Duck Archıtecture: Ördek Mimarisi

Arabanızla yolda giderken birçok kez uzaklardan gözünüze çarpan tabelalara şahit olmuşsunuzdur. Yerden metrelerce yüksekte ilginç renklerdeki tabelalar… Peki, ilgimizi çekip bizi az ötedeki mekânlara iletmek amacı güden bu tabelaların mimari karşılığı ne olabilir?

Özellikle 1920’ler ve 1930’larda otomobillerin artması ve otoyolların yaygınlaşması ile birlikte popüler olan, yol kenarlarında göze çarpan dev dondurma külahları, donutlar, sosisli sandviçler, çiftlik hayvanları ve daha niceleri otobanda seyahat eden yolcuların dikkatini çekmek, onlara eğlenceli bir yolculuk sunmak ve tabi en önemlisi onları kendi reklamlarını yapmak için sıkı bir rekabete girmişti. İşte yapının işlevini şekil ve formalarıyla açıkça belli eden bu koca heykeller için “Ördek” tabiri kullanılıyor. Peki nereden çıktı bu ördek?

Ördek çiftçisi Martin Mauer tarafından 1931 yılında inşa edilen yapı, olağandışı şekli ve müşterileri çeken otoyol kenarındaki birinci sınıf konumu ile ördek ve yumurta satmak için tasarlandı. Başlangıçta NY Riverhead’de tam da istendiği gibi işlek bir cadde üzerine inşa edilen ördek, 6 km aşağıya küçük Flanders kasabasına yerleşmeden önce birkaç kez farklı mekânlarda da konumlandırıldı. Dev, beyaz bir Pekin ördeği formunda inşa edilen yapı metal mesh ve beton malzemeden üretilmiştir.

Tabi bu kendi halinde duran yapı öylece bir tarzın öncüsü olmadı. Her şeyi başlatan ünlü postmodernist mimarlar Robert Venturi, Denise Scott Brown ve Steven Izenour, Amerika’nın yol kenarındaki diğer sıkıcı ticari yapıların yanı sıra, ördek binasının özellikle mimarinin işlevsel ve sembolik yönlerini birleştirmek için dikkate değer olduğunu savundu. Buna saygılarını belli etmek amacıyla, mimarinin işlevinin sembolizmine ve ifadesine teslim ettiği herhangi bir binayı tanımlamak için “ördek” terimini icat ettiler. Ve böylece “ördek mimarisi” türü doğdu. Bu konuyla alakalı detaylı bilgi için Venturi’nin Türkçeye de çevrilmiş “Learning from Las Vegas” kitabını bakabilirsiniz.

Big Duck ile birlikte Longaberger sepet binası, yenilik mimarisinde bir öncüdür. Şirketin en çok satan ürününün gerçek bir uygulaması olarak inşa edilen 180.000 metrekarelik bina, 1997’de açıldı. Şirketin kurucusu Dave Longaberger, başlangıçta tüm şirketlerin sepet benzeri bir formu takip etmesini istemişti, ancak ölümünden önce yalnızca genel merkez tamamlanabildi. Longaberger, 2014 yılında yaşadığı sıkıntılar nedeniyle günümüzde trajik bir şekilde boş bırakıldı. Binanın haciz süreci devam ediyor ancak bina hala ziyaret etmek isteyenler için yerinde duruyor.

1966’da inşa edilen Colorado’daki Coney Island, “eyaletteki yol kenarı mimarisinin en iyi örneği” olarak anılıyor.

Geçmiş yıllarda yol kenarında yalnızca müşteri çekmek için var olan ördekler günümüzde ticari olmayan amaçlarla da sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bu örneklerden biri olarak; 2011 yılında sanatçı Tomi Ungerer ve mimar Ayla Suzan Yöndel tarafından tasarlanan ve inşa edilen bu sevimli anaokulu, detaylarında metaforun ötesine geçiyor. Beton ve metalle kaplanmış iki katlı bina, yuvarlak penceresinden “gözleri” içeriye doğal ışığın girmesine izin veriyor. Dev bir kedinin ağzından girme ve karnında sınıf bulundurma fikri kulağa tüyler ürpertici gelse de – sevimli bir cephe, yeşil “kürk” çatı ve kuyruk şeklindeki kaydırak, binanın eğlenceli ruhuna sadık kalmasını sağlıyor.

Bir dahaki sefere arabada gözünüze çarpan sandviç ya da çiftlik hayvanı şeklinde ilginç bir bina gördüğünüzde, tasarımının “ördek mimarisi” nin bir örneği olduğunu gururla söyleyebilirsiniz…

Hayrunnisa Bilgin