Ayna Benlik

“Ayna ayna söyle bana!”

Masallarda bile duymak istediklerimizi aynaya sorarız. Sahiden de ayna bizim hakkımızda bizden iyisini bilebilir mi? Bizi bizden iyi tanıyabilir mi? Aynadaki yansımamızdan ibaret olsaydık eğer bu soruların cevabı “evet” olabilirdi.

Sen kimsin?

Bu soruya verdiğiniz cevaplar  kendiniz hakkındaki düşüncelerden mi oluşuyor yoksa başkalarının sizin hakkınızda düşündüklerinden mi?

İstediğimiz kişi olmaktan çok istenilen kişi olmak için çabalıyoruz. Biz  buna “elalem ne der?”  diyoruz. Charles Cooley ise buna “ayna benlik” demeyi tercih etmiş. Ayna benlik; bireyin, başkalarının kendisine karşı dışa vurulmuş tutumlarına dayalı olarak oluşturduğu, kendi kendisine ilişkin yargılarının toplamıdır. [ Hood, 2019: 26] Cooley’e göre kendimizi nasıl gördüğümüz yalnızca kendi kişisel özelliklerimizi doğrudan algılamaktan değil başkalarının bizi nasıl  gördüğünü nasıl algıladığımızdan etkilenir. Karşınızdakilerin sözleri, düşünceleri, bakışları sizi oluşturur.

Diğerleri sizi nasıl tanırsa ve bunu size nasıl yansıtırsa siz de o yansıyan kişi olursunuz. Ayna benlik tam bu noktada ortaya çıkar. Çevrenizdekilerin tanımladığı kişi olduğunuza inanmak şüphesiz ki kendinize yaptığınız büyük bir acımasızlık olur. Ayna benliğin belki de en acımasız yanı insanın kendisini kendi gözünde değersizleşmesine sebep olmasıdır. Başkalarının gözünden kendimizi izlediğimiz sürece ve başkalarının bize biçtiği değer kadar var olduğumuzu düşündüğümüz sürece bu acımasızlığın sonu gelmeyecektir. Sanırım bu acımasızlığın sonunu insanların kendini olduğu gibi sevmesi getirebilir. Ancak kendimizi seversek iyileşebiliriz. Sevgi, önce bizi sonra benliğimizi ve sonra bize bakan ve sürekli konuşan aynalarımızı iyileştirir.

Hayata gözlerimizi “ben” kavramı ile açarız sonrasında “biz” kavramıyla boğuşup dururuz. Toplumun içinde olabilmek için toplumun gözünde değerli ve saygılı yerimiz olması için topluma layık olabilmek için… Kısacası “biz” kavramının içinde olabilmek için narsistleşmiş dünyayı tek başımıza doyurmaya çalışırız.  

Ama unutmayın ki narsistleşmiş dünyayı tek başınıza doyuramazsınız.

Ayna benlikte birçok kavram vardır. Yansıyan, yansıtılan, algılanan gibi. Başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncelerini yanlış algılama ihtimalimiz can sıkan ruh hallerine sebebiyet verebilir. Bazen yaptığımız işin sonrasında yapılan eleştiriler bizdeki potansiyelin yüksekliğinden olabilir ama biz bu eleştirileri “yetersizlik” olarak algılayabiliriz. Sonucunda özgüvensizlik, konsantrasyon kaybı, heves kırıklığı gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Tamamen kulaklarımızı kapatıp hayatımıza devam etmemizin mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz fakat kendimize bu tarz sorunlar yaşattığımız taktirde kulaklarımızı kapatıp kendimizi dinlememizde fayda var.

Sürekli hakkımızda söylenilenlerin üzerinde düşünüp yorumlamaya çalışırız. Bunun sonucunda birden fazla söylemin getirdiği birden fazla etmen ile oluşturulan birden fazla benliklerimizin kafa karışıklığıyla yürüdüğümüz yolda yalpalayarak ilerlemeye çalışırız. O yolda ilerlerken bile kendimiz için mi yoksa ‘biz’ için mi yürürüz orası bile meçhuldür aslında. Ne mutlu kendi yolunda kendi için yürüyebilene.

Sonuç olarak bireyin, etrafındaki kişilerin beklentilerine göre şekillenen bir ürün olduğunu söyleyen Cooley, benlik kavramının şu tekerleme ile açıklar: “Ben düşündüğüm kişi değilim, ben düşündüğünüz kişi değilim, ben düşündüğünüzü düşündüğüm kişiyim…”

İlayda Sarıcan