Filistin’e sahip çıkmak, sadece sloganla olmaz

Şu soruyla başlayabilir miyiz? Siyonistler Filistin’in, Kudüs’ün özelde Mescid-i Aksa’nın kendilerine ait olduklarını iddia ederken hangi tezleri öne sürüyorlar? Bu öne sürdükleri tezlerde haklılar mı? Haklı değillerse neden?

Siyonizm, tarihin ve kavramların çarpıtılmasıyla kendisine alan açan bir ideolojidir. Her şeyi kendi amaçları doğrultusunda tanımlar ve istismar eder. Tarih dikkatli okunmazsa ve içini Siyonizm’in doldurduğu kavramlar çerçevesinde düşünülürse, Siyonistlerin tuzağına düşmek de kaçınılmaz hale gelir.

Yahudilerin, bugünkü Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın vaktiyle kendilerine ait olduğu ya da Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı kendilerinin inşa ettiği şeklindeki söylemleri, işte tam böyle bir tuzak içeriyor. Müslümanlar olarak biz, bugünkü Filistin topraklarında İsrailoğulları’nın var olduğu gerçeğini zaten inkâr etmiyoruz ki. Ancak şu önemli nokta, bizimle onlar arasındaki temel farkı teşkil ediyor:

Hz. Davud ve Hz. Süleyman döneminde Filistin’de yaşayan veya Kudüs’ü kuran İsrailoğulları, o dönemin Müslümanlarıydı. Hz. Davud ve Hz. Süleyman, İsrailoğulları’na gönderilmiş birer İslâm peygamberiydi.

Dolayısıyla, Yahudiler “Burada biz vardık” derken, ilmî hakikat açısından doğruyu söylemiyor; tarihi kendi ideolojilerine göre saptırıyorlar.      

”Kudüs Yazıları” kitabınızda İsrail’in kendi içinde bölünmeler yaşadığından bahsediyorsunuz. ”Ortadoğu’ya Dair Yirmi Tez” kitabınızda da İsrail’in yıkılışının kendi iç çekişmeleriyle gerçekleşeceğine dair bir tez öne sürmüşsünüz. Bu bölünmeler neler? Benyamin Netanyahu’nun düşmana karşı birlik içinde ve zinde tutmak amacıyla daha önce de böyle girişimleri olduğundan bahsetmişsiniz. Bu son yaşanan gelişmeler bağlamında süreci nasıl değerlendirirsiniz?

İsrail toplumu, 1948’de devletin kurulmasından bu yana sürekli bir boğuşma içindedir. Hatta öyle ki, ülkedeki seçim sistemi bile herhangi bir Yahudi grubun diğerini domine etmemesi üzerine tesis edilmiştir. Seçim barajı bu yüzden minimum düzeyde tutulur; İsrail’de herhangi bir partinin tek başına iktidara gelmesi fiilen imkânsızdır.

İsrail toplumunun karşı karşıya olduğu üç büyük problem var ve bu problemlerin çözülmesi de mümkün görünmüyor:

  1. Yahudiler arasındaki mezhep ve dinî görüş farklılıkları
  2. Seküler ve dindar Yahudiler arasındaki çekişmeler
  3. Yerleşimcilerin yarattığı terör.

Konunun tafsilatını kitabımda uzunca anlattığım için, yalnızca problemlere işaret etmekle yetineyim. İşte sizin de vurguladığınız gibi, Benyamin Netanyahu tarzında siyasetçilerin bütün çabası da hem kendi siyasî istikballerini kurtarmak hem de İsrail içindeki çatışmaları gözden kaçırmak. Ne var ki, mızrak çuvala sığmıyor.  

Kudüs malum olduğu üzere Hristiyanlar içinde oldukça kutsal bir şehir ve Müslümanlara yapılan baskının benzeri ara ara oradaki Hristiyanlara da yapılıyor. Bu duruma Hristiyan dünya (Devlet veya halk) ses çıkarmıyor mu biz mi duymuyoruz?

Kudüs’teki Hıristiyanlık, ağırlık olarak Ortodoks temelli. Bu nedenle, Kudüs veya Filistin’de İsrail’in herhangi bir baskı politikasına Vatikan’dan güçlü bir eleştirinin geldiğini görmek zor. Zaman zaman usulen yayınlanan bazı resmî açıklamalar dışında, Vatikan İsrail’e cephe alamaz.

Dünyanın çeşitli gayrimüslim ülkelerinin göstereceği tepkiler de yine o ülkelerin ekonomik ve siyasî ilişkileriyle yakından alakalıdır. Günümüzün modern dünyasında birçok gelişme, ekonomiyle doğrudan ilişkilidir. Ve dünyada, siyasî kararları alırken dinî inançlarından etkilenen siyasî liderler veya hükümetler çok azdır.       

Bu soruyla bağlantılı bir soru belki de şu; ABD’nin İsrail’e verdiği bu sınırsız destek nereden geliyor bu ilişki ne zaman başladı ne zaman vazgeçilmez hale geldi? Bu konuda ABD içinde farklı düşünen bir kesim var mı? Sizce ABD bir gün İsrail’den desteğini çeker mi?

Siyonist lobiler, 1948’in başından beri ABD başkentinde çok etkindir. Amerikan Başkanı F. D. Roosevelt’in 12 Nisan 1945’te ölümüyle birlikte yerini alan yardımcısı Harry Truman, Siyonizm’i sınırsızca destekleyen bir isimdi. Roosevelt ise, Yahudilerin Ortadoğu’daki etkinliğine karşı çıkmasıyla biliniyordu. Ne var ki, İsrail’in kuruluşuna giden süreçte Roosevelt aniden ölünce, yerini Truman aldı ve Siyonist proje başarıya ulaştı.

Sonrasındaki süreçte ABD-İsrail ilişkileri zaman zaman kriz yaşasa da, hiçbir zaman kopmadı. Krizler de devlet başkanları düzeyinde kaldı. Mesela ABD Başkanı Barack Obama, iktidarı boyunca İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’dan hiç hoşlanmadı, bunu gizlemedi de üstelik. Ancak ABD-İsrail ilişkileri güçlenerek devam etti.

Türkiye bütün bu olanların neresinde? Türkiye halkı neden Filistin davasına sahip çıkmalı?

Türkiye -hem devlet hem de halk olarak- Filistin meselesiyle tarihî ve kültürel bağlara sahip. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun bugünkü Ortadoğu’yu tam 401 yıl boyunca yönetmiş olduğu gerçeğini aklıma getirdiğimizde, bizim oralara olan ilgimizin “Yeni Osmanlıcılık” şeklinde tefsir edildiğini de görüyoruz. Bu söylem, Arap dünyasında kaşların hemen kalkmasına yol açıyor.

Çok fazla konuşmadan, çok iş yapmaya odaklanmamız gerekiyor. Başka türlü, yukarıda işaret ettiğim nazik noktayı aşamayız; Arap kamuoyunu birileri bizim aleyhimize döndürür. Ama konuşmak yerine iş yaparsak, adam yetiştirirsek, sağlam medya kuruluşları üzerinden bölgeyle alakamızı derinleştirirsek, akademik eserlerle bölgenin yakından tanınmasına katkıda bulunursak… İşte o zaman, “davaya sahip çıkmak”tan söz edebiliriz. Şu anda henüz slogan aşamasındayız.     

‘’Sloganların karın doyurmadığı tam aksine açlığı arttırıcı bir etkiye sahip olduğunu’’ yazmışsınız. Paylaştıkça bir şeyler sıradanlaşıyor mu eğer sıradanlaşıyorsa paylaşmamalı mıyız? Sosyal medyada nasıl bir tepki ortaya koymamız gerek veya tepki koymalı mıyız?

Sosyal medyada elbette tepkimizi ortaya koymalıyız. Ancak bu tepkinin akıllı, mantıklı, tutarlı ve tesirli olması şarttır. Kopmuş kol-bacak veya ceset fotoğrafı paylaşmakla bu iş olmaz. Hatta bu tür paylaşımlar, hem Müslümanları aciz ve dağınık gösterir hem de kimseye tesir etmez.

Çarpıcı videolar, zekice tasarlanmış görsel malzemeler, itiraz edilemeyecek bilgiler, farklı yabancı dillerde yayınlar… Tüm bunları sahaya sürmemiz gerekiyor. Propaganda bir savaş türüdür. İyi yapılırsa zafer kazandırır. İyi yapılmazsa, yapanı rezil eder. Bu noktayı hiç unutmamalı.  

Son olarak Filistin meselesini anlamak için birçok yerde paylaştığınız kitap önerileriniz var. Bunun yanında gençlerin izlemesini istediğiniz film, dizi ve belgesel gibi bir öneri listeniz var mı varsa neler?

Ben prensip olarak film veya belgesel paylaşmıyorum. Şu anda en büyük eksiklerimizden biri zaten kitap okumadan ve temel kaynaklarla aşina olmadan, filmler veya diziler üzerinden “hızlıca” bir kanaat oluşturmak. Bu nedenle, ben ısrarla “kitap” diyorum.

Bizi kırmayıp röportajımıza katıldığınız için Sanal Mecmua adına teşekkür ederim.

Röportör: Mustafa Cin