırlayıp, seccadesini yere serer ve buhur yakardı.[4]

Osmanlı sosyal hayatında buhurun önemli bir yeri vardı. Öyle ki sarayın güzel koku ihtiyacını karşılamak için görevlendirilmiş özel bir grup vardı. “cemaat-i buhurciyan-ı hassa” denilen bu özel grup, sarayda kullanılmak üzere dumanı hoş koku veren bitkisel karışımları üretirlerdi.

Tütsü saray dışında da çeşitli ev, konak ve tekkelerde bolca kullanılmıştır. Özellikle sakal-ı şerif ziyaretlerinde, mevlit okunurken, ketebe alma törenlerinde, hafızlık icazeti ve iftar edilecek odada ezana çeyrek kala buhur yakılması adetti.[5]

Koku kültürü Osmanlı da dahil olmak üzere birçok medeniyette önemli bir yer edinmiştir. Türkler bilinen ilk dönemlerinden itibaren güzel kokuyla ilgili araç ve gereçleri bolca kullanmışlardır. Güzel koku Müslümanlıkta önemli bir yere sahip olduğundan Osmanlı padişahları da güzel kokuya ve özellikle koku araç gereçlerine önem vermişlerdir. Gülabdanlar ve  buhurdanlar, estetik kalitesi ve teknik özellikleri göz önüne alındığında, saray hayatının o dönemki bolluk ve zenginliğinin birer göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Funda Tekin

Dipnotlar

[1]Haluk Dursun, ed., Topkapı Sarayı Müzesi Yıllık-6 ( İstanbul: 2013),124.

[2]Dursun, a.e.g., s. 125.

[3]Dursun, a.e.g., s.127.

[4]İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinde Saray Teşkilatı, TTK Yayınları, Ankara, 1988, s. 210

 [5]Dursun, a.e.g., s.131.

Kaynakça

Uzunçarşılı,İsmail Hakkı. “Osmanlı Devletinde Saray Teşkilatı”. TTK Yayınları. Ankara. 1988.

Dursun, Haluk. Ed. “Topkapı Sarayı Müzesi Yıllık-6”. İstanbul. 2013.Çerikan,

Fidan Uğur. “ İlkelden Moderne Kokunun Tüketimi ve Türk Kültüründeki Yansıması”. Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi. 47. (Yaz 2020): 394-408.