Büyük Savaş-Bölüm V-(Son)

Yazının önceki bölümünü okumak için..

Topyekün Savaş

“Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.”

(Dr. Joseph Goebbels)

“Soruyorum: Führerimizin de inandığı gibi bu topyekün savaşın Alman Silahlı Kuvvetleri tarafından kazanılabileceğine inanıyor musunuz?”

“Evet!”

“İngilizler Alman ulusunun savaş istemediğini ve hükümetin topyekün savaş politikasını desteklemediğinizi iddia ediyorlar. ‘Onlar topyekün savaş değil, koşulsuz teslimiyet istiyor,’ diyorlar.

 “Asla!”

“Soruyorum: Topyekün savaşı istiyor musunuz?”

 “Evet!”

“Gerektiğinde hayal ettiğinizde daha büyük çaplı ve radikal bir savaş istiyor musunuz?”

 “Evet!”

“Führerimizi ulusumuzun önünde bir bayrak olarak takip ederek ve ordumuzla birlikte büyük bir kararlılıkla savaşmaya, zafer bizim olana kadar omuz omuza durmaya hazır mısınız?”

 “Evet!”

“Soruyorum: İyi günde ve kötü günde sonunda çok büyük sıkıntıları sırtlanmak bile olsa, Führer’i takip etmekte kararlı mısınız?”

 “Evet!”

“Führer ilerler, biz takip ederiz! Führer ilerler, biz takip ederiz! Führer ilerler, biz takip ederiz! Führer ilerler, biz takip ederiz! Şu anda düşmanın duymaya ihtiyacı olduğu şeyleri söylüyorsunuz artık kafalarında direncimizle ilgili şüpheler ve yanlış fikirler yok. Çünkü arkamızda dünyanın en güçlü müttefiki duruyor. O müttefik ki, Führer’ini takip etmeye kararlı olan milletimizin ta kendisidir ve yolumuza her ne tehlike çıkarsa çıksın, büyük zafer uğruna en ağır yükleri sırtlanmaya artık hazırdır! Artık yeni sloganımız şu:

Ey millet ayağa kalk ve fırtına başlasın!”

18 Şubat 1943 günü Berlin Sportpalast’ta toplanan binlerce kişilik coşkulu kalabalığa hitap eden Alman Propaganda Bakanı Joseph Goebbels bu sözleri haykırıyordu. Topyekün savaşın vakti gelmişti. Savaşın başından bu yana huzurla işine gidip gelen, tatile çıkan, tiyatro ve operaya gidebilen Alman halkı için zor günler başlamak üzereydi. Alman Ordusu’nun Stalingrad ve El Alameyn’de yaşadığı hezimet herkesin malumuydu. Almanların kalbine savaşın kaybedileceği korkusu düşmüştü bile. İşte o günlerde Alman ulusunu Nazi propagandalarına inandırmakla görevli olan Joseph Goebbels bu tarihi konuşmayı gerçekleştirdi. Onun da dediği gibi artık topyekün savaş zamanıydı. Eli silah tutan her Alman erkeği artık ordunun malıydı. Kadınlar ise silah fabrikalarında çalışacaktı. Ülkenin dört bir yanından toplanan savaş esirleri zorla çalıştırılmak üzere sanayii bölgelerinde toplandı. Yahudiler ise ölene kadar çalışmaya zorlanacaktı. Hitler’in en yakın dostlarından olan Albert Speer silahlanma bakanı olarak görevlendirilmişti. Modern görüşlere sahip başarılı bir mimar olan Speer, Hitler’in kurmayı hayal ettiği 3.Reich’ın mimarı olacaktı. Organizasyon ve sevk becerileri üst düzeydi. Nitekim en zorlu yıllarda Alman savaş sanayisine altın çağını yaşatacaktı. Almanlar için savaşın son düellosu başlamak üzereydi

Almanları Stalingrad’dan atan Sovyetler için karşı taarruz dönemi başlamıştı. Stalin’in talimatıyla Kızıl Ordu’nun başına getirilen General Jukov Almanları geldikleri yere kadar kovalamaya kararlıydı. Almanların yenilmesiyle yaşanılan güç kaybından yararlanmak için Varşova’da isyan tertiplendi. Varşova’daki Sovyet yanlılarının ve Yahudilerin organize ettiği isyan Almanlar tarafından çok sert şekilde bastırıldı. Almanlar tüm dünyaya mesaj verebilmek için Varşova’yı yerle bir etmişti. Kızıl Ordu’nun ilerleyişi başlamıştı. Almanlardan çok şey öğrenmişlerdi. Onlarda tank savaşında ustalaşmışlardı. Kısa sürede kaybettikleri toprakları geri almayı başardılar. Kızıl Ordu milyonlarca askeri, on binlerce tank ve uçağıyla zayıf düşmüş Alman savaş makinasına doğru hızla hücum ediyordu. Almanlar ellerinde kalan son birlikleri bir araya toplayıp Sovyetlerle yüzleşmeye karar verdiler. Hitler en nitelikli generallerinden olan ve Almanların savaş boyunca uyguladığı sıra dışı savaş taktiklerinin mimarı olan General Erich Von Manstein’i komutan olarak atamıştı. Dünya tarihindeki en büyük tank savaşına sahne olacak olan Kursk Muharebesi işte bu şartlarda başlamıştı. Savaşın başlangıcında Almanların elinde 2700 tank mevcuttu. Sovyetlerin ise 3600 tankı vardı. Almanlar kendilerinden çok eminlerdi çünkü Alman silah sanayisinin göz bebeği olan Tiger tankları savaş sahnesindeydi. Bu tanklar tek başına beş Sovyet tankını imha edebilecek güçteydi. Böyle bir savaş silahı karşısında Kızıl Ordu’nun pek bir şansız olamazdı fakat onların elinde çok daha güçlü bir savaş silahı vardı “İstihbarat”. Almanların savaş boyunca kullandığı şifreli haberleşme makinası ve pek çok kişiye göre dünya tarihinin ilk bilgisayarı olan “Enigma’nın” şifresi İngilizler tarafından çözülmüştü. Almanların tüm haberleşme ağı artık düşmanları tarafından tespit edilebiliyordu. Sovyet Ordusu Kursk Muharebesi süresince Almanların taarruz güzergahlarını önceden tespit ederek gerekli pozisyonları almış ve Almanların meşhur kuşat ve yok et taktiklerini boşa çıkarmıştı. General Von Manstein Hitler’le gergin ilişkilere sahipti. Ona göre hala Sovyetleri yenmek mümkündü ancak Hitler bir türlü ikna edilemiyordu. Hitler’in bizzat uygulamaya çalıştığı savaş taktikleri sebebiyle Alman Ordusu bozguna uğradı. Çok daha fazla kayıp vermesine rağmen Kızıl Ordu bu kez kazanmıştı. Alman panzerinin son destansı savaşı ağır bir yenilgiyle sonuçlanmıştı.

Müttefikler Almanlar ve İtalyanların Kuzey Afrika’daki yenilgilerine müteakiben Afrika’ya çıkarma yapmıştı. Fas ve Cezayir üzerinden başlayan taarruz 1943 yılında Tunus’un alınmasıyla devam etmişti. Çöl tilkisi Erwin Rommel Tunus’tan ayrılan son uçağa binerek ülkesine dönmüştü. 400 binin üzerindeki Alman askeri esir düşmüştü. Almanların Kuzey Afrika macerası fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Müttefikler Tunus’un hemen karşı kıyısına denk düşen Sicilya adasına çıkarma yaptılar. Bu, savaşın İtalyan topraklarına taşınması demekti. General Montgomery ve Amerikalı General Patton komutasındaki birlikler kısa sürede Sicilya’daki Alman savunmasını yarmıştı. İtalyan ordusu ise neredeyse çatışmasız teslim oluyordu. Tam bu günlerde beklenmedik bir gelişme oldu ve İtalyan Faşist Diktatör Benito Mussolini iktidardan düşürüldü. İtalyanlar teslim olmayı talep edince de Alman birlikleri İtalya’yı işgal ederek müttefiklere karşı savunma hattı oluşturdu. Bu İtalya’nın pek de rol alamadığı savaş sahnesinden çekilmesi demekti.

Nazi Almanya’sı çembere alınıyordu. Doğuda Ruslar tekrar taarruza kalkmıştı. Kiev kurtarıldı. Taarruz hız kesmeden devam ettirildi ve akabinde Smolensk, Minsk gibi şehirler yeniden Sovyetlerin eline geçti. Savaş Alman topraklarına varmak üzereydi. Kızıl Ordu Polonya’nın doğusunu yeniden işgal ederek Vistül nehri kıyısında beklemeye koyuldu. Varşova’da tertipledikleri isyan Almanları çok uğraştırmıştı. İsyancılara verilen yardım sözü ise tutulmamıştı. Ruslar bu savaşa “Büyük Vatanseverlik Savaşı” adını vermişlerdi. Topraklarını işgalden kurtarmak bir yana Almanlardan intikam almaya yemin etmişlerdi. Alman komuta kademesine göre Ruslar’ın Vistül Nehri’ni geçmeye niyetleri yoktu. Başladıkları noktaya gelmişlerdi.

Doğu’da savaşın bitmesi bekleniyordu fakat beklendiği gibi olmadı. General Jukov aynı hatayı bir kez daha yapmayacaktı. Rus taarruzu kısa süre sonra yeniden başladı. Ruslar harap hale gelmiş Varşova’yı ele geçirdi. Alman ordusu ise kendi ülkesini savunmak için geri çekilmişti. Savaş artık Alman topraklarını kasıp kavuracaktı. Kızıl Ordu’nun bir kolu balkanları işgale girişmişti. Yunanistan’a kadar olan bölge kısa sürede Almanlardan alındı. Varşova Paktı’nın temelleri o günlerde atılacaktı. Stalin’in gözü Berlin’deydi. Rus ordusu dalga dalga Berlin’e doğru hücum ediyordu. Alman halkının yaşadığı en kötü günler bu günlerdi. Rus askerler için sivil-asker ayrımı yoktu. Önlerine çıkan herkesi öldürüyor, köyleri yakıp yıkıyorlardı. Rusların önünden kaçabilen Almanlar Berlin’e göç ediyordu. Kaçacak kadar şansı olmayanlar da ölümle yüzleşiyorlardı. Kadınlar için çok daha kötü günlerdi. Sovyet askerleri ele geçirdikleri yerlerdeki kadınlara topluca tecavüz ediyordu. Savaş sonrası elde edilen rakamlara göre bir buçuk milyon Alman kadını tecavüze uğramıştı. Stalin bu konu gündeme geldiğinde şöyle demişti “ Askerlerimiz işgal edilmiş topraklarımızı kurtarırken öyle manzaralarla karşılaştı ki, kadınlarla biraz eğlenmelerine ses çıkarmamalı”.

Rusların doğudaki taarruzunun sürdüğü günlerde Britanya’da da hareketli günler yaşanıyordu. Churchill sonunda hayalini kurduğu şeye kavuşacaktı. ABD savaşmak için Avrupa’ya çıkarma yapmayı kabul etmişti. Birlikler Britanya’da toplanıyordu. 1944’ün yaz aylarında çıkarma yapılması kararlaştırılmıştı. ABD’nin silah sanayisi devasa boyutlara ulaşmıştı. Olası bir çıkarma için sayısı yüzbinlere varan uçak ve tank üretimi yapılmıştı. ABD bir taraftan Pasifik’teki Japon direnişini kırmakla meşguldü. Japonlara kaybedilen takımadaların bir çoğu geri alınmıştı. Japonlar artık savunma pozisyonundalardı. İngiliz Başbakanı Winston Churchill ve ABD Başkanı Roosevelt çıkarma için son hazırlıkların tamamlandığından emin olmuşlardı. Harekata Overlord operasyonu ismi verilmişti. Belirlenen Fransa sahillerine çıkarma yapılacak, Kara Avrupa’sı Nazilerden temizlenecekti.

Alman komuta karargahı, çıkarma yapılacağı ihtimaline karşı teyakkuz halindeydi. Olası bir çıkarmaya karşı bir süredir devam ettirdikleri Atlantik Duvarı projesine hız verdiler. Bu projede amaç Atlas Okyanusu kıyı şeridine duvar örerek, çıkarma yapılması ihtimaline karşı Avrupa’yı güvene almaktı. Projenin başına tanıdık bir isim getirilmişti. Çöl Tilkisi Erwin Rommel. İnşaatlar henüz tamamlanmamıştı. Rommel teftiş için gittiğinde Atlantik Duvarı’nın pek de işlevsel olmadığını fark etti. Ona göre çıkarma yapılması muhtemel alanlara yığınak yapılmalıydı. Müttefiklerin çıkarma yapacağı bölge ise henüz tespit edilememişti. Almanlar onları Fransa’nın kuzey sahillerinde bekliyorlardı. Manş denizinin en dar bölgesinden çıkarma yapacaklarına eminlerdi fakat müttefikler risk almak pahasına kolaya kaçmamaya kararlıydı. Normandiya Çıkarması için ABD ordularının başında Dwight Eisenhower vardı. İngiliz ordularını ise General Montgomery komuta edecekti.

5 Haziran 1944’te yapılması beklenen çıkarma kötü hava şartları sebebiyle bir gün ertelendi. 6 Haziran’da ise binlerce gemiden oluşan dünyanın en büyük donanması Manş Denizi’nde hareket halindeydi. Çıkarma yapılacak bölgenin ismi Normandiya’ydı. Almanlar ilk gemiler sahilden kendini gösterene kadar çıkarmadan haberdar olmamışlardı. Normandiya’da Alman savunması zayıftı. Ama sahilin yapısı pek de çıkarma yapmaya uygun sayılmazdı. İlk çıkarma gemilerinin sahile yanaşması ile birlikte çok sert bir çatışma başlamıştı. Özellikle ABD Ordusu’nun çıkarma yaptığı Utah ve Omaha sahillerinde kan gövdeyi götürüyordu. Almanlar düşmanı püskürtmeye çok yaklaşmışlardı fakat müttefiklerin direnişi hemen kırılmadı. Deniz kan kırmızısı rengine bürünmüştü. Sahil boyu cansız vaziyette savrulan asker cesetleri vardı. ABD Ordusu’na bağlı bir grup çılgın askerin girişimi sonrası Almanların sahile kurdukları savunma hattı yarılmış oldu. Bundan cesaret alan askerler sahilden bir çıkarma daha yaparak savunmayı kırmayı başardılar. Sahil artık Müttefiklerin eline geçmişti. Almanlar düşmanla yeniden yüzleşmek için geri çekildiler. Nazi Almanya’sı artık bir çemberin içindeydi. Batıda ve güneyde ABD ve İngiliz orduları, doğuda ise Rus orduları tarafından kıskaca alınmışlardı. Savaşın en kanlı günleri başlamak üzereydi.

Normandiya Çıkarması’nın etkileri tüm Almanya’da hissedilmeye başlanmıştı. Hoşnutsuzluklarıyla bilinen bir grup Alman subayı her şeyin sorumlusu olarak Hitler’i görüyorlardı. Führer kontrolden çıkmıştı ve kimseyi dinlemiyordu. Durdurulması gerekiyordu. Bu amaçla “Valkyrie” adı verilen bir operasyonlar Hitler’e suikast düzenlenecekti. Hitler öldüğünde Nazi hükümetine darbe yapılacak ve müttefiklerden barış istenecekti. Operasyonun başında eski Prusya geleneğiyle yetişmiş ve Hitler yönetimi tarafından dışlanan generaller vardı. Suikastı gerçekleştirecek kişi ise aynı zamanda savaş gazisi olan Albay Claus von Stauffenberg’ti. Hitler’in savaş planlarını görüştüğü karargahı olan Kurt İni adı verilen bir yerde suikast planı yapıldı. Yapılacak toplantı esnasında Albay Stauffenberg tarafından taşınan bombalı bir çanta Hitler’in ayağının dibine bırakıldı. Bomba infilak ettiğinde. Suikastçılar Hitler’in öldüğünden eminlerdi. Bombanın patladığı oda havaya uçmuştu. Sıra yapılacak darbeye geldiğinde Hitlerin mucize eseri hayatta kaldığı öğrenildi. Naziler tarafından organize edilen bir karşı darbe ile suikast şebekesi çökertildi. Suikasta adı karışan herkes idam edilecekti. Hitler çok etkilenmişti. Böyle bir patlamadan burnu bile kanamadan kurtulmasına kendisi de inanamamıştı. Çevresine sürekli olarak kutsal bir görev üstlendiğini bu sebeple ölümsüz olduğunu anlatıyordu. Dengesizliğinin yanına artık paranoya da eklenmişti.

Suikast girişimi Nazilerin ekmeğine yağ sürmüştü. Bu bahaneyle rejimin tüm muhaliflerini ortadan kaldırabilirlerdi. Ordu içerisinde ciddi bir tasfiye süreci başladı. Klasik Prusya askeri öğretisinin izleri siliniyordu. Artık güç SS’lerdeydi. SS timlerinin başı olan Himmler beyni yıkanmış Alman gençlerini bir ölüm makinası gibi yetiştiriyordu. Tasfiye dalgasının vurduğu isimlerden birisi de Erwin Rommel olacaktı. Almanlar için eşsiz bir komutan olan Rommel’i suikastle suçlamak Hitler’in bile boyunu aşan bir olaydı. Rommel SS subaylarınca ziyaret edilerek ailesi üzerinden tehdit edilmişti. İntihar etmesi halinde ailesine dokunulmayacaktı. Her şeyin sonuna geldiğini bilen Rommel ailesini tercih ederek intihar etti. İntiharı Alman Ordusu’nu derinden sarmıştı. Bunu gören Hitler ülkenin dört bir yanında Rommel için cenaze törenleri düzenletti. Almanya’da gittikçe azalan sağduyu tamamen susmuştu.

Müttefikler, Normandiya çıkarması sonrası Paris’i almak için harekete geçti. Yanlarında Fransız isyancılarının tertip ettiği Özgür Fransa Ordusu’da vardı. Almanlar için Paris’i savunmak kolay değildi. Kendi topraklarını emniyet altına almayı tercih ettiler ve Paris’i büyük oranda terk ettiler. Geride kalan birliklerin görevi ise bizzat Hitler’in emriyle Paris’i yakmaktı. Şehri tahrip etmek için emir alan birlikle Paris içerisindeki Fransız direnişiyle karşılaşınca Hitler’in emri yerine getirilemedi. Başını ABD birliklerinin çektiği müttefik kuvvetleri 26 Ağustos’ta Paris’e girdi. Özgür Fransa Ordusu’nun lideri kabul edilen Charles de Gaulle ise göstermelik bir törenle Paris’i işgalden kurtaran adam rolünü almıştı. Paris’in kurtuluşuyla birlikte müttefik kuvvetleri Ren Nehri’ne ulaştı. Nehrin ötesi Alman toprağıydı. Müttefik kuvvetlerin iki lideri Churchill ve Roosevelt önce Almanların zayıflatılması gerektiğini düşünüyordu. Zaten gücü tükenmekte olan Alman Hava Kuvvetleri’nin kendilerine karşı koyma şansı yoktu. O günlerde bir Alman askeri şöyle demişti: “Eğer bir uçak doğudan geliyorsa Ruslarındır. Batıdan geliyorsa Amerikalıların. Eğer bir uçak göremiyorsanız işte bu bizimkilerdir” Amerikan ve İngiliz uçakları Alman şehirlerini bombalayacaktı.

Bombardıman geceli gündüzlü devam ediyordu. Berlin başta olmak üzere Almanya’nın büyük şehirlerine ve en önemlisi sanayi bölgelerine binlerce tonluk bombalar atıldı. 100 binden fazla sivilin öldüğü bombardıman Nazileri pes ettirmeye yetmiyordu. 1945 yılına gelindiğinde pek çok Alman şehri harabeye dönmüştü. Alman Ordusu’nun gücü tükenmek üzereydi fakat savaş tarihinde eşine az rastlanır bir olay yaşandı. Alman Ordusu elinde kalan son zırhlı birlikler ile birlikte Müttefik kuvvetlerine karşı bir taarruza girişti. Yaklaşık 100 km genişliğindeki bir hat üzerinden saldırıya geçen Alman birlikleri hazırlıksız yakaladıkları Müttefik kuvvetlerini dağıtmayı başarmıştı. Müttefiklerin ağır kayıplar verdiği ve Ardenler taarruzu adı verilen bu harekat başarıya ulaşmak üzereyken Adolf Hitler devreye girdi ve orduya Paris’i tekrar alma talimatı verdi. Paris’e doğru yol alan Alman birlikleri Müttefik kuvvetlerini kıskaca alıp yok etme şansını elinden kaçırmıştı. Zırhlı birlikler daha Paris’e yaklaşamadan yakıtlarını tükettiler. Her yönüyle tükenmiş durumda bulunan Nazi Almanya’sının enerjisi de böylelikle bitmiş oldu. Berlin’i savunmaktan başka çareleri kalmamıştı. Geride kalan birlikler Berlin savunması için görev alacaklardı. Berlin’in savunulması için çocuklar dahi silah altına alınmış ve ön cephede savaştırılıyordu. Kızıl Ordu Berlin’i kuşatmıştı.

Müttefikler ise Berlin’e hızla yaklaşıyorlardı ancak onlar için Almanların tüm gücünün tüketilmesi önemliydi. Bu sebeplerle herhangi bir askeri varlığın bulunmadığı ve stratejik bir önemi de olmayan Dresden şehri bombalanacaktı. Dresden aynı zamanda ortaçağdan kalma çok nadide tarihi eserlerin bulunduğu bir sanat başkentiydi. Amaç Alman halkının direnişini yok etmek ve kalplerine korku salmaktı. Winston Churchill şöyle demişti “Alman halkı, savaşın yıkıcılığını tatmalı”. Dediği gibi de oldu. İngiliz ve Amerikan uçakları aralıksız şekilde Dresden’e binlerce tonluk bomba yağdırdı. Atılanların bir çoğu fosfor bombasıydı. Bombaların çıkardığı yangın sebebiyle 30 bin sivil hayatını kaybetti. Ölenlerin tamamına yakını yanarak ölmüştü. Dresden’de neredeyse ayakta kalan bir bina yoktu. Savaş tüm vahşetini Dresden halkına tattırmıştı. Sırada başkent Berlin’in sakinleri vardı.

27 Ocak 1945 günü Sovyet Ordusu’na bağlı bir birlik Almanlara ait olduğu düşünülen devasa bir tesisi ele geçirir. Hapishaneyi andıran bu tesis; dünya savaş tarihinin en acımasız katliamlarından birinin yapıldığı Auschwitz’dir. Birbiri ardına sıralanmış yüzlerce barakadan oluşan bu toplama kampına gelen Sovyet Askerleri, neredeyse ölmek üzere olan çok zayıf ve bitkin durumdaki birkaç bin Yahudi’yle karşılaşır. Auschwitz’de bir dönem bir buçuk milyon Yahudi’nin yaşadığı bilinmektedir. Geriye sadece birkaç bin insan kalmıştır. Soykırımın en acımasız günleri burada yaşanmıştır. Önceleri gettolara kapatılan Yahudiler daha sonra toplama kamplarına alınarak ölene kadar çalıştırılmış, Almanya’nın işgale uğraması sonucunda topluca ölüme mahkum edilmişlerdir. Müttefik kuvvetleri birkaç toplama kampı daha tespit ederler. Hepsinde durum aynıdır. Ülkenin dört bir yanından toplanan Yahudiler, çingeneler ve engelliler bu kamplarda sistematik bir soykırıma tabi tutulmuşlardır. Bazıları açlıktan ölmüş bazıları salgın hastalıktan kırılmışlardır. Geride kalanlar ise duşa girecekleri yalanıyla gaz odalarında zehirlenmişlerdir. Sayısı 3 ila 4  milyon arasında değişen Yahudi’nin bu toplama kamplarında ölüme mahkum edildiği tahmin edilmektedir. Yapılan işkenceler, insan deneyleri ise cabasıdır. Hitler’in hayalini kurduğu “Aryan” ırk oluşturma projesi insanlık tarihinin en büyük utancını beraberinde getirmiştir.

Berlin 1945 yılının bahar ayları geldiğinde tamamen kuşatılmıştı. Kızıl Ordu şehri işgal ediyordu. Sivil asker ayrımı gözetmeksizin bombalanan Berlin, savaşın tüm yıkıcılığını tatmaktaydı. Adolf Hitler karargahındaydı. Akıl sağlığını kaybetmişti. Sürekli komutanlarını toplayıp hayali savaş planları yapıyor, var olmayan orduları cepheye sürüyordu. Naziler arasında da çözülme başlamıştı. Üst düzey Naziler birer ikişer kaçıyordu. Bunlardan birisi de SS’lerin başındaki isim Himmler’di. Hava Kuvvetleri Komutanı Göring’de kaçanlar arasındaydı. Bir dönemin kudretli generalleri piyade üniformaları giyerek kendilerini saklama telaşına düşmüşlerdi.

Nisan ayının sonuna gelindiğinde Berlin tamamen işgal edilmişti. Sovyet topçusunun atışları Hitler’in karargahından dahi duyulmaktaydı. Hitler tamamen tükenmiş bir vaziyette kararını verdi. Sevgilisi Eva Braun ile evlenecekti. Evlendiği gün intihar etme kararını da açıkladı. Ona, artık karısı olan Eva Braun’da eşlik edecekti. Son emrini yaverine vermişti. Cesedini teşhir etme zevkini düşmanlarına vermeyecekti. İntiharı sonrasında yakılması talimatını verdi. 30 Nisan 1945 günü Almanya Şansölyesi Adolf Hitler karısı Eva Braun’la birlikte intihar etti. Sonu gelmez bir ihtiras, şakağa dayanmış bir silahın içerisinden çıkan bir mermiyle son bulmuştu. Hitler’in vekili olarak atadığı Joseph Goebels’de Führer’inin izinden gitmeye karar verdi ve intihar etti. Karısı Magda Goebbels ise adlarını Hitler’in baş harflerinden seçtiği altı küçük çocuğunu siyanür kapsülüyle zehirleyerek intihar etti. Nazi Almanya’sı kendi ayakları üzerinde çökmüştü. Kısa süre sonra Alman Ordusu silah bıraktı ve geçici Alman Hükümeti kayıtsız şartsız teslim oldu.

Hitler ölmüştü. Nazi Almanya’sı teslim olmuştu ve Avrupa’da savaş bitmişti fakat dünya da savaş henüz bitmemişti. Japon İmparatorluğu teslim olmaya yanaşmıyordu. Japon donanması yok edilmişti. Ülkenin büyük çoğunluğu işgal edilmişti fakat Japonlar için teslim olmak söz konusu olamazdı. Günlerce acımasızca bombalanan Tokyo dahi Japonların pes etmesi için yeterli olmamıştı. Üstelik Japonlar ABD donanması için hala büyük bir tehditti. Japon Hava Kuvvetlerine bağlı pilotlar ellerinde kalan son uçaklarla birlikte tespit ettikleri Amerikan gemilerine kamikaze dalışı yapıyordu. Savaşın hemen bitmesinden önce ölen Başkan Roosevelt’in yerine Truman gelmişti. Başkan Truman’a verilen savaş raporlarında Amerikan Donanması’nın yok olma tehlikesinden bahsedildi. Olası bir Japonya işgali için de 1 milyon asker kaybının olabileceği bildirildi. Amerikalılar Japonları teslim alacaklarına inandıkları formüllerini uygulamaya karar verdiler. Ordularının mahvolması riskini alarak Japonya’yı işgal etmeyeceklerdi. Formülün adı “Enola Gay” isimli bir uçağın bagajında gizliydi. Tarihteki ilk atom bombası Manhattan Projesi adı verilen gizli bir operasyonla üretilmişti. Hedefte Hiroşima ve Nagasaki vardı. 6 Ağustos sabahı “Little Boy” adı verilen uranyum içerikli bomba Hiroşima’ya, 9 Ağustos sabahı ise “Fat Man” adı verilen plütonyum içerikli bomba Nagasaki’ye atıldı. Bu atom çağının başlangıcıydı aynı zamanda. Bombaların yıkım gücü inanılmazdı. Birkaç saat içerisinde toplamda 150 bin insan ölmüştü. Arazi tamamen radyoaktif maddelerle dolmuştu. Hayatta kalanların büyük çoğunluğu ise bombanın ikincil etkileri ile öldü veya sakat kaldı. Japonlar için teslim olma vakti çoktan gelmişti. İmparatorun onurunun zedelenmeyeceği bir formül uydurularak Japon İmparatorluğu teslim alınmıştı. 2 Eylül 1945 günü sona gelinmişti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı… (SON)

Ahmet Yasin Kocamaz