Miletos Okulu ve Felsefenin İlk Nüveleri

Miletos Okulu diye adlandırılan ve Miletli filozoflardan oluşan bu okula; Aristoteles’in belirttiği üzere felsefenin başlangıç ismi sayılan Thales’i de içinde barındıran, daha sonra doğa filozofları olarak adlandırılacak olan ve Yunan düşünce geleneğinin temel yapıtaşlarını oluşturan bir gelenektir denebilir. Lakin burada altı çizilmesi gereken husus Yunanlı filozoflara atfedilen bu düşünce tarzlarının hazır paket halinde bahsedilmemiş olduğudur. Daha sarih bir ifadeyle burada bahsedeceğimiz filozoflar, diğer tüm filozoflar gibi kendi geçmiş kültürlerinden ve diğer milletlerin uğraştığı tıp, matematik, geometri gibi birçok alandan etkilenmişlerdir. Bunların başında da Mısır gelmektedir. Zaten Thales’in Mısır ile etkileşimde olduğu da Walther Kranz’ın ‘’Antik Felsefe’’ adlı kitabında bahsedilmektedir.

Miletos düşünce okulunun oluşması çeşitli kaynaklarda mitostan logosa geçiş olarak adlandırılır. Ancak Miletli düşünürlerin yazdıklarından çıkarılan bu sonuç tartışmalıdır. Cengiz Çakmak’ın da bahsettiği gibi “Mitostan logosa geçiş, dinden bilime geçiş değildi. … Zira ortada ne bildiğimiz anlamda bir din, ne de mevcut anlamıyla bir bilim vardı. Dolayısıyla mitostan logosa geçiş, dinden felsefeye de geçiş değildir; çünkü henüz ortada felsefi bir düşüncenin olduğunu söylemek mümkün değildir. Zikredilen geçiş süreci Yunanlı şairler dediğimiz Homeros ve Hesiodos’un kendi düşünceleri içinde başlamıştır.’’ Mitostan logosa geçişte dikkat çeken iki özellik şöyle sıralanabilir: ‘’Birinci olarak yazılı kültüre geçiş, ikinci olarak da sebep-sonuç ilişkisi kuran bir düşünme tarzına geçiş.” Ek olarak, pratik yarardan ziyade doğru uğruna arayış da bir diğer özellik olarak görülebilir.

Miletli düşünürlerden ilki Thales’tir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Aristoteles doğa felsefesini ve genel mana ile felsefeyi onunla başlatır. Thales’in bir dönüm noktası olarak anılmasının asıl nedeni, tanrıların cismanileşmiş olarak dünyada bulunduğu inancı onunla birlikte geride kalmıştır. Eski Hellen filozoflarının sorduğu bir soruyu o da sorar: “Dünyanın asıl temel maddesi nedir?” Thales bu soruya “su” diye cevap verir. Modern dönemin mekanik evren modeli de dahil maddeye cansız bir şey muamelesi yapan Thales dönemi ve öncesi filozoflarına karşın Thales, maddenin canlı ve ruhu olduğunu söyler. Bir örnek vermek gerekirse, mıknatıs taşı demiri çekiyorsa canlıdır ona göre. Modern dönem adlandırmasıyla bu bir tür ‘’monizm’’dir. Ona göre her şey tanrıdan ve tanrısaldır bu dünyada.

Soyu hakkında çeşitli anlatılar olsa da şu an kabul edilen görüş, onun soyu Finikelilere dayanan bir Miletli olduğudur. Matematik ve astronomide de hatırı sayılır çalışmaları mevcuttur. Mesela bir savaş sırasında şahit olduğu ani bir olayı (bir anda gündüzün gece olması) güneş tutulması olarak adlandırıp açıklamıştır. Bu sebeple onun ilk astronom olduğunu söyleyenler de çıkmıştır. Lakin bu bilgileri Babil ve Mısır medeniyetlerinden aldığı ve kendi kuramına dahil ettiği anlaşılmaktadır. Matematik alanında da bugün dahi kullandığımız eşkenar üçgen, daire ve yarıçap gibi şekillerin ve hesaplamaların temel kaynağı olarak Thales gösterilir. 

Bir diğer Miletoslu düşünür de Anaksimandros’tur. Thales’in hem arkadaşı hem de öğrencisi olan Anaksimandros, arkhenin su olduğunun söyleyen Thales’e karşı “Doğa” adlı eserinde arkhenin maddesel olmayan-bizim şu an töz (öz, cevher)- dediğimiz ve mekan-zaman sınırı olmayan apeiron olduğunu söylüyor. Bu sonsuz, öncesiz, bitimsiz olan maddenin de sonsuz şekilde yeniden ve yeniden kendi kendisine şekil verdiğini söyleyip bunun içimizde bulunan ulu bir yasa olduğunu ileri sürmektedir. Bu apeiron kocamaz, ölmez ve yok olmaz. Hegel’in düşüncesinin temelini oluşturan geist(tin) kavramının da köklerini buradaki apeiron kavramından -Miletos düşüncesinin de temelinde yatan, değişenin ardındaki değişmeyen şey olarak algılanan anlayıştan- aldığı kanaatindeyim. Zira Hegel’deki tin kavramı da değişen şeylerin özündeki değişmeyen şey olarak belirlenen apeiron gibi soyut ve özcü bir kavram olarak kabul edilebilir. Konunun bağlamını aştığından ötürü bu konulara başka bir yazıda gireceğim. Walter Kranz’ın belirttiği gibi bu kadar düşünmenin sonu Anaksagoras’ın düşüncesine varmak olur.

Onun kosmos düşüncesinde dünya düzenli olup ‘düzgün ziynet’ anlamına gelen uni versum‘dur. Bu da dünya bütünü için kullanılan ilk kavram olarak tarihe geçer. Yaptıkları çalışmalar Thales gibi fazladır. O da matematik geometri, astronomi ile ilgilenmiştir. İlk yeryüzü haritasını bir levha üzerine çizen Anaksimenes gök küresini yapmış, gök ölçüsü olarak da bilinen gnomon’u bulmuştur. Güneş ekliptiğinin eğriliğini anlamış ve Lakadaimonia’daki gün dönümlerini gece gündüz eşitliğini gösteren saatin yanına dikmiştir. Dünyanın oluşumuna dair sistematik bir anlatımı mevcuttur . Ona göre yeryüzü boşlukta ve kosmosun merkezindedir. Yeryüzü silindir biçiminde ve yüksekliği genişliğinin üçte biridir. Hesiodos‘ta ve diğer filozoflarda da karşımıza çıkan kutsal 9(dokuz) sayısı burada da karşımıza çıkmaktadır. En üstte güneş, altında ay küresi en altta da yıldızlar bulunmaktadır. Bu tasvir Kopernik devrimine kadar devam edecektir. Türlerin meydana gelişine dair de bugünkü modern bilimin anlatılarına benzer bir türlerin meydana gelişi teorisi ortaya koymuştur. 

Anaksimandros’un yoldaşı olan Anaksimenes, onun ve Thales’in düşüncelerini mezcedip diğer iki düşünürden de farklı olarak daha sarih ve daha kavranılabilir bir fizik teorisi ortaya koyar. Ana töz kabul ettiği ‘hava(aer)’yı tanrı olarak kabul eder ve havanın tanrı gücüyle dolu olduğunu söyler. Ona göre her şey havadan meydana gelip geri havaya döner. Anaksimendros’un sonsuz dediği apeirona belirsiz demişti hatırlarsak, lakin Anaksimenes’te töz bellidir ve bu havadır. Havanın seyrekleşmesi ve sıkışması dünyadaki her şeyi oluşturur ona göre. Onun görüşüne bir ad verecek olursak eğer hem doğallık hem de materyalist görüşün iç içe olduğu monist-panteist görüşün öncülerinden sayabiliriz. Yazımın başında da belirttiğim gibi o da doğudan aldığı birçok bilgiden beslenmiştir. Bir örnek vermek gerekirse insan vücudunun kosmos vücuduyla karşılaştırılmasını eski Pers hekimlerinden alıp kendi kuramına bağlamıştır. Ona göre yıldızlar çiviler gibi gökyüzüne çakılı dururlar ve Anaksimandros’un tersine onun görüşünde en üstte güneş yerine yıldızlar bulunur(Anaksimandros’a göre en altta idi). Güneş, bir yaprak gibi yassıdır. Ayın ışığını güneşten aldığını ise ilk dile getirenlerden biridir.

Ay tutulmasının nasıl olduğunu gerçekçi ve sistematik biçimde açıklamıştır (Thales de açıklamıştı lakin onun açıklaması Anaksimenes kadar gerçekçi ve sistematik değildi). Eski inançların temelini oluşturan bir görüş Anaksimenes’te de görülür, ona göre yeryüzü tepsi şeklindedir ve yassılığından dolayı da havanın üzerinde durmaktadır. İnsan havadır, ruh da havadandır ve ruhumuz bizi hükmü altında tutuyorsa bütün ‘’kosmos’’u da hava öyle hükmü altında tutmaktadır. Depremin nedeninin yeryüzünden kaynaklı olduğu görüşü yavaş yavaş yerleşmeye başlamıştır Miletli filozoflarda ve bu da ileride kötü şeylerin Tanrı kaynaklı olduğuna atıf yapan Homeros ve Hesiodos gibi filozoflara karşı tavır takınacak Ksenophones gibilerin düşüncesinde baş rol alacaktır.

Sonuç olarak, Miletos okulunun özelliklerini anlattığımız bu yazıda düşünürler üzerinden bir anlatım yaptık ve gördük ki bu düşünürlerin ortaya koydukları düşünceler ve yararlandıkları kaynakların çoğu doğu kökenlidir. Ve yine gördük ki Mitos’tan Logos’a geçiş herhangi bir bilime ya da sistemli bir felsefeye geçiş değildir. Zira buradaki düşünürler ne tamamen bir bilim ne de tamamıyla bir felsefe örneği göstermişlerdir.

Hüseyin Cahit Şen