Bayezid ve Cem Sultan’ın Taht Mücadelesi

Fatih Sultan Mehmet 1481’de nereye olduğu konusunda tartışmalar bulunan bir sefere çıkma hazırlığında iken Gebze yakınlarında vefat ettiğinde, tahta varis olmak üzere iki oğlu Bayezid ve Cem bulunmaktaydı. Şehzade Bayezid Amasya’da, Şehzade Korkut ise Konya’da sancak beyi idiler. Her iki şehzade de iyi yetişmişti. Bayezid, Cem’den on bir yaş daha büyük olduğundan daha olgun ve yumuşak huylu iken Cem, ağabeyine nispeten daha cesur ve dinamik idi.

Bilindiği üzere Türk geleneğince kut anlayışı vardı. Buna göre Tanrı hangi aileye kut verdiyse o aile toplumu yönetmek üzere hükümdar olabilirdi. Kut sadece kan bağı ile başkalarına geçebiliyordu. Bir hükümdar öldüğünde onunla aynı kanı taşıyan hanedandaki her erkek fert, hükümdarlığa aday hükmündeydi. Her bir ferdin kut anlayışına dayanarak hükümdarlık iddiasında bulunması ve meşru otorite kaynağının ilahî olması sebebiyle de çabuk taraftar bulabiliyor olması, çok kan dökülmesine ve devletlerin çabuk yıkılmasına yol açıyordu. Bazen hükümdarlar, ölmeden önce devletini çocukları arasında bölüştürerek çözüm bulmayı amaçlamışlardı.

Osmanlılara gelindiğinde ise padişahlar; iç savaşın çıkmaması, devletin bölünmemesi ve binlerce masum kanın dökülmemesini, Bizans’ın uygulamasından etkilenerek, çocuklarını ya da kardeşlerini feda ederek önlemeye çalışmışlardı. Osman Bey de amcası Dündar Bey’i boğdurmuştu. Sonraki padişahlar da bu uygulamayı sürdürmüştü. Yıldırım Bayezid’in ise ani olarak esir düşmesi, devleti uçuruma düşürmüştü. Fetret Devrinde yaşanan 11 yıllık tecrübe, sonrakiler için bir ders olmuştu ve nihayetinde Fatih Sultan Mehmet dönemine gelindiğinde de kardeş katli uygulaması yasal bir zemine oturtulmuştu.

Osmanlılar dâhil olmak üzere binlerce yıllık gelenekte var olan kardeş katli uygulamasını kanunlaştıran Fatih Sultan Mehmet, oğullarından herhangi birini yerine geçmek üzere tayin etmemiş, âdeta her kime saltanat nasip olursa kardeşini öldürmesine izin vermişti. Bu durum, yaşanan gelişmelerin bir taht kavgasından ziyade, ölüm kalım mücadelesine de dönüştüğünün göstergesiydi.[1]

Şehzadeler, babalarının vefat ettiğinde İstanbul’da değillerdi. Genellikle sancaktaki şehzadelerden her kim diğerinden daha önce başkente ulaşırsa saltanatın ona müyesser olduğu görüldüğünden, babalarının vefat haberini daha önce alan, saltanat mücadelesinde diğer kardeşine karşı ciddi derecede avantajlı bir konuma gelecekti. İşte bu ortamda Fatih’in vefatını şehzadelere haber ederek onları İstanbul’a çağırma vazifesi devlet erkanına düşüyordu. Devlet adamları arasındaki ihtilaflar ise yaşanacak olan gelişmelerin birer habercisi olmuştu. Vezîriâzam Karamânî Mehmed Paşa Cem taraftarı iken, İstanbul muhafızı İshak Paşa ile Bayezid’in damatları Anadolu Beylerbeyi Sinan ve yeniçeri ağası Kasım, Bayezid’in tahta geçmesini istiyorlardı.[2] Fatih döneminde cepheden cepheye koşmaktan yorulan yeniçeriler de Bayezid yanlısıydı.[3]

Fatih Sultan Mehmet’in, mizacı kendisine daha çok benzeyen oğlu Cem’i halef olarak daha çok tercih ettiği anlaşılıyordu.[4] Ayrıca Cem’in, babasının izinden gideceği ve onun fetih politikalarına devam edeceği besbelliydi. Fatih’in, ölmeden önceki son yıllarında devlet işlerinde veziriazam Karamanî Mehmed Paşa’nın ağırlığı vardı. Onun gönlünün Cem’den taraf olmasında, yeniçeriler tarafından sevilmeyen bu paşanın etkisinin olduğu belirtilmektedir.[5] Ancak Fatih, ölmeden önce yerine net bir şekilde bir halef belirlememişti. Bu sebeple her iki şehzade de haklı olarak taht iddiasında bulunmaya hazırdı.

Karamani Mehmed Paşa, Sultan Fatih’in ölüm haberini yeniçerilerden gizledi. Her ne kadar kendisi Cem yanlısı olsa da, alınan karara ve çoğunluğun görüşüne uyarak Şehzade Bayezid’e haber yollamak zorunda kalsa da yolu uzak olan Bayezid’den önce İstanbul’a ulaşması temennisiyle yakın adamlarından birini gizlice Şehzade Cem’e gönderdi. Ancak bu elçi Bayezid’in damadı Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak öldürüldü. Bu sırada Fatih’in ölüm haberini yeni duyan ve olan bitenlerden haberdar olan yeniçeriler ayaklanarak Karamanî Mehmed Paşa’yı katledip kesilen başını mızrağın ucuna takıp günlerce İstanbul sokaklarında gezdirdiler ve Bayezid lehine gösterilerde bulundular,[6] üstelik ticaret yerlerini de yağmalayarak yaklaşık bir ay boyunca halka zulmettiler.[7] Öbür yandan İshak Paşa, Bayezid’e davetnameler gönderip o gelene kadar Bayezid’in İstanbul’da bulunan oğlu Korkut’u vekaleten tahta oturttu. İstanbul’a ulaşınca babasının cenaze merasimine katılan Sultan Bayezid, ertesi gün Divan-ı Hümayun’un toplanmasının ardından oğlu Korkut’un saltanatı babasına bırakması üzerine tahta geçti.[8]  Yeni sultana, babası Fatih’in siyasetini terk edip dedesi Sultan Murat’ın yolundan gitmesi kabul ettirildi.[9]  Olanları çok geç öğrenen Cem, babasının taht için kendisini seçtiğini ve Bayezid’in haksız olarak tahta çıktığını ileri sürerek ordusuyla beraber Bursa’ya geldi. Burada kendi adına para bastırıp hutbe okutmak suretiyle padişahlığını ilan etti.[10] Fatih Kanunnamesi’nde kendi adının geçmesi, babasının ona “vâris-i mülk-i Süleymanî oğlum Sultan Cem” diye hitap etmesi, Bayezid’in aksine babasının padişahlığı döneminde doğmuş olması, babasının Uzun Hasan üzerine sefere çıktığı sırada yerine kendisini vekaleten bırakması gibi sebeplerle tahtın kendi hakkı olduğunu savundu.[11] Büyük halası Selçuk Hatunu aracı kılarak ağabeyine, imparatorluğu Rumeli ve Anadolu şeklinde paylaşma teklifinde bulunsa da Bayezid bunu reddederek ordusunu hazırlamaya başladı.[12] Otranto fatihi Gedik Ahmet Paşa’yı İtalya seferlerinin devamı için hazırlıklarda bulunduğu sıralarda, kayınpederi İshak Paşa vasıtasıyla ikna ederek ordusuna katılmaya çağırdı. Her ne kadar Bursa ahalisi Cem’den taraf olsalar da Bayezid’in gönderdiği iki bin yeniçeriden oluşan orduya[13] dayanamayan Cem, Yenişehir’de cereyan eden savaşta ağır bir yenilgiye uğrayarak önce Eskişehir’e ardından da Konya’ya kaçmak zorunda kaldı. Sultan Bayezid, Yenişehir ovasında meydana gelen savaşa son anda yetişen ve savaşın kazanılmasında büyük katkıda bulunan Gedik Ahmet Paşa’yı, Cem Sultan’ı takip etmek üzere görevlendirdi.

Gedik Ahmet Paşa, Cem Sultan’ın eski lalasıydı ve II. Bayezid’i hiç sevmezdi. Bu sebeple aralarındaki husumet eskilere dayanıyordu. Ancak hem âsi durumuna düşmemek hem de kayınpederi İshak Paşa’nın hatrına kendini Bayezid tarafında kalmak zorunda hissediyordu.[14] Sultan’ın emri üzere yola düşen Gedik Ahmet Paşa, bu sırada Mısır sultanından aldığı davet üzerine Memlük hududunu aşıp Kahire’ye varan Cem’i belki kasten belki de ihmal sonucu yakalayamadı. Zaten Cem’e karşı açıktan tavır almayan Gedik Ahmet Paşa’nın gizli Cem taraftarı olduğundan şüphelenen Bayezid, onu hapse attırsa da kapıkullarının ayaklanmasının ardından vezirliği iade edildi.[15]

Osmanlılarla ilişkileri iyi olmayan ve şehzadeyi Osmanlı Devletine karşı bir koz olarak kullanma niyetindeki Memlük Devleti hükümdarı Kayıtbay, Cem Sultan’ı özel bir ihtimam ile karşıladı. Kayıtbay’ın Cem’e sıcak davranması Cem’in hırsını diri tutmasına yardımcı oldu ve Memlükler’in yardımıyla bir ordu oluşturup zafere ulaşacağı umuduna kapıldı. Bu sırada devam eden kardeşler arasındaki mektuplaşmalarda da bir sonuca varılamadı. Hayatının geri kalanını Kudüs’te sürdürerek saltanattan vazgeçmesi üzerine kendisine vadedilen para tekliflerini kabul etmeyen Cem Sultan hacca gitti.

İktidar kavgasının doğurduğu fırsattan yararlanmak isteyen Karamanoğlu Kasım Bey’in daveti üzerine hacc vazifesini ifa ettikten sonra Memlükler’in desteğiyle tekrar Anadolu’ya dönen Cem’in, Ankara ve Konya’daki mücadeleleri de sonuç vermedi.[16] Anadolu’da barınamayacağını anlayan Cem Sultan, Memlükler’e dönüş yolu da kesildiğinden Akkoyunlulara sığınmayı düşündü. Fakat Kasım Bey’in önerisi üzerine fikrini değiştirdi ve Rodos’a sığınıp oradan da Rumeli’ye geçerek mücadelesini sürdürmeyi hedefledi. Halbuki bu karar, Cem için ölümüne dek sürecek olan esaretin kararı olacaktı.

Rodos şövalyeleri, Cem’i Avrupa’ya geçirip, Macaristan üzerinden de Rumeli’ye ulaştıracaklarını söyleyerek onu kandırdılar. Aslında şövalyeler, Cem’i siyasi ve ekonomik bir koz olarak kullanmak istiyorlardı. Cem’in Rodos’a sığındığı haberini alan Bayezid, şövalyelerle anlaşarak Cem’i hiçbir yere salmamaları karşılığında her sene onlara kırk beş bin altın vermeyi taahhüt etti.[17] Cem’in Avrupa’da bir koz olarak esir edilmesi, uzun yıllar boyunca Bayezid’in bazı Hıristiyan devletlere para, imtiyaz ve Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyanlar’ın kutsal emanetlerinden vermesine mâl oldu.[18] Cem’in Rodos’a sığınmasının ardından Bayezid, bunu fırsat bilerek, kendisinden uzun süredir şüphelendiği ancak Cem tarafına geçebileceği endişesiyle bunu belli etmediği, bunun yerine onu Cem ile yaptığı savaşta pasif bırakmaya çalıştığı, en kabiliyetli komutanı Gedik Ahmet Paşa’yı idam ettirdi. Hemen ardından Cem’in İstanbul’da bulunan küçük oğlu Oğuz Han’ın da boğdurulmasını emretti.[19] Gedik Ahmet Paşa’nın kayınpederi İshak Paşa’nın da emekliye çıkarılmasının ardından Bayezid gerçek anlamıyla tahtın sahibi olmuştu.[20] Oğlu Oğuz Han’ın ölüm haberini alan Cem Sultan ise, acılarını şu dizelerle ifade etmişti:

…Bir kılına virseler virmezdim Oğuz Hânumun

Genc-i Kârun ile bin bin mülket-i Osman felek…[21]

Rodos’tan Fransa’ya, orada uzun yıllar kaldıktan sonra da uzun müzakereler sonucu Papa’ya teslim edilen Cem, Papa’nın, Hıristiyan olması karşılığında emrine amade ordu verileceği teklifini, dininin saltanattan daha değerli olduğunu belirterek reddetti. Zaten Cem’in Osmanlı tahtını elde etme fikrinden vazgeçtiği -belki de umudunu kestiği- daha Fransa’da iken yazdığı şu beytlerinden anlaşılmaktaydı:

Kâbetullah’a varup bir kez tavaf eylediğin

Bin Karaman bin Acem bin mülket-i Osmân’dır

Çok şükür Allah’a kim geldin Frengistan’a sağ

Sağlığında her kişi nefsince bir sultândır

Yürü var ey Bayezid sen süregör devrânını

Saltanat bâki kalur derlerse ol yalândır.[22]

Aynı yıl Fransa Kralı VIII. Charles, İtalya seferinde başarılı oldu. Kendisi, Papa VI. Aleksandr’dan Cem’i yanına alarak Kudüs’e gitmeyi planlıyordu. Cem Sultan’ı teslim etmekten başka çaresi olmadığını anlayan Papa, kendisine karşı bir haçlı ittifakı kurulacağını sezen Bayezid ile karşılıklı olarak anlaştı ve yüklü miktarda altın karşılığında Cem’i 1495 yılında zehirledi.[23] Yavaş yavaş etkisini gösteren bir zehirle zehirlenip VIII. Charles’e teslim edildikten sonra birkaç gün içinde ölen Cem’in taht macerası da Napoli’de son bulmuş oldu. On dört yılın ardından Cem’in ölüm haberini alan Bayezid ise, üç günlük yas ilan edip giyabî cenaze namazını kıldırdı.[24] Memleketine gömülmeyi vasiyet eden Cem Sultan’ın naaşı ancak 1499 yılında teslim alınabildi ve Bursa’ya defnedildi.

Ahmet Değirmenci

Kaynakça

  • Afyoncu, Erhan. Herkes İçin Kısa Osmanlı Tarihi. İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 3. Basım, 2018.
  • Afyoncu, Erhan. Sorularla Osmanlı İmparatorluğu. İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2. Basım,2012.
  • İnalcık, Halil. Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 29. Basım, 2009.
  • Küçükdağ, Yusuf. “Karamânî Mehmed Paşa”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.Erişim 12 Aralık 2020. https://islamansiklopedisi.org.tr/karamani-mehmed-pasa
  • Paşazade, Âşık. Osmanoğulları’nın Tarihi. haz. Kemal Yavuz – M. A. Yekta Saraç. İstanbul:K Kitaplığı, 2003.
  • Reindl-Kiel, Hedda. “Gedik Ahmed Paşa”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Erişim12 Aralık 2020. https://islamansiklopedisi.org.tr/gedik-ahmed-pasa
  • Şakiroğlu, Mahmut H.. “Cem Sultan”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Erişim 12 Aralık 2020. https://islamansiklopedisi.org.tr/cem-sultan#1
  • Şimşirgil, Ahmet. Kayı III: Haremeyn Hizmetinde. İstanbul: Timaş Yayınları, 15. Basım, 2016.
  • Turan, Şerafettin. “Bayezid II”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Erişim 12 Aralık 2020. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-ii

Dipnotlar

[1] İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I, 130.

[2] Şimşirgil, Kayı III, 29.

[3] Şimşirgil, Kayı III, 26-27.

[4] Şakiroğlu, “Cem Sultan”.

[5] Şakiroğlu, “Cem Sultan”.

[6] Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, 175-176.

[7] Hedda Reindl-Kiel, “Gedik Ahmed Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 12 Aralık 2020).

[8] Şakiroğlu, “Cem Sultan”; Paşazade, Osmanoğulları’nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz – M. A. Yekta Saraç, 277.

[9] İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I, 131.

[10] Afyoncu, Herkes İçin Kısa Osmanlı Tarihi, 71.

[11] Reindl-Kiel, “Gedik Ahmed Paşa”.

[12] Halil İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009), 129.

[13] Yusuf Küçükdağ, “Karamânî Mehmed Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 12 Aralık 2020).

[14] Küçükdağ, “Karamânî Mehmed Paşa”.

[15] İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I, 130.

[16] Turan, “Bayezid II”.

[17] İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I, 130.

[18] Mahmut H. Şakiroğlu, “Cem Sultan”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 12 Aralık 2020).

[19] Ahmet Şimşirgil, Kayı III: Haremeyn Hizmetinde (İstanbul: Timaş Yayınları, 2016), 18.

[20] Erhan Afyoncu, Herkes İçin Kısa Osmanlı Tarihi (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2018), 71; Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, 175.

[21] Âşık Paşazade, Osmanoğulları’nın Tarihi, haz. Kemal Yavuz – M. A. Yekta Saraç (İstanbul: K Kitaplığı, 2003), 275.

[22] Şerafettin Turan, “Bayezid II”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 12 Aralık 2020).

[23] Turan, “Bayezid II”.

[24] Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2012), 156.