Devri Devrân Döner Âlem İçinde; Sema ve Ayin

Mevlânâ’nın âşıkların gıdası, ruhun safası ve ilahi sevgiliye kavuşmanın hayaline benzettiği sema, Mevlevi tekkelerinin ilk tarikatlaşma hareketlerinden bu yana ayin olarak kabul edilmiştir. Bilindiği üzere Mevlana, sağlığında müridler için tören yapmamış ve belli bir kurala bağlı kalmaksızın sema etmiştir. Mevlana’nın ölümünden sonra oğlu Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi, zamanında sıkı bir nizama bağlanarak Sünni tarikatların en büyüğü olarak kabul edilen Mevlevilik sistemleştirilmiştir. Sufi metafiziği ile özdeşleşen vahdet-i vücûd öğretisine göre evrenin özü Allah’tır. Tanrı kendi yarattığı evren içinde bir görünüş olarak belirir ve bir bütün içinde evreni kuşatır. İnsanda ise tanrısal bir öz olan ruh vardır. Evren yaratıldıktan sonra tanrıdan kopup insana gelen ruh, tekrar özüne kavuşmanın derin arzusu içerisindedir. İnsan, özüne duyduğu derin özlem ve duyduğu derin aşk ile adım adım tanrısına yaklaşacak bu ise bedeninde farklı şekilde zuhur edecektir. Tarikatler tarihi seyri içinde farklı ahenk, intizam ve zikir usulleri geliştirse de vecd halinin zuhur edişi payidar kalmıştır. 

Mevlânâ’nın semâ’ı ise, çok defa hâlin icabından kaynaklanmıştır. Zikir ve duanın nağme ile birlikte okunması mecliste bulunanlar üzerinde ulvi bir etki yaratıyordu. Filhakika kulağına gelen ve hoşuna giden güzel ve manalı bir ses, bir söz veyahut heyecanlı bir hâdise onu harekete geçirmeye, daha doğrusu dönmesine kâfi geliyordu (Kara, 2008). Mevlana’nın medreselerinde yapılan semada musiki erkânı, mutasavvıf şiirlerini besleyerek ney, rebâb ve zurna gibi çalgılarla sufilere eşlik ediyordu. 

Tasavvuftaki cezbe haliyle sema etmek, yoktan ve hiçten sıra düzeni içinde evreni yaratan Allah’a kavuşabilmek için apansızca dönmekle sadır olmuştur. Semazenler Güneş, Ay ve nice âlemler gibi hem kendi etrafında döner hem de meydanı devrederler. Semazen dünya hayatından sıyrılarak Er-Rahmân’a ulaşmanın sırrıyla nefsini ve ruhunu terk eder. Kendi zatını gönlünden çıkarmasıyla manevi cevherini yaratana sunar. Nefis, ruh ve sır diye bir şey kalmaz. Aşkıyla harekete geçen ve O’nun yarattığı âlemler gibi dönüp duran kişi kulluğunun idraki ile İnsan-ı Kamil’e yönelir. 

Hz. Mevlânâ’nın 21. Kuşak torunu Celâleddin Bâkır Çelebi şöyle aktarır:

 “Semâ kulun hakikate yönelip akılla-aşkla yücelip, nefsini terk ederek Hak’ta yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kâmil bir insan olarak tekrar kulluğa dönüşüdür.”

Her bir anı ayrı sembolik manalarla donatılan sema gösterisi sadece semazenleri değil onları izleyenleri de maneviyatına hissedar eder. Semâhane kâinatı sembolize edişinden ötürü dairevi bir alandır. Tören Naat-ı Şerif’in okunmasıyla başlar. Daha sonra ney taksimine geçilir ve taksim bitişinde semazenler şeyh efendinin işaretini alarak semaya başlar. Dört bölümlük selam kısmında; kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişi, ruhunun sahibine duyduğu olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip insan-ı kâmile doğru yönelişi ifade edilir. Gökyüzüne bakan sağ eli Allah’tan aldığı ilahı sırları, aşağı bakan sol eliyle insanlara aktaracaktır. Semazenin sırtındaki siyah hırka mezar taşı beyaz tennuresi ise kefenidir. Sema etmeye başladığı an hırkasından sıyrılmasıyla dünyadan ve nefsinden kurtulur. Tasavvuf yolunda ilerleyen salik o andan itibaren varlık meramını unutur mekânsız, keyfiyetsiz ve misalsiz bir şekilde Allah’a yönelir. 

İnsan ruhundaki tanrısal tecelli olan ruhun yönelişi döne döne bedende ifade bulur. Rumi’nin ifadesiyle; “Sema, aşka kavuşmak, buluşmak sultanlığı için, perdeleri kaldırıp içeriye girmek devleti için, can elbisesidir.”

Nihal Bayrak

Kaynakça

  1. Tasavvufta Sema, Yrd. Doç. Dr. Kerim Kara, 2008.
  2. Hekim Gözüyle Sema Eğitimi, Prof. Dr. Fuat Yöndemli.
  3. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Mevlevi Sema Töreni, 2008.
  4. Ariflerin Menkıbeleri, Ahmed Eflâkî.