Nekbe’den Şeyh Cerrah’a İsrail İşgali

İkinci Dünya Savaşı’nın sonucunda, 6 milyon Yahudi’nin ölmesi, uluslararası kamuoyunda bir Yahudi devleti kurulması yönündeki Siyonist taleplere karşı bir duyarlılık meydana getirdi. Bunun üzerine, Filistin’e Yahudi göçü başladı ve bölgenin demografik dengesi değiştirildi. Bölgeden artan Arap-Yahudi çatışması ve Yahudilerin İngilizlere saldırılar düzenlemesi bölgenin paylaşımını akıllara getirdi. BM tarafından 1947’de Filistin Paylaşım Planı’na göre, İsrail bölgenin %56’lık kısmına sahip olacaktı. Durum Araplar tarafından reddedildi ve gerekirse savaşılacağı belirtildi.

1947’de Birleşmiş Milletler’in hazırladığı Filistin Paylaşım Planı ile bölgede bağımsız Arap ve Yahudi devletleri ile uluslararası Kudüs yönetiminin kurulması istendi. Planı Yahudi Ajansı kabul ederken Arap liderler reddetti. I. Dünya Savaşı sonrası Filistin topraklarında manda kuran İngilizler, bölgenin kriz haline gelmesi üzerine, bölgeden çekilmek için Birleşmiş Milletlere başvurdu ve çekilme sürecini başlattı. Çekilmenin sona ermesinin hemen ardından Yahudi Ajansı, İsrail Bağımsızlık Bildirgesini açıkladı. Bildirgeyi David Ben-Gurion okudu ve kendisi de yeni ülkenin ilk başbakanı oldu. Devletin sınırları ise ilan edilmedi. Bu tarihten hemen sonra Arap-İsrail Savaşı başladı. 

Sonraki gün İsrail beş Arap ordusu tarafından işgal edildi. Çatışmalar 1949’da bir dizi ateşkes ile sonlandı. İsrail’in komşu devletlerle cephelerinde yer alan ateşkes hatları, Mısır tarafından işgal edilen Gazze Şeridi’ni ve Ürdün tarafından işgal edilen Batı Şeria’yı ortaya çıkardı. Komşu devletler İsrail’i tanımayı reddetti ve bu nedenle sınırlar konusunda bir anlaşmaya varılamadı. İsrail’in hukuksuz sınırlarına dair en büyük değişiklik 1967’de yaşandı. Altı Gün Savaşı sonrasında İsrail; Mısır’a ait Sina Yarımadası’nı, Gazze Şeridi’ni, Batı Şeria’yı, Doğu Kudüs’ü ve Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni işgal etti. İsrail’in kontrol ettiği toprakların boyutu üçe katlandı. Kudüs’ün tamamını da başkent olarak ilan edildi. Bu iki adım da uluslararası toplum tarafından kabul görmemişti ta ki ABD Başkanı Donald Trump bu konudaki pozisyonunu değiştirene kadar.

İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesi, Nekbe yani büyük felaket olarak anıldı. İsrail’in 15 Mayıs 1948’de tarihi Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi, Filistinliler için onlarca yıldır devam eden felaketler silsilesinin başlangıcı oldu. İsrail Devleti kurulduğunda, Yahudilerin bölgede sahip oldukları toprak oranı %5’i geçmiyordu. Ancak gelinen noktada İsrail’in Filistin toprakları üzerindeki hakimiyeti %85’leri bulmakta. 

İsrail, sözde kuruluşunun hemen ardından, 1948’de Filistinlilere ait 675 köyü yok etti. Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da yasadışı Yahudi yerleşim yerleri inşa ediliyordu. İsrail’in yasadışı yerleşimlerinden birinin mağduru da Filistinli 28 aile oldu. Kendi topraklarında evsiz kalan 28 aile, Ürdün gözetimindeki Batı Şeria’nın Şeyh Cerrah Mahallesi’ne yerleştirildi. Filistinli aileler, Ürdün İnşaat ve Bayındırlık Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansının (UNRWA) vardığı anlaşma gereği 1956’da söz konusu mahallede iskan edildi. Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki işgalini artıran İsrail, bu bölgelerdeki yasadışı yerleşimlerinin sayısını artırmak istiyor.  Kendi topraklarında evsiz kalan Filistinli 28 aile, mülteci konumuna düşerek iskan edildikleri bölgeden başka bölgelere gönderilmek isteniyor ve ikinci kez mülteci konumuna düşürülüyor. 

Kendi topraklarında ikinci kez mülteci konumuna düşmek istemeyen Filistinli aileler hukuki mücadele başlatsa da bölgenin taraflı mahkemelerinden adil sonuçlar alamadı. Ürdün Dışişleri Bakanlığı 29 Nisan’da, Ürdün İnşa ve Bayındırlık Bakanlığı ile Şeyh Cerrah Mahallesi sakinleri arasında imzalanan ve Filistinlilerin mülkiyet haklarını taahhüt eden 14 anlaşmanın onaylandığını ve belgelerin Filistin Dışişleri Bakanlığı ile Şeyh Cerrah Mahallesi sakinleri ile avukatlarına teslim edildiğini duyurdu. 

Geçmişe bakıldığında, Şeyh Cerrah’ta yaşanan sıkıntılar 1972’de gün yüzüne çıktı. Sefarad Yahudileri Komitesi ile Aşkenazi Yahudileri Komitesi 1972’de bu topraklarda hak iddia etmeye başladı. İsrailli iki dernek ve bir grup yerleşimci, Filistinlilerin ikamet ettiği evlerin, 1876’da Yahudilere ait arazinin üzerine yapıldığını öne sürdü. Mahkeme 1976’da, haklarında dava açılan Filistinli aileler lehine karar verirken ailelerin yasal bir şekilde bu topraklara yerleştirildiğine hükmetti. Ancak İsrail mahkemesi, daha sonra, bir önceki kararını yok sayarak yeni kayıtlara göre toprak mülkiyetinin İsrailli derneklere ait olduğuna hükmetti.

Yasal süreç 1991’e kadar devam etti ancak Yahudi yerleşim birimleri dernekleri bu süreçte sözde mülkiyet hakkını ispatlayamadı. Ayrıca, Filistinli 17 aileyi temsil eden Yahudi Avukat Tosye Cohen, Yahudi yerleşimcilerle hileli bir anlaşma yaparak Filistinlileri kandırdı. Daha sonra Yahudi avukat, 1991 yılında, mahalle sakinlerinin bilgisi olmaksızın Filistinliler adına yerleşimciler ile bir anlaşma imzaladığını itiraf etti. Anlaşmaya göre, bu toprakların mülkiyetinin İsrailli iki derneğe ait olduğu kabul edilmiş ve bu şekilde bölgenin gerçek sahipleri, kiracı konumuna düşürülmüştü.

Yerleşimci gruplar, 2008’e gelindiğinde mahalledeki Filistinli aileleri tahliye için fiili adımlar atmaya başladı. Bölgede düzenlenen eylemler, uluslararası ve bölgesel kınamaların gölgesinde Şeyh Cerrah’taki El-Kered ailesi evlerinden tahliye edildi. Bu süreci 2009’da El-Gavi ve Hanun ailelerinin tahliyesi takip etti. Filistinli ailelerin çıkarıldığı evlere Yahudi yerleşimciler yerleştirildi. Bölgede yaşayan diğer Filistinli aileler ise evlerinin korunması için mahkemelere başvurdu, ancak bir sonuç alınamadı.

Kudüs Sulh Mahkemesi, 2019’da Yahudi yerleşimcilerin talebi üzerine mahallede oturan 12 Filistinli ailenin evlerini yerleşimciler lehine boşaltmalarına karar verdi. Karara göre, bu ailelerden 4’ünün 2020’nın Ocak ayında evlerini boşaltmaları gerekiyordu. Ailelerin itirazı üzerine kararın temyiz edilerek yeniden mahkeme sürecinin başlaması kararlaştırıldı ancak İsrail Merkezi Mahkemesi, şubat ortalarında bu 4 ailenin itirazını reddetti. Yine İsrail Merkezi Mahkemesi, bu yılın başında da 7 ailenin evlerini Yahudi yerleşimcilere bırakmak üzere boşaltması kararı verdi. Mahkeme, 2 Mayıs’ta Şeyh Cerrah’taki 4 aileye, Yahudi yerleşimcilerle anlaşmaları için 6 Mayıs Perşembe’ye kadar süre tanıdı. Bunun üzerine iftar vakti Filistinliler ile Yahudiler arasında mahallede kavga çıktı. Kavganın ardından Yahudi yerleşimciler, evlerinden zorla çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya olan Filistinlilere karşı silah kullandı.

İşgalci İsrail ve Yahudiler, sadece yasadışı ilhak ile değil kritik zamanlarda tansiyonu yükselterek Filistin halkını katletti. Son günlerde Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılar ile İsrail, dünya kamuoyunda vicdan sahibi olan herkes tarafından eleştirildi. Ancak, 1948’den bugüne kadar İsrail’e net bir şekilde dur denilemedi ve Yahudiler hukuksuz bir şekilde Filistin topraklarının neredeyse tamamını ele geçirdi.

6 milyon Yahudi’nin ölümüne kayıtsız kalmayanlar, bugün Yahudilere yapılandan kat ve kat fazlasının Yahudiler tarafından Filistin halkına yapılmasına göz yumuyor. Yahudilerin ölümlerine sessiz kalmayanlar bugün üç maymunu oynuyor. Bu böyle devam ettikçe, İsrail’in hukuksuzluğu sürdükçe yaşlı, genç, çocuk ayırt edilmeksizin binlerce insan ölüm ya da sürgün arasında tercih yapmak zorunda kalmaya devam edecek. 

Ahmet Furkan Okçin