Motor Sporları: Formula 1

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Motor sporlarına olan ilginizin ve bu konuda bir sayfa açıp yönetme fikrinizin nedeni nedir?

Merhaba, adım Alper Çalım , 29 yaşındayım, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Maliye bölümü mezunuyum. Özel bir şirkette Lojistik ve Depo Yöneticisi olarak çalışmaktayım.

Motor sporlarına olan ilgim; tıpkı diğer her erkek gibi, küçüklüğümden beri araçlara duyduğum ilginin temelinden gelmekte.  Araçların her zaman daha üstünü ve performanslısını aradıkça yarışların var olduğunu ve ilgimi çektiğini fark ettim. Ben küçükken babam “Formula 1” izliyordu ve ben de onunla birlikte bu heyecana ortak oluyordum. O kadar ilgi çekiciydi ki, motor sesleri, birbirinden hızlı araçlar, geçişler beni mest ediyordu. Özellikle herkesin kalbinde gizli de olsa bir ‘’kırmızı’’ aşkı mevcuttur. Michael Schumacher ve Ferrari sevgisi ile izliyordum o zamanlar yarışları. Şimdi sorarsanız bir Red Bull fanıyım.


Instagram üzerinden bir sayfa kurma hayallerim hep vardı hatta ilk başlarda bunu mizah sayfaları ile destekledim. Fakat mizah sayfaları gerekli rağbeti görmemişti. En çok ilgili olduğum alan ne diye düşündüm bana gelecek soruları yanıtlayabileceğim bir alan olmalıydı. Bu alan tabi ki motor sporlarıydı. Bu kategoriye karar verdikten sonra sayfa adı düşünmeye başlamıştım ve motor sporları alanında ilk sayfam “OnTheWay” adında bir sayfa olmuştu. Herkesin başına geldiği gibi bu sayfa Instagram politikalarına maruz kalarak kapatıldı. Sonrasında tekrar bir isim arayışına girdim ve “Pitloji” adını buldum. Bu ismi koymamın sebebi ise hem bir marka olması hem de güzel olmasıydı. Neden “Pitloji” diye soranlar oluyor; buradan da şöyle bir cevap vermiş olayım, “Pit” her motor sporları yarışlarında yapılması gerekli bir ihtiyaç ve bu sporun her kategorisinde bulunan bir terimdir. “Loji” ise kelimeye bilim anlamı katar. Amacım motor sporlarını bilim ile harmanlayarak bilgi dolu içerikler ortaya sunmak.

Türkiye’de baktığımız zaman motor sporlarına çok büyük bir ilgi mevcut. Özellikle Formula 1’e ilgi büyük. Neden bu işi Türkiye’de kaliteli bir şekilde yapmayalım dedik. Hem bilgimizi sunalım hem de takipçilerimiz ile yorumlardan ya da dm’lerden olsun kaliteli bir motor sporları sohbeti döndürelim istedik. Çok şükür ki bunun karşılığını aldık ve bunu görmek bizi çok mutlu ediyor. Çünkü bu içerikleri üretirken halihazırda bulunan ekibimiz ile bir mesai harcıyoruz. Her çıkacak içerik için bazen günler bazen haftalar harcadığımız dahi oluyor. Gerçekten takipçi kitlesinin kalitesinden ve yaş ortalamasından çok memnunum. Seviyeli bir yorum ortamı oluşuyor. Hatta bazı zamanlarda açıklamada yapılan imla hataları bile takipçilerin gözüne çarpıyor ve uyarıyorlar.

Toparlayacak olursam; ilgimi ve bilgimi harmanlayarak, sevdiğim alanda paylaşımlar yapma fikri, (daha doğrusu yapmamız diyebilirim çünkü artık tek kişi değilim biz bir ekibiz) böyle bir girişimde bulunmama neden oldu.

Günümüz Formula 1 araçlarında yapılan bu denli mühendislik ve ar-ge çalışmaları göz önüne alındığında, neden Formula 1 bir spor dalı, pilotlar ise birer atlet olarak nitelendiriliyor?

“Formula 1”i spor dalı olarak ele almanın doğru olacağını düşünmüyorum. Bu sebeple başına ‘’Motor’’ geliyor ve ayrı bir kategori ortaya çıkıyor, “motor sporları” olarak. Bu spor kategorisinde aslında bir araç için tasarım, denge, dizayn, motor, entegrasyon, hız gibi faktörleri bir araya topladığınızda; harici etmenler olarak da personel, motivasyon, mühendislik, iyileştirme gibi daha birçok faktörün devrede olması ile ortaya bir takım yapısı çıkıyor. Takım dediğimiz zaman ise aslında bir sporda mücadele etmesi gereken yapı şekilleniyor. Herkes kendi takımını en üst seviyeye taşımak için hem fiziksel hem de zihinsel anlamda yarışıyor. Bunun için taktik yapılıyor, stratejiler geliştiriliyor. Yapılan en ufak bir ar-ge çalışmasına yönelik bir güncellemenin dahi pist üzerinde rakiplerine karşı avantaja dönüşmesi, o takıma hem finansal hem de motivasyon olarak geri dönüyor.

Pilotlara gelecek olursak, pilotlar yarış hafta sonlarında sadece aracın koltuğuna geçip sürüş yapmıyorlar ki. Bir futbolcu gibi, bir 100 metre koşucusu gibi her günlerini antrenman ve spor yaparak geçiriyorlar. Hem dayanıklı olmaları hem de zihinlerinin açık olması gerekiyor. Bir Formula 1 pilotu her virajda ortalama 2 G kuvvete maruz kalıyor. Buna şu şekilde örnek vermek daha doğru olacaktır. Romain Grosjean’ın Bahreyn’de yaptığı kazada 67 G kuvvete maruz kaldığını düşünürsek; isterseniz gerçek bir F-16 pilotu diyelim isterseniz de bir atlet olarak nitelendirelim karar sizin.

Formula 1’in efsaneleşmiş isimlerine baktığımızda, sporun en büyük efsaneleri arasında gösterilen Niki Lauda, Aryton Senna gibi isimlerin çok fazla dünya şampiyonlukları olmadığını görüyoruz. Formula 1’de bir pilotun efsane olması için şampiyonluklar dışında nelere ihtiyacı vardır?

Karakter. Kesinlikle. Bu sadece Formula 1 için geçerli değil. Diğer sporlar için de geçerli. Hatta günlük yaşantımızda da en önemli faktör bu. Diğer yandan azim ve irade gerçeklerini de göz ardı edemeyiz. Mesela James Hunt, azimliydi, şampiyon da oldu ama akılda Formula 1’in şampiyonu olarak değil de daha çok Formula 1’in çapkın çocuğu olarak anıldığını görüyoruz. İşte burada kişilik ve karakter devreye giriyor. Kim ne yaptıysa daha çok onunla hatırlanıyor.

Niki Lauda’ya baktığımız zaman o sürekli bir araç performansı bekledi. Dediklerini yaptırmak için seneler harcadı, 3 kez Dünya Şampiyonu oldu. O dönemlerde keskin ambargolar koymak oldukça zordu. Rekabet ortamı çok yüksekti. Yeterince başarılıydı. Ayrton Senna o gün aramızdan ayrılmasaydı, kendisi şuan Michael Schumacher’dan daha fazla rekora imza atmış bir pilot olacaktı. Olacaktı diye konuşuyorum çünkü gerçek olan bu. Belki Lewis Hamilton bile şu anda Ayrton Senna’nın rekorlarına yetişememiş bile olabilirdi.

Formula 1’de pilotların sık sık takım değiştirebildiği de göz önüne alındığında, rekabetin bu denli yüksek olduğu bir sporda pilotlar arasındaki ilişkilerde dostluk mu yoksa rekabet mi belirleyici etken olmaktadır?

Dostluk her zaman ikinci planda kalmıştır diyebiliriz. İyi niyet ve dostluk kavramı arasındaki ince çizgiyi de unutmayalım. Max Verstappen kaza yaptıktan sonra Hamilton’un ‘’o iyi mi ?’’ diye sormasına “işte dostluk“ diyenleriniz varsa kendilerini yanıltmasınlar. Takım içerisinde dahi öylesine rekabetler mevcut ki takım arkadaşım dediğin adam, aslında seni nasıl alt edebileceğinin planlarını yapıyor ve bu planları yaparken acımasız bir şekilde düşünebiliyor.
Her takımın medya danışmanları var. Dışarıda her şey güzel, herkes güler yüzlü olmak zorunda aslında. Bu takımın imajı demek.  Bu rekabet ortamı eskiden daha fazlaydı ve daha belirgin olarak karşımıza çıkıyordu ama şimdi takımlar marka imajlarını korumak adına pilotlarına tartışma yaratacak ya da rekabet ortamını arttıracak demeçler vermelerine izin vermiyorlar.

Yüzlerce mühendisin milyonlarca dolar para harcayarak, yoğun bir çalışma ve inanılmaz testler sonucunda ortaya çıkardığı binlerce metal parçasının birleşiminden oluşan F1 araçları, sizce bir metal yığını mıdır? Yoksa her aracın bir ruhu olduğunu düşünüyor musunuz?

Her otomobilin bir ruhu vardır. Ben buna inanıyorum. Bu ruh, bana göre, öldürülmeye çalışılıyor. Çünkü her takım, mühendisleri ile birlikte kendi tasarımını ve kendi çizgilerini ortaya koymak istiyor ama F1 yönetimi ortaya koyduğu bazı kurallar ile bunu standart bir yapıya çekmek istiyor. Tabi ki bazı kurallar gereğince tüm takımların eşit bir yapıda mücadele etmesini sağlamaya çalışıyor, bu konuda F1 yönetimini destekliyorum ama otomobilin çizgilerini de standart yapıya entegre etmeye çalışmak bu spora zarar verir diye düşünüyorum. Bu arada hiçbir otomobil metal yığını değildir. 😊

2005-2011 yılları arasında ülkemize gelen Formula 1 ‘e olan ilginin ilk düzenlendiği yıldan son düzenlendiği yıla kadar kademeli bir düşüş yaşadığını görüyoruz. Ancak 2020 yılında tekrar ülkemize dönen F1’e tekrardan çok yoğun bir ilgi gösterildiğini gördük. 2011’den günümüze Formula 1’de ve ülkemizdeki motor sporları kültüründe neler değişti?

“Formula 1“e duyulan ilgi ülkemizde oldukça fazlaydı ve ülkemize gelmesiyle de bu ilgi taçlandırılmış oldu. İlk senelerde, ilginin de oldukça fazla olmasından dolayı, taraftarlar tribünlere geliyor ve yarış hafta sonlarında büyük bir aktiflik gözleniyordu. Ama sonrasında fiyatların da artması ile birlikte ekonomiyi etkilemesi, ayrıca F1 yayın haklarının özel kanallar tarafından alınıp belirli bir ücrete tabi olması ve sonrasında izlenme oranının düşmesi bu konuda oldukça etkili olmuştu.

Motor sporları kültürü aslında değerli bir kültür ve daha niş bir kitleye hitap eden bir kültür. Bunu tüm herkese aşılamak güzel bir şey olacak fakat seviyenin bu denli kaliteli kalacağından emin değilim. Belki bu yorumum için oldukça eleştirileceğim fakat bizler bir konuda yorum yaparken seviyeyi her zaman göz ardı ediyoruz ve oldukça “fan boyluk“ yaparak karşımızdaki insana hakaret edebiliyoruz. İşte bizi diğer ülkelere karşı küçük düşüren durumların arasında bu etken de bulunuyor.

Ülkemizde motor sporlarına ulaşılabilirlik direkt olarak sağlanabilirse, yani arada ücretli bir kanal varsa bile daha makul kampanyalar ile desteklenebilirse insanları daha çok bu sporların içerisine çekebiliriz. Sosyal medyada bilgi içerikleri, bizim yaptığımız gibi, ne kadar kaliteli ve bol olursa motor sporlarının ilgi çekiciliğini de bir o kadar arttırmış oluruz.

”Pitloji Motorsport” ekibine, röpörtaj ve ilgilerinden ötürü Sanal Mecmua ekibi adına teşekkür ederiz.

Konuk: Alper Çalım

Röportörler: Ahmet Yasin Memur