Hac Yolculuğu Bağlamında “Yürümenin Felsefesi”

Karantina günlerinde okuduğum ve bana yeni bakış açıları kazandıran kitaplardan biri de Yürümenin Felsefesi’ydi. Yazarı Frédéric Gros, kitabı yirmi beş başlık altında bölüm bölüm yazarak yürümenin felsefesi üzerine irdeleme yapmış. Benim en çok ilgimi çeken bölüm ise “Hac Yolculuğu” başlıklı yazı olmuştu. Bu bölüm her ne kadar Hristiyanlıktaki hac yolcuğuyla alakalı olarak yazılmış olsa da okudukça beni İslam’daki hac yolculuğu üzerine düşünmeye sevk etti. Bu kitabın arkasından okuduğum “Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı kitap ve rahibe Kennedy tarafından İslam’daki hac yolculuğunun tariflendiği bir videoyu izledikten sonra düşüncelerimi bu yazıda toplamaya karar verdim.

Kitabın Hac Yolculuğu bölümünde Frédéric Gros, “Yürümek her zaman bir başına öylesine dolanmak, amaçsızca takılmak anlamına gelmez. Tarih boyunca gidişatı, nihayeti, amacı belirli kurallara tabi çeşitli şekillere bürünmüştür. Hac yolculuğu da bu büyük kültürel yapılardan biridir.” diyerek sözlerine başlıyor ve hacının temel olarak bir yerlere giden değil, öncelikle yurdundan uzakta yürüyen birisi, bir yabancı olduğunu belirtiyor [1]

Peki hacı bulunduğu yerden, yurdundan, yuvasından neden ayrılır, onu geride bırakmak için neden yürür, bu yabancılaşma hali ona ne katacak? Bu soruların cevabını hem kitapta hem de Amerikalı bir rahibe olan Rev. M’ellen Kennedy’nin, Unitarian Universalist Congregation of Atlanta’da (UUCA) bir araya gelen insanlara İslam’ın 5 şartını anlattığı bir konuşmasında buluyorum. Hac şartına geldiğinde konuşmasına şöyle başlıyor: “İslam hakkında sevdiğim başka bir şey ise bizi bulunduğumuz yerden bir süreliğine uzak kalmaya teşvik etmesidir. Bir amaçla beraber seyahat etmek için, mekânın gücünün ve kutsallığının farkına varmak için… Dünya üzerinde yürümüş insanların varlıklarıyla, nefesleriyle, düşünceleriyle ve eylemleriyle bu dünyayı nasıl bereketli kıldıklarının farkına varmak için… Bizler bir amaçla beraber seyahat ettiğimizde değişiriz. İşte bu da İslam’ın 5. şartı hac ile olur. Bizler bir amaç uğruna, mesken tuttuğumuz yuvalarımızdan ayrılıp seyahate çıkarsak ne olur? Değişmemize, yeni tecrübe ve etkileşimlerle açık fikirli olmamıza imkân tanımış oluruz.” [2]

Gros’un kitabında da Kennedy’nin bu sözlerini destekleyen şu cümleleri görüyorum: Yürümek bir dönüşümdür, bir çağrıdır. Her şeyi ardımızda bırakmak ve kendimizi arındırmak için yürürüz. Dünyanın keşmekeşini, mesuliyet dağını, didinmelerimizi ardımızda bırakırız. Yürüyün, bağlarınızı koparın, terk-i diyar eyleyin.” [3]

Gros aynı zamanda Kennedy gibi hac yolculuğuna çeşitli amaçlarla çıkıldığını da belirtiyor. Hristiyanlıkta, dine olan bağlılığını arttırmak ve sadakatini kanıtlamak, işlediği günahın kefaretini ödemek, azizlerin mezarına gidip şefaat dilemek ya da kendisine bahşedilen bir iyiliğe (huzurlu bir hayat, yetenek, sağlık) şükretmek gibi nedenler sayılıyor. İslam’da ise hac yolculuğunda bu sayılanların hepsi mevcut [4]

Eskiden yapılan hac yolculuklarının aylar sürdüğü ve günümüze nazaran zor koşullarda yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda insanın yolculuk esnasında tüm bunları düşünmesinin ve kendi benliğini bu doğrultuda bir sınava tabi tutmasının daha olağan olduğunu düşünüyorum. Zira günümüzde daha kısa sürede, daha serin ve rahat mekânlarda bulunarak bunlar üzerine yeteri kadar düşünebiliyor muyuz emin değilim. Artık Kabe’ye yürüyerek varmıyoruz, yürüme imkânını ancak vardığımız yerde tavaf ya da sa’y yaparken buluyoruz.

Peki oraya yürüyerek varmak ya da oradayken yürümeyi ibadetin bir parçası yapmak neden bu kadar önemli? Hemen bir sonraki Yenilenme ve Mevcudiyet başlıklı bölümde Gros bunu şu şekilde açıklıyor: “Hac yolculuğu bir mevcudiyet ütopyası da koyar ortaya. Hacı için mabede girmek gerçekten orada mevcut olmaktır: Hakikaten orada mevcut olmak. Fakat oraya yürüyerek ulaşmalıdır insan, çünkü yürümek zaman alır ve insanı mevcudiyete hazırlar. Uzaklardan gelip bir dağın eteklerine ulaştığımızda, onu görmekle kalmaz, bedenimizde, kaslarımızda, tenimizde de duyumsarız. Görmek hissetmenin sadece başlangıcıdır. Bir taşıttan inip bir kilise, tapınak veya anıtın karşısında dikildiğimde onu yalnızca görür, detaylarını incelerim. Üstünkörü bir fikir edinir, bir kartpostala bakar gibi sadece görünüşüyle ilgilenirim. Orada gerçekten mevcut olmaksa zaman alan bir şeydir.” [5]

Kâbe’yi tavaf ederken ya da Safa ve Merve arasında sa’y yaparken neden sürekli bir yürüme eylemi halinde olduğumuzu hep düşünürdüm. Hem de 7 kez… Buraya kadar değindiğim şeylerin ardından görüyorum ki hac esnasındaki tüm bu yürüme eylemleri oradaki mevcudiyetimin farkına varmama yardımcı oluyor. Düşünerek değişmemi sağlıyor.[6] 

Muhyiddin Şekûr’un Su Üstüne Yazı Yazmak adlı kitabındaki bir kısım, yürümenin sadece oradaki mevcudiyetimiz hakkında değil, aynı zamanda hayatımızda yaptığımız seçimler hakkında da bizi sorgulamaya dâvet ediyor. Şekûr, sa’y ve yürüyüş hakkında o anki farkındalığını şu sözlerle açıklıyor: “Namazı bitirmiş, orada otururken, Allah’ın hem Mekke’de hem de insanın kalbinde bir kıble tayin ettiğini fark ettim. İnsanın bu kıblelerin varlığını kendi deneyimleriyle hissetmesi ve bu ikisi arasındaki farkı yüz yüze kaldığı bir imtihanla görmesi gerekiyormuş. Birden bizi bekleyen sayısız yön olduğunu fakat sadece bir kalbimiz olduğunu fark etmeye başladım. Safa ve Merve arasındaki sa’yım bu düşünceler altında aydınlanıyordu. Sa’y sırasında koşmanın, yürümenin ve başkalarının yanından geçip gitmenin kıblenin ötesine doğru yönelmiş bu hayat yolculuğunun hakikatli bir dersi olduğunu kolayca görebiliyordum.” [7]

Tüm bu kendi içimizde yaşadığımız sorgulama ve dönüşüm sonucu yolculuktan değişmiş olarak dönmeyi umut edersek, yolculuk boyunca bunun için çabalarsak işte o zaman hac yolculuğunun felsefesini daha iyi kavramış oluruz diye düşünüyorum. Bu yolculuğa çıkmadan önce belirlediğim niyetlerimi ve amaçlarımı yolculuk esnasında sorgulamış, yolculuktan döndükten sonra da bu sorgulamalar sonucu kendimi değiştirebilmişsem ne âlâ. Kennedy bu değişimin gerçekleşeceğine inanıyor.

“Geri geldiğimizde görürüz ki biz artık aynı kişiler değiliz. Yaşantımıza bakar ve şöyle deriz: ‘Ben bunu niye yapıyormuşum ki? Biricik, vahşi ve değerli hayatımı bunun için harcamayacağım.’ Yeni bir değerle, bulunduğumuz yerin kutsallığına ve dünyanın güzelliğine dair yeni bir anlayışla yenilenmiş olarak geri dönüyoruz. İslam’da bu olayı seviyorum çünkü çok pratik.” Rev. M’ellen Kennedy [2]

Hac sayesinde dünyevi yuvamıza daha bir Müslüman olarak dönüyoruz. İlahi olarak ise vardığımız yer de döndüğümüz yer de aslında hep aynı.

“Muhakkak ki dönüşün Rabbinedir.” (Alak: 8)

Betül Yaygır

Kaynakça

[1] Gros, F. (2009). Yürümenin Felsefesi. (Çev. Ulutaşlı, A., 16. Baskı), 99. ss., İstanbul: Kolektif Kitap

[2] GençTV. (2019). İslam’ı Bir de Rahibe Kennedy’den Dinleyin! [YouTube Video].

      In YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=m03p_E9S3Z4&t=29s 

[3] Gros, F. (2009). Yürümenin Felsefesi. (Çev. Ulutaşlı, A., 16. Baskı), 100,101. ss., İstanbul: Kolektif Kitap

[4] A.g.e., 102-104 ss.

[5] A.g.e., 113,114 ss.

[6] Montgomery, C. (2020, Ocak 5). person walking on desert sand during daytime.

      Unsplash.com; Unsplash. https://unsplash.com/photos/g6HDCL4Hyf4 

[7] Şekûr, M. (2010). Su Üstüne Yazı Yazmak. (Çev. Okyay, S. ve Demirci S., 10. Baskı), 130,131. ss., İstanbul: Sufi Kitap