Doğayla Tasarlamak: Mimarlıkta Biyomimikri

Günümüzde mimarlık alanında nasıl daha sürdürülebilir ve ekolojik tasarımlar yapılabileceğine dair çeşitli yaklaşımlar ortaya atılmaktadır. Bu yaklaşımlardan bir tanesi de doğada ekosistem içerisinde halihazırda bulunan ve başarılı bir şekilde işleyen çeşitli ve karmaşık ilişkileri anlayıp özümseyerek tasarımlara yansıtmaktır. “Biyomimikri” adı verilen bu yaklaşım doğadan esinlenerek ya da onu taklit ederek birçok alanda uygulanmaktadır ve mimarlık alanında da bir tasarım yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bir yazar ve bilim gözlemcisi olan Janine M. Benyus tarafından ilk defa ortaya konulan bu terim Antik Yunanca bios (hayat) ve mimesis (taklit etmek) kelimelerinin köklerinden türemiştir ve “doğayı taklit etmek” anlamına da gelmektedir.  Bu anlam gereği, biyomimikri ile birlikte mimarlık alanında doğayla uyum içinde yaşayabilmek ve sürdürülebilir bir gelecek kurabilmek için biyolojik sistemlerden yararlanarak uygulanabilir ve uzun ömürlü çözümler üretmek hedeflenmektedir.

Peki bu hedefler doğrultusunda hayatımızı daha yaşanılabilir kılacak çözümleri doğanın hangi yönlerinden esinlenerek bulduk ve bunu yapılara nasıl yansıttık? Aşağıda bu soruya cevap olarak hoşuma giden hayata geçirilmiş/tasarım aşamasında kalmış birkaç projeye değinmek istiyorum.

Winnipeg Kayakçı Barınakları/ Winnipeg, Kanada

İlk örneğimiz Winnipeg Kayakçı Barınakları. Sibirya’dan sonra dünyanın en soğuk yerleşimi olarak bilinen Winnipeg, Red ve Assiniboine nehirleri arasında kalan bölgede kayak yapanlar için soğuktan ve rüzgardan korunabilecekleri bir barınak birimi ihtiyacı ortaya çıkmış. Patkau Architects de hayvan davranışlarını taklit ederek bu sorunu çözüme kavuşturmaya çalışmış.

Tasarımın en önemli özelliği konumlanışından kaynaklanıyor. Bir çift barınak 120º açıyla konumlanırken, diğer 3 barınak 90º açı ile yerleştirilmiş. Bu konumlanma biçimi, buffaloların kendilerini sert kış koşullarından korumak için bir araya toplanarak aldıkları pozisyonu taklit etmekten ileri geliyor. Buffalo davranışının taklit edilmesiyle, kolayca inşa edilebilen, hafif bir malzeme ile kış koşullarına dayanıklı ve kayakçılar için büyük önem arzeden bu barınaklar etkin bir şekilde tasarlanabilmiş.

Eastgate Center/ Harare, Zimbabwe

İkinci örneğimiz Zimbabwe’de bulunan Eastgate Center binası. Mimarı Mick Pearce, ofis ve konut binası olarak inşa edilen bu yapıda termit kulelerinin doğal havalandırma sistemini taklit etmiş. Beyaz karınca olarak da bilinen ve tropikal bölgelerde yaşayan bir böcek türü olan termitler, toprak üstünde kule şeklinde yuvalar kurar. Termitler, yuva içinde kurdukları yapı sayesinde dışarıdaki sıcaklık ne olursa olsun yuvanın içindeki sıcaklığı istedikleri değerde tutabilirler. Aşırı ısınmaya karşı kulenin altına yaptıkları nemli odacıklar, kulenin üstünde bulunan odacıklara suyun buharlaşarak ulaşmasını sağlıyor. Kulenin duvar kalınlığı ise içerideki nemin optimum seviyede tutulmasını sağlayacak şekilde oluşturuluyor. Termitlerin bu tekniği Easgate binasına açıkça uygulanmış, havalandırma sistemi maliyeti karşılaştırılabilir bir binanın maliyetinin onda biri kadar olmuş ve böylelikle büyük bir enerji tasarrufu sağlanmış.

TREEPOD/ Boston, United States

Üçüncü örneğimiz TREEPOD. TREEPOD’lar, Influx Studio ve ShiftBoston ortaklığı ile yürütülen bir sürdürülebilirlik projesi olarak ortaya çıkıyor. Projenin amacı, Boston’un küresel karbon azaltma hedeflerine kısa zamanda ulaşmasını sağlamak ve var olan fosil yakıt ekonomisinin sıfır karbon ekonomisine dönüştürülmesi sürecine hız kazandırmak.

Ağaçların karbon filtreleme özelliklerini taklit eden, geri dönüştürülmüş içecek şişelerinden yapılmasını planlanan TREEPOD’lar, havadaki karbondioksiti ayrıştırma ve “nem salınımı” ismi verilen bir süreç sonucu karbondioksitten oksijen açığa çıkarma becerisine sahip.  Sadece ağaç değil aynı zamanda insan akciğeri de taklit edilerek karbondioksit filtreleri bir dal yapısı üzerine yerleştirilmiş. Bu sayede havayla birçok temas noktasına sahip olarak etkin bir filtreleme gerçekleşmesi hedeflenmiş.

Sıfır-Atık Tekstil Fabrikası/ Nagpur, Hindistan

Dördüncü ve son örneğimiz ise bir tekstil fabrikası. Tekstil fabrikasının oluşturduğu atık ve tükettiği enerji miktarının farkında olan işveren, insan ve çevreye duyarlı, sürdürülebilir, sıfır-atık prensiplerinden yola çıkarak tasarlanmış bir fabrika kurmayı hedeflemiş. İşverenin bu isteğini yerine getirebilmek için biyologlar ile bir araya gelen mimarlar, uzun vadede fayda getirecek çözümler üretmeye çalışmışlar. Bina için tasarım ekibi, Euplectella cam süngeri gibi canlıların hiyerarşik yapılarını örnek almış ve bunun sonucunda, bütün binayla bütünleşen, güneş enerjisi üreten ve binanın konfor koşullarını artıran hafif bir çatı tasarlamışlar.

Bunlar ve bunlara benzer projeleri inceledikçe biyomimikrinin birçok alanda, özellikle de mimaride problemlerimizi çözdüğü düşüncesine katılmadan edemiyorum. Tabii ki biyomimikriyi savunanlar olduğu gibi onu işlevsel bulmayanlar da var fakat ben işlevsel bulanlardanım. Doğada zaten şu an karşılaştığımız problemlerin çözümü var. Neden ona da bir sormayalım ki?

Betül Yaygır