Tibet’in Durumu ve Bölgede Çin Etkinliği

Tibet (Xizang), aslında coğrafî bir mekân adı olup bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin güneybatı sınırında yer alan özerk bölgenin ismidir. Nüfusu 2000 yılı sayımına göre 2.616.329 idi. Toplam nüfusları 4.590.000 (1990) olan Tibetlilerin büyük kısmı dağınık halde başka idarî bölgelerde, bir kısmı da yurt dışında (350.000’i Hindistan’da) yaşamaktadır. Tibet’in başşehri Lhasa’dır.

Üzerinde yer yer dağlar yükselen Tibet yeryüzünün en yüksek platosudur (ortalama 4000 m.) ve Himalaya, Karakorum, Kuenlun gibi yine yeryüzünün en yüksek dağlarıyla çevrilmiştir. Everest zirvesi (8842 m.) Nepal sınırı üzerinde bulunur. Bundan dolayı bölgeye coğrafya literatüründe “dünyanın çatısı” denilmektedir.

Tibet’in Kültürü, Dili ve Dini Tehlike Altında

1950’de Çin’in işgalinden önce Tibet, yüzyıllar boyunca kendine özgü bir kültür, din ve dili sürdürdü. Bugün, bu kültür, kitlesel Çin göçü ve Tibet kültürünün ve ulusal kimliğinin tüm ifadelerinin sıkı kontrolü nedeniyle tehdit altındadır.

Çin, Tibet’te büyük bir yatırıma sahip olmakla övünüyor, ancak ekonomik kalkınmayı, öncelikle Tibet üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştırmayı ve Tibet’in doğal kaynaklarını kullanma yeteneğini artırmayı amaçlıyor. Ekonomik gelişme bazı Tibetliler için koşuları iyileştirdi, ancak büyük ölçüde Çinli göçmenleri destekliyor ve Tibetlileri ekonomik olarak dezavantajlı duruma düşürmeye devam ediyor.  Dünyadaki diğer ülkelerle birlikte Tibet, son 70 yılda büyük ölçüde değişti. Bununla birlikte, Tibetliler kültürlerini korumak ve baskıcı politikalara direnmek için çalışmaya her gün devam ediyor.

Çin’in Tibet’in Tarihine Etkisi

‘’Çin hükümeti, Tibet’in yüzyıllardır Çin’in bir parçası olduğunu söylememi istiyor. Bu açıklamayı yapsam bile, birçok insan sadece gülerdi. Ve benim ifadem geçmiş tarihi değiştirmeyecek. Tarih, tarihtir.’’

14. Dalai Lama

Asya’daki siyasi güç imparatorluklar ve krallıklar arasında değişirken Tibet, Çin ile yan yana var olan bir ulus olarak uzun ve zengin bir tarihe sahiptir. 1913’te 13. Dalai Lama, Tibet’in bağımsızlığını teyit eden bir bildiri yayınladı ve ülke kendi ulusal bayrağını, para birimini, pullarını, kimliklerini ve ordusunu korudu.

Çin 1948’deki Komünist devriminin ardından 1950’de Tibet’i işgal etti. Şaşkına dönen Tibet bağımsızlığından vazgeçmek zorunda kaldı. 1959’da Çin yönetimine karşı başarısız bir ayaklanmanın ardından, o zamanlar Tibet’in siyasi ve ruhani lideri olan 14. Dalai Lama Hindistan’a sürgüne kaçtı ve ardından on binlerce Tibetli geldi. 1959’dan beri Çin hükümeti, Tibet direnişini caydırmak ve cezalandırmak için tüm baskı araçlarını kullanarak Tibet üzerinde tam bir siyasi kontrol uygulamaktadır.

Tibet’in Dini

Tibet kültürü ve kimliği, Tibet Budizmi ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.

Budizm ilkelerinin çoğu Tibetliler için günlük yaşamın bir parçasıdır. Rahipler ve rahibeler, halk içinde rehberlik ve eğitim sağlayan önemli bir role sahiptir. Tibet’in çevresini, dilini ve kültürünü korumada ve korumaya teşvik etmede aktiftirler. Neredeyse tüm Tibetliler, Dalai Lama’ya derinden bağlıdır. Dalai Lama’nın Çin hükümeti tarafından sürgün edilmesi kedere ve öfkeye sebep olmuştur. Tibetlilerin Dalai Lama ve Tibet Budizmine olan bağlılığı Çin devleti için bir tehlike olarak nitelendirildiği için, dini uygulamaların tüm yönleri yakından izlenmekte ve kontrol edilmektedir. Sadece Dalai Lama’nın bir görüntüsüne sahip olmak tutuklama ve işkenceye neden olabilir. Keşişler ve rahibeler sıklıkla güvenlik kısıtlamaları ile hedef alınırlar ve Tibet’teki siyasi mahkumların önemli bir bölümünü oluştururlar.

Tibet’in Bugünü

Tibet gelenek bakımından zengindir ve bazı Tibetliler, özellikle göçebeler, nesiller boyunca çok az değişen yaşam tarzlarına sahiptirler. Çoğunlukla şehirleşmenin yaygın olduğu modern bir ülkedir.

Tibetliler için iletişim çok önemlidir ve cep telefonlarının ve internetin kullanımı, Tibet’in en ücra yerlerinin bir kısmı dahil olmak üzere çok geniştir. Çin, Tibetlilerin yabancı medyaya ve etkilere erişimini engellemeye çalışırken, Tibetliler kısıtlamaları aşmak ve sınırlarının ötesindeki dünyayla ilişki kurmak için çaba göstermektedirler.

Pek çok genç, Çin yönetimine direnmek ve Tibet kültürünü korumak için yeni yollar arıyor. Bu, Tibetlilerin kendi kültürlerini tanıttıkları, kendi dillerini konuştukları, yalnızca Tibet dükkanlarında alışveriş yaptıkları ve Tibet kıyafetlerini giydikleri biliniyor. Bu kişiler Lhakar ve “Beyaz Çarşamba” hareketlerinin içerisinde de yer almışlardır; her biri Çin yönetimini reddetmektedir.

Geleneksel Tibet Hayatı

Tibet platosunda yakları ve diğer hayvanları yetiştirerek hareket etmek, Tibet’te yüzyıllardır bir yaşam biçimi olmuştur. 1990’ların başından beri Çin, göçebe yaşam tarzını yok ederek Tibet üzerindeki kontrolünü sağlamaya çalıştı. İki milyondan fazla Tibet göçebesini nesillerdir yaşadıkları topraklardan kışla benzeri kentsel yerleşim yerlerine taşıdı. Tüm bildiklerinden koparılmış göçebeler yoksulluk, işsizlik ve sosyal dışlanma ile karşı karşıya kaldılar. Tibet göçebeleri, yeniden yerleşim programlarını ve ayrıca çevrelerini tehdit eden Çin madencilik ve baraj projelerini protesto etti. Genellikle kutsal göllere ve dağlara zarar verme tehdidi oluşturan yapılara direnmektedirler.

Dil ve Eğitim

Tibetliler arasında birkaç dil konuşulmaktadır. Bunlar Çin dillerinden tamamen farklıdır ve bu dillerin hepsi şu anda Mandarin Çincesinin iş, eğitim ve hükümetin resmi dili olarak tanıtımı nedeniyle tehdit altındadır.  Tibet’in kendi dilinin yazılı biçimi bazı okullarda öğretilse de, ilk ve orta öğretim ağırlıklı olarak Çince ikinci dil olarak Tibetçe öğretilir. Üniversitelere giriş sınavları Çince’dir. Sonuç olarak, bazı genç Tibetliler Tibetçe okuma yazma bilmemektedir. Pek çok Tibetlinin Tibet alfabesi ve sözlü Tibetçe yazısının kaderi hakkında derin endişeleri var. Tibet dilinin eğitim yoluyla teşvik edilmesi çabaları devlet tarafından büyük ölçüde bastırılıyor. Pek çok Tibetli, yerel dil dersleri vererek, Tibet kültürünü korumak için çalışıyor. Ancak, Tibet’in bazı bölgelerindeki yetkililer manastırları yerel topluluklara Tibetçe dersleri vermeyi bırakmaya zorlarken, bunu yapanlar artan bir baskı altına giriyor. Artan kısıtlamalara karşı konuşan Tashi Wangchuk, 2016 yılında tutuklandı ve beş yıl hapis cezası aldı. Hapisteki birkaç müzisyen, Tibetlilerin ana dilinin kullanılmasını isteyen şarkılar da yazdı. Bu müzisyenlerden biri de dört yıl hapis cezasına çarptırılan Kalsang Yarphel’dir.

Bölgede Çin Etkinliği

Çin’in Tibet Konusundaki Argümanı Nedir?

Çin, Tibet’in özgürlük hareketinin gücünün farkında. Tibet içinde, bu harekete karşı baskı ve şiddet kullanıyor. Çin dışında da kendini haklı çıkarmak için bu meselede propagandalar yapıyor. Bu propagandaların temelini oluşturan altı argüman şu şekilde;

1- Çin’e Göre: Tibet Çin’in Bir Parçasıdır

Çin’in argümanı: Tibet, yaklaşık 800 yıl önce Yuan Hanedanlığı döneminde Çin’in ayrılmaz bir parçası haline geldi. O zamandan beri bir ülke olmadı ve hiçbir ülke Tibet’i bağımsız bir devlet olarak tanımadı.

Gerçekler: Tibet’in yüzyıllar boyunca kendine özgü bir kültürü, yazılı ve sözlü dili, dini ve siyasi sistemi korurken, kelimenin modern anlamıyla hiçbir zaman bir ulus-devlet olmadığı doğrudur.

Tibet, uzun geçmişinde zaman zaman İngiltere ve Moğolların yanı sıra Çin de dahil olmak üzere çeşitli yabancı güçleri etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir. Ancak Çin hükümetinin Tibet’in yaklaşık 800 yıldır Çin’in bir parçası olduğu iddiası gerçekler tarafından desteklenmiyor.

Tibet, 1950 işgalinden önce Çin hükümeti tarafından yönetilmiyordu. 1912’de Tibet’in siyasi ve ruhani lideri 13. Dalai Lama, Tibet’in bağımsızlığını yeniden teyit eden bir bildiri yayınladı ve ülke kendi ulusal bayrağını, para birimini, pullarını, pasaportlarını ve ordusunu korudu. Uluslararası anlaşmalar imzaladı ve komşu ülkelerle diplomatik ilişkileri sürdürdü. Yasal bir bakış açısına göre Tibet, yasadışı işgal altında bağımsız bir devlet olmaya devam ediyor.

2- Çin’e Göre: Eski Tibet Geri Kalmıştı ve Onu Özgürleştirmek İçin Çin’e İhtiyaç Duyuyordu

Çin’in argümanı: 1950’den 1959’a kadar Çin, Tibet’i barışçıl bir şekilde özgürleştirdi ve demokratik olarak reform yaptı, vahşetin hüküm sürdüğü eski feodal serfliği sona erdirdi; toprak ağaları ve rahipler tarafından köleleştirilen geri kalmış kitlelerle yeryüzünde bir cehennem olan Tibet’i değiştirdi.

Gerçekler: 1950’de, Çin’de yeni kurulan Komünist rejim, doğal kaynaklar açısından zengin ve Hindistan ile stratejik olarak önemli bir sınırı olan Tibet’i işgal etti.

Ülkesinde 40.000 Çin askeri bulunan Tibet hükümeti, Tibet’in siyasi sistemini ve Tibet Budizmini koruma vaatleri karşılığında Çin’in yönetimini tanıyan “Seventeen Point’’ anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Çinlileri kurtarıcılar olarak kabul etmekten çok uzak olan Tibetliler, Çin’in silahlı kuvvetlerine direnmeye devam ettiler ve Çin yaygın bir vahşetle karşılık verdi.

Direniş 10 Mart 1959’da 300.000 Tibetlinin Dalai Lama’ya koruma sağlamak için Potala Sarayı’nı kuşatmasıyla doruğa ulaştı. Bu tarih Tibetliler ve destekçileri tarafından Ulusal Ayaklanma Günü olarak anılıyor. 1950’de, bugün istikrarlı demokrasiler olan birçok devlet demokratik değildi ve insan haklarına saygı göstermiyordu. 14. Dalai Lama, ülkesi işgal edildiğinde bir gençti ve Tibet’i hiçbir zaman bağımsız olarak yönetemedi. Sürgünde Nobel Barış Ödülü’nü kazandı ve sürgündeki Tibet hükümetini tamamen demokratikleştirdi. Buna karşılık, Çin hükümetinin hiçbir demokratik otoritesi yoktur. Çin, acımasız bir geçmiş vizyonunun işgalini haklı çıkardığını iddia ediyor. Ancak Çin yönetimi altındaki Tibet, Mao döneminde binlerce manastırın yıkılmasından ve bir milyondan fazla Tibetlinin ölümünden, işkenceye, keyfi tutuklamalara ve bugün temel özgürlüklerin reddedilmesine kadar, muazzam bir vahşet yaşadı.

3- Çin’e Göre: Tibet’in Zaten Özerkliği Var

Çin’in argümanı: Tibet, ÇHC’nin Tibet Özerk Bölgesi olarak hâlihazırda özerkliğe sahiptir. Tibetliler geleneklerini takip etmekte özgürdür ve Tibet Budizmi korunmaktadır.

Gerçekler: Bu harita, tarihi Tibet’i gösteriyor – Tibet Özerk Bölgesi (TAR) bunun sadece bir parçası ve bunun dışında milyonlarca Tibetli yaşıyor.

Tibet Özerk Bölgesi, yalnızca isim olarak özerkliğe sahiptir. Gerçekte, bölgedeki en üst düzey siyasi pozisyon olan Tibet Özerk Bölgesi Komünist Parti Sekreteri hiçbir zaman Tibetliler tarafından işgal edilmemiştir ve sorumlu Pekin’dir. Resmi dil Çince’dir ve pek çok Tibetli çocuk Tibetçe konuşma ve yazma becerilerini kaybetmektedir. Şarkı söylemekten çevre protestolarına kadar Çin yönetimine karşı direniş, baskı ve vahşetle karşılanmıştır.

Tibet Budizmini özgürce takip etme hakkına gelince, manastırlar Komünist Parti tarafından izlenmekte ve denetlenmektedir ve rahipler ve rahibeler Çin rejimi tarafından korkulmakta ve sıklıkla zulüm görmektedir. Dalai Lama imajına sahip herhangi bir Tibetli hapis cezası riski taşımaktadır.

4- Çin’e Göre: Tibetliler Çin’in Yönetimi Altında Refah İçinde ve Mutlular

Çin’in argümanı: Çin, Tibet’i barışçıl bir şekilde özgürleştirdiğinden beri görkemli bir gelişme gördü: neredeyse sıfır yoksulluk, hastalık ve açlık vardı; şimdi yaşam beklentisi iki katına çıktı; okur yazarlık %5’ten% 85’e yükseldi ve eski kölelere toprak verildi. Altyapı, iş, konut, okul ve hastanelere de büyük yatırımlar yapıldı.

Gerçekler: Çin’in bunun gibi propaganda görüntüleri Tibetlilerin ne kadar mutlu olduğunu göstermek için tasarlandı. Tibetliler kendi ülkelerinde dezavantajlı durumda bırakıldı. Örneğin: Altyapı projeleri, Çin ordusunun hareketini, Çinli işçilerin kitlesel göçünü, Çin turizmini ve Tibet’in zengin kaynaklarına erişimini mümkün kılıyor. Ekonomik büyüme Çinli işletmelere ve işçilere fayda sağlıyor ve patlayan turizm endüstrisi Çin hükümetinin işgalini meşrulaştırmayı amaçlıyor. Milyonlarca Tibetli göçebe topraklarından zorla gönderilmiş, asırlık yaşam biçimlerine son vermiş ve onları kendi ülkelerinde ikinci sınıf vatandaş olarak devlete bağımlı bırakmıştır. Eğitim dili Çince olarak veriliyor ve anadillerini yalnızca ikinci dil olarak öğrenebiliyorlar. Birleşmiş Milletler, Tibet’teki insan hakları ihlalleri konusunda Çin’e defalarca meydan okudu.

Mart 2011’den bu yana, Çin’in baskısına karşı 150’den fazla insan Tibet’te kendilerini ateşe verdi. Tibetliler, sokakta “Tibet’in özgürlüğe ihtiyacı var” diye bağırmaktan kitlesel bir protestoya katılmaya kadar her gün Çin’in politikalarına direniyorlar. 70 yıllık işgale rağmen Çin’e karşı bu direniş azalmadan ve yaygın bir şekilde devam ediyor.

Tibet, son yetmiş yılda çoğu ülkede olduğu gibi ekonomik ilerleme kaydetti, ancak Tibetliler Çinli göçmenlerden daha az fayda sağladı. Ekonomik ilerleme, onları Çin yönetimini reddetmekten caydırmadı ve kanıtlar Tibetlilerin Çin’in kontrolü altında “mutlu” olmaktan çok uzak olduğunu gösteriyor.

5- Çin’e Göre: Dalai Lama Barış Değil Güç İstiyor

Çin’in argümanı: Dalai Lama, “Tanrı Kral Diktatörleri” serisinin en sonuncusudur. Gündemi yeniden yönetebileceği bağımsız bir Tibet’i güvence altına almak. Kendisi keşiş kılığında bir politikacıdır. Küresel Tibet destekçileri ve Tibet’teki bazı Tibetliler “Dalai Lama” tarafından yaratılan yalanlara safça inanırlar.

Gerçekler: Dalai Lama, dünyanın her yerinden insanlar tarafından saygı görüyor. Sürgünde, siyasi gücünü demokratik bir kuruma devretmiştir ve Çin halkıyla dostluğun ve Çin hükümeti ile diyaloğun tutarlı bir savunucusudur. Bağımsız bir Tibet değil, bağımsız olmayan Tibetliler için daha fazla özgürlük arayan bir “Orta Yol” yaklaşımı arıyor. Tibet’in bugün sahip olduğu küresel desteğin çoğu, Dalai Lama’nın popülaritesi sayesindedir. Zulme rağmen, Tibet’teki Tibet halkı ona adanmaya devam ediyor. Tibet üzerindeki hakimiyetini sürdürmek için çaresiz olan Çin hükümeti, Dalai Lama’nın güvenilirliğini baltalamaya niyetli.

6. Çin’e Göre: Özgür Tibet Destekçileri Çin Karşıtıdır

Çin’in argümanı: Özgür Tibet hareketi, Batı Çin karşıtı güçler tarafından destekleniyor. İnsan hakları Çin’in iç meselesidir ve Tibet’e hiç gitmemiş Batılıların Çin’in politikalarına karşı konuşma hakkı yoktur.

Gerçekler: Özgür Tibet destekçilerinin Çin halkıyla hiçbir tartışması yok. Özgür Tibet’i destekliyorlar çünkü Tibetlileri demokratik olmayan Çin hükümetinin kurbanları olarak görüyorlar ve Tibetlilerin sarsılmaz özgürlük mücadelesini haklı bir neden olarak görüyorlar. Çin halkı aynı zamanda Çin Komünist Partisi yönetiminin de kurbanı ve birçoğu da politikalarına direnirken ağır cezalarla karşılaşıyor. Pek çok Çinli, hükümetlerinin propagandasının ötesindeki gerçeği öğrendiklerinde Tibet’i destekliyor.

Yusuf Talha Öner