Ayın Enstrümanı I – Klasik Kemençe

“Klasik kemençeyi bilir misin?” sorusuna genelde, zihinlerde beliren Karadeniz kemençesiyle “evet evet, karadeniz kemençesi değil mi yani” şeklinde cevap gelir. Ardından kısa bir tanıtım faslı başlar…

Klasik Kemençe, diğer bir adıyla İstanbul Kemençesi, küçük gövdesi ama gür ve naif sesiyle dikkat çeken, aslında hepimizin sesini bildiğimiz ama görüntüsünü ve ismini bilmediğimiz bir sazdır. Tarihi 10.yüzyıla kadar dayanır. Fakat bizim kültürümüzdeki yerini 19.yüzyılda alır. 19.yüzyılda Türk müzisyenler tarafından, özellikle de İstanbul’da yaşayan müzisyenlerce ilgi ve beğeniyle sahiplenilmiş, Klasik Türk Müziği’nin vazgeçilmez sazlarından biri olmuştur. Böylece kemençenin asıl repertuarı Türk Müziği’nin formlarından; saz eserleri, şarkılar, ilahiler, besteler, ağır semailer (vd.) olmuş olur. Kayıtta icra edilen saz eseri, bestesi; 19.yüzyıla doğru yaşadığı tahmin edilen Nedim Ağa’ya ait, Sultanıyegah Saz Semaisi’ dir.

Klasik Kemençenin en önemli ve diğer yaylılardan en ayırt edici özelliği, perdeler; tellerin üzerine basarak değil de, tırnakla yandan itilerek bulunur. Sağ elle yay kullanılırken, sol elle klavye kullanılır. Yarım armudi yapısı olan bu perdesiz saz, ayakta çalınmaz. Oturarak ya tek diz üzerinde ya da iki dizin arasında icra edilir.

İstanbul Kemençesinin, neva ve rast diye isimlendirildiği ikisi bağırsak tel, yegâh diye isimlendirildiği biri metal tel olmak üzere, üç adet teli vardır. Ortalama 40cm boyunda olan bu saz, esnemeye dayanıklı sert ağaçlardan yapılır. Mesela teknesi için Dut Ağacı, Çınar Ağacı, Karaağaç, Zeytin Ağacı vb. tercih edilebilirken, göğsü için de genelde Selvi Ağacı kullanılır. Yay için at kılı kullanılır ki bu durum en eski enstrümanların yaylarında da görüldüğünden, kaynaklarla da desteklenerek Türklerde ata verilen kutsal bir değer şeklinde yorumlanır.

Bu sazın virtüözü kimdir, dendiğinde verilecek cevap kuşkusuz, 19.yüzyılda yaşamış olan Tanburi Cemil Bey ve yakın arkadaşı Kemençeci Vasilaki Efendi olmalıdır. Türk musiki tarihinin sayılı virtüözlerinden olan bu iki arkadaş, klasik kemençeye bir üslup, bir kişilik kazandırmışlardır. Bu bağlamda Klasik Kemençeye dair en eski kayıtlar 19.yüzyıl sonları 20.yüzyıl başlarında yaşayan Tanburi Cemil Bey’e dayanır ki bu büyük dehadan etkilenmeyen, ilham ve örnek almayan müzisyen yoktur. Klasik Türk Müziği’nin özelikle saz ustaları, kendilerine daima Tanburi Cemil Bey’i örnek aldıklarını ve onun notayla ifade ettiklerini anlamaya ve aktarmaya çalıştıklarını söylerler.

Şimdi sizleri bu güzel sesle baş başa bırakıyorum…

Gülnihal Dönmez