Gerçek Bir Süper Kahramanlık Öyküsü

Hepimizin favori bir süper kahramanı olmuştur illaki hayatında. Kimimiz Batman’ı, kimimiz Ironman’ı, kimimiz Spiderman’ı sevmişizdir. Peki, süper kahramanları bu kadar sevmemizin, bunca fantastik ve imkansız karakterler olmalarına rağmen onları benimsememizin, tabiri caizse ‘’keşke’’ diyerek onlara özenmemizin sebebi nedir? Zayıflıklarımız mı? Hırslarımız, tutkularımız veya ulaşılamaz olarak gördüğümüz hayallerimiz mi?

Yapılan bir araştırmada tüm süper kahramanlar incelenmiş ve en güçlü süper kahramanın Süperman olduğu belirlenmiş. İlginç olan şu ki, en çok sevilen ve izlenen süper kahraman Süperman değildir. Bunun sebebini; filmlerin pazarlama ve reklam etkinlikleriyle, Süperman filmlerini çeken firmanın (DC) piyasada rakibi olan diğer süper kahraman firması(MARVEL) kadar güçlü ve deneyimli olmamasıyla ya da filmlerde oynayan aktörlerin kişisel başarısı/başarısızlığı ile veya buna benzer başka bir çok sebeple de açıklayabilirsiniz ancak bence bu durum saymış olduğum tüm bu maddi etmenlerden ziyade daha çok psikolojik sebeplerle açıklanmalı. Mesela bana bir süper kahraman olsan hangisi olmak isterdin diye sorsalar Dr. Stronge derdim kuşkusuz. Düşünsenize adam hem çok zeki hem de zamana hükmediyor sizce de çok efsane değil mi? Eminim bu soruya; ben Mantis gibi zihinlere etki etmek istiyorum veya Spiderman gibi gökdelenler arasında uçmak istiyorum – hoş ülkemizde arasında uçulacak gökdelenler pek yok ama- veya Ironman gibi bir teknoloji dehası olmak istiyorum ya da Thanos olup bir parmak şaklatmamla evrenin yarısını yok etmek istiyorum diyenler olacaktır. Bu da gösteriyor ki piyasada var olan ve sinema sanayisinin onlarca yıldır bizlere sunmuş olduğu bu çeşitlilik boşuna değil. Hepimizin illaki kendini bulduğu, olmak istediği veya izlerken ‘’Bu da çok saçma kardeşim’’ dese de içten içe ‘’keşke’’ dediği bir süper kahraman vardır. Bu çeşitlilik aynı zamanda biz insanoğlunun arzularının çeşitliliğini de yansıtan dev bir aynadır bence.

Benim bu yazıda sizlere anlatacağım ise bambaşka bir süper kahraman hikayesi. Bambaşka, gerçek ve aslında hepimizin tek tek birey olarak ve topyekûn toplum olarak ihtiyacımız olan bir süper kahramanlık. Böyle bir süper kahramanlık imkansız değil, ulaşılmaz veya fantastik hiç değil. Böyle bir süper kahraman olmak için gücünüzü ne kripton gezegeninden ne bir örümcek ısırığından ne de teknolojinin sınırlarını zorlayarak elde ettiğiniz alet ve edevattan alırsınız. Bu güç zaten yaratılışla beraber hepimizde var olan; fıtri, ama uyandırılması, geliştirilmesi ve her daim diri tutulması gereken bir güçtür.

Bu kadar ön tahşidattan sonra sizlere anlatacağım süper kahraman hikayesine geçeyim. Evet bu bir film, bu yazıda aslında bir film değerlendirmesi.

Bazı filmler vardır ki sonunu bilseniz dahi izlemekten zevk alırsınız. Bu filmde öyle bir film aslında. Size keyif veren filmin sonunu öğrenerek gizemlerin kalkmasıyla gelen rahatlama değil; film sürecindeki olaylar, tepkiler, akış ve duygusal gösterimlerdir. Dolayısıyla film hakkında yazdığım bu yazıda aşırı miktarda spoiler olması sizi sakın endişelendirmesin çünkü sonunu bilseniz dahi -kız ölüyor- izlerken çok keyif alacağınızdan eminim.

Film küçük bir Afrika kasabasında yaşayan kanser hastası minik bir kız çocuğunun minicik hayatını anlatıyor. Evet kız hastadır ve çok az bir ömrü kalmıştır. Bir ebe olan annesi kızını tedavi gördüğü hastaneden ‘’sahip olduğu azıcık zamanı hastanenin soğuk duvarlarına bakarak veya arkadaşlarının ölüşünü izleyerek geçirmesin’’ diyerek alıyor ve evine götürüyor.

Bir süper kahraman tutkunu olan minik Jo kendisinin de süper güçlerinin olduğuna inanmaktadır. Bu inancı sayesinde eğlenir ve kendine olan güveni artar. En yakın arkadaşı olan ablası da bu inancını bilir ve ona küçük oyunlar hazırlayıp onu eğlenmesine katkı sağlar. Aslında minik Jo da ablasının yapmış olduklarının birer oyundan ve sırf kendisini eğlendirsin diye düzenlenen organizasyonlardan ibaret olduğunu bilir ama yine de bundan keyif almaktadır. Hele bütün kasaba bir olup pazar yerinde yapmış oldukları bir organizasyon vardır ki kelimenin tam anlamıyla inanılmazdır. Başlarda Jo’nun annesi bu türden etkinliklerin küçük kızı yorup sağlığını olumsuz etkilediğini düşünse de o da zamanla görür ki kızı bu etkinliklerle mutlu olmakta ve hayattan tat almaktadır. Burada bir parantez açıp şunu da söylemeliyim ki olayın geçtiği kasaba fakir olsa da mutlu insanlarla doludur. Aynı zamanda bu insanlar gerçek manada birbirlerini seven ve gözetmeye çabalayan insanlardır. Kasabada bir ihtiyar heyeti vardır ve en basit mevzularda bile danışılacak istişare meclisi kurarlar.Son olarak şunu da söyleyip yazıma devam edeyim; filmi izlerken annenizin veya anneannenizin salonunu görürseniz şaşırmayın. Evet Afrika’nın bir kasabasında da kadınlar koltukların sırtlarına dantel koyuyorlarmış. Demek ki bize garip gelse de annelerimizin bazı estetik anlayışları evrensel.

Ve en nihayetinde kasaba meclisinin minik Jo’nun hastane masraflarını karşılaması için topladıkları para ile minik Jo’nun isteği üzerine bir süper kahraman filmi çekmeye karar verirler. Yaptıkları işi eğlenerek yaparlar ve bu yüzden Jo mutludur, kasaba mutludur.

Çekimler devam ederken minik Jo bir sahnede kameraya döner, gülümser ve orada düşüp ölür…

Jo gülümseyerek yani mutlu ölmüştür. İşte filmdeki süper kahramanlık öyküsü de bu sahneden sonra başlar bence. Film çekimi bir şekilde tamamlanır ve başta söylemiş olduğum tek tek birey olarak ve topyekûn toplum olarak ihtiyacımız olan süper gücün ne olduğunu gösterir bize. Bu güç sevgidir. Bu güçle insan kaybettiklerinin fazlasını kazanır, bu güçle insanlar olarak mutlu ölebiliriz. Zaten bence önemli olan yaşarken gülmek değil, ölürken de gülebilmektir. Yani herkes mutlu bir hayat yaşayabilir fakat mutlu bir ölüm herkese nasip olmaz.

Ezcümle gelin içimizde var olan bu süper gücün farkına varıp daha mutlu ve daha süper bir hayat yaşayıp, hepimiz için kaçınılmaz bir sonsuzluğun başlangıcı olan ölümü gülerek karşılayalım.

Unutmadan filmin ismi “Supa Modo”; bence çok güzel ve kaliteli bir film, süper kahramanlık öyküsünü merak eden herkese şiddetle tavsiye ederim.

Musab Cin