Doğu ve Batı Siyaset Felsefesine Dair Bir İzdüşüm: Prens ve Kutadgu Bilig’in “Adalet” Kavramı Çerçevesinde Karşılaştırılması

Siyasetname, yönetim ve siyaset hususunda bilgi vermek amacıyla yazılan türün adıdır. İslam dünyasında VIII. yüzyılın ortalarından itibaren yazılmaya başlanan bu türde devleti ayakta tutan temel yapılar, bir devlet başkanında aranan vasıflar ve yönetimin temel ilkeleri işlenir. Hicretin ilk yıllarından itibaren devlet yöneticilerine tavsiye ve öğütleri ihtiva eden bu eserlerde teorik bilgi kadar pratik hayata yönelik anekdotlar da bulunur. Devlet yönetimine dair temel ilkeleri içeren ayetler, hadisler, Hz. Peygamber ve halifelerin uygulamaları başta olmak üzere Yunan, Fars, İran, Çin ve Hint kültürüne ait siyaset düşünceleri de bu türe kaynaklık etmiştir. Batı’da ise siyaset felsefesi bağlamındaki tartışmaları ve metinleri bu türün karşılığı olarak saymak yanlış olmayacaktır.

Kutadgu Bilig

Balasagunlu Yusuf’un 1069-1070 yılları arasında, Tavgaç Buğra Han adına yazdığı ve kendisini “has hacib”lik rütbesine eriştiren eseridir. “Mutluluk veren bilgi” anlamına gelen Kutadgu Bilig, aruzun feulün feulün feulün feul kalıbıyla mesnevi nazım biçimiyle ve Karahanlı Türkçesi ile yazılmıştır. 6645 beyitten oluşan eser, filoloji ve medeniyet tarihi açısından önemli bir yere sahip olup günümüzde de halen araştırmacıların odağındadır. Günümüze ulaşan üç nüshası vardır (Herat, Kahire ve Fergana Nüshaları). A. Vambery, W. Radloff, R. Dankoff; R. Rahmeti Arat ve A. Bican Ercilasun Kutadgu Bilig üzerinde çalışmış isimlerden bazılarıdır.

Alegorik bir eser olan Kutadgu Bilig’de düşünceler 4 ana kişi üzerinden dile getirilir. Her bir kişi “insanı mutluluğa ulaştıracak” kavramlardan birini temsil eder: 1- Kün Togdı (hükümdar) Adalet, 2- Ay Toldı (vezir) Saadet, 3- Ödgülmiş (vezirin oğlu) Akıl, 4- Odgırmış (vezirin kardeşi) Akıbet.

Kutadgu Bilig’de adalet kavramı hükümdar ile temsil edilir. Hükümdar adını güneşten alır ve güneşin gezegenin kaynağı oluşu gibi hükümdar da devletin kaynağıdır. Işığı her noktaya erişir ve eriştiği yere canlılık gelir. Parlaklığı ve gücü eksilmez/tükenmez. Güneş doğduğunda her şeyin aydınlanıp netleşmesi gibi hükümdar da iyiyi/kötüyü; haklıyı/haksızı birbirinden ayırır. [1] Hükümdar yetkisini tanrıdan alır [2] ve öncelikli görevi haklı yönetmektir. Yönetim ise kanunlar vasıtasıyla olur. Eğer bir hükümdar halkı yönetmekte başarısız olursa iktidarın (Kut’un) elinden alınacağına inanır. Bu yüzden de hükümdar halka karşı sorumludur ve adaletle hükmetmek zorundadır. Buraya kadar hükümdar tam bir “baba” figürü çizmiş olsa da eserde aynı zamanda hükümdarın halktan uzak durması gerektiği vurgulanır. Çünkü Hacib’e göre halkın tek kaygısı karın tokluğudur ve karnı tok olmazsa hükümdarı terk edebilir. Bu anlayış bizi aynı zamanda insanın kötülüğü sorununa da götürmektedir. Hacib’e göre insan doğası gereği kötüdür ve kötülükten kurtulmanın yolu da ölümdür. [3]

Kutadgu Bilig Kahire nüshasının ilk sayfası

Hükümdarın taşıması gereken belli vasıflar vardır. Doğruluk, güvenilir olma, adil ve cömert olma gibi vasıflar herkeste bulunabilir fakat hükümdar bu özelliklerin hepsini herkesten fazla taşımalıdır. Devletini ve halkını her türlü tehlikeden koruyup haklına gerek siyasi gerek sosyal açıdan destek olmalıdır. [4]

Kutadgu Bilig’de adalet kavramı hükümdar ile vezirin karşılıklı konuşması ve hükümdarın verdiği “3 ayaklı kürsü” metaforu ile de anlatılır. Buna göre, hükümdar gümüş bir taht üzerine oturur ve bu tahtın üç ayağı vardır. Elinde büyük bir bıçak, sol elinde acı bir ot ve sağında şeker bulunur. Vezir hükümdara bu tahtın ve elindekilerin hikmetini sorduğunda hükümdar şu cevabı verir: “3 ayak üzerinde olan hiçbir şey bir tarafa meyletmez. Üçü düz durdukça taht sallanmaz. Elimdeki bıçak, kesen bir alettir. Ben işleri bıçak gibi keser atarım; hak arayan kimsenin işini uzatmam. Şeker, zulme uğrayarak kapıma gelen ve adaleti bende bulan insan içindir. Bu acı ot ise zorbalar ve doğruluktan kaçan kimseler içindir. Bunlar kavga edip bana gelirler ve bu acı otu içmiş gibi yüzlerini ekşitirler.” [5]

Yukarıda zikrettiğimiz tüm bu unsurları özetlemek gerekirse, Kutadgu Bilig’de karşımıza halkına karşı adalet ve doğrulukla hükmeden ve bu şekilde hükmetmesi de zorunlu olan bir hükümdar -ve dolayısıyla devlet- portresi çıkmaktadır. Bu hükümdar aynı zamanda yasaları doğru uygulayan ve koruyucu bir hükümdardır.

Prens

Modern siyaset biliminin kurucusu kabul edilen Niccolo Machiavelli’nin 1513 yılında Lorenzo de Medicini’ye hitaben yazdığı eseridir. Prens, İtalya’nın siyasi açıdan karışık olduğu ve ulusal birliğin olmadığı bir ortamda yöneticilere yol göstermek amacıyla yazılmıştır. Machiavelli için tarihsellik önemli bir yerdedir [6]. Eserinde başarılı bir prensin nasıl olması gerektiğini anlatırken hemen her seferinde düşüncelerini tarihi bir şahsiyetin savaş ve yönetim becerilerine dayandırdığını, onları eleştirdiğini ve bu örneklerin ışığında kendi fikirlerini dile getirdiği görülmektedir. Machiavelli’ye göre Prens iktidar gücünü tanrıdan almaz, kişiyi prens yapan kişisel yetenekleri ya da talihtir. [7] Prens’in iktidarı ahlaki, kültürel ve ya dini herhangi bir kıstasa göre yargılanamaz. Böyle bir durumda araca değil amaca bakmak gerekir. Prens için iktidarın bir amacı yoktur çünkü iktidar kendi başına bir amaçtır. Bu amaç doğrultusunda yapılan her türlü eylem de meşrudur. [8]  İktidarı elinde tutmak için yapılması gerekenleri Machiavelli şu şekillerde dile getirir:                                  

“Devletini ayakta tutmak isteyen bir prens zulme başvurmalıdır”. (s.117)

“İnsanları ya okşayacaksın ya tepeleyeceksin; aslında, hafif hakaretlerin öcünü alabilirler ama ağırlarına güçleri yetmez; o yüzden, bir insana yapılacak hakaretin derecesi onun öç almasından korkulmayacak kadar olmalıdır.” (s.45)

“Talih değiştikçe insanlar da davranış tarzlarında inat etmeyip koşullara uyum sağlarlarsa mutlu olurlar, uyum bozulursa mutsuz olurlar. Kanımca atılgan olmak sakıngan olmaktan daha iyidir çünkü talih dişidir ve ona egemen olmak için sert davranmak ve dövmek gerekir.”(s.138)

Bu örnekler akıllarda zalim bir hükümdar portresi çizse de Machiavelli saygı kazanmanın yolunu da bulmuştur. [9] Onun için tek önemli nokta iktidarın gücü ve devamlılığıdır. Eğer iktidar olmazsa onun sınanmaya çalışıldığı (din, ahlak ve hukuk) değerler de olmayacaktır. Eğer bu değerlerin varlığı devletin varlığına bağlıysa onları devletin çıkarları doğrultusunda kullanmalı ve onlara iktidara katkı sağladıkları derecede önem vermek gerekir. İktidarın devamlılığı ve gücü için adaletli olmak gerekir fakat adalet de “güçlünün işine gelen adalet”tir.

Sonuç

Adalet meselesi eski çağlardan beri tartışılagelmiş, siyaset felsefesinin temel problemleri arasında varlığını sürdürmüş bir meseledir. Denilebilir ki adalet insanın var oluşu kadar eskiye dayanan bir problemi ifade eder. Çünkü insan, var olduğundan beri haksızlığa uğramış ve haksızlığa uğratmıştır. Bu noktada ödev ve sorumluluklar da önemli yer tutar. Halk, devlete karşı sorumluklarını yerine getirirken devlet de onun haklarını korumak mecburiyetindedir. Her bir kişinin hakkının korunabilmesi ise adaletin hakkıyla tayin edilebilmesini zorunlu kılar. Adalet meselesi tartışılırken bu kavramın ahlakiliği de her daim sorgulanır. Kutadgu Bilig ve Prens arasında 500 yıllık zamansal bir fark bulunur. Buna rağmen iki eserin birbirlerinden farklı olduklarını söylemek güçtür. Çünkü her ikisi de çağının gereklerine göre bir yönetimi benimsemişlerdir. Machiavelli devleti ve iktidarı sürekli vurgularken Hacib, milleti önceleyen bir tutum sergilemesine rağmen fikirlerini yine devlete dayandıracaktır. Çünkü devlet var olmazsa milletin de var olmayacağı inanışındadır. Adaletin uygulanışı ve temsili noktasında bizce iki düşünür arasında inanç yönünden farklılıklar bulunmaktadır. Türk-İslam inancına göre kut, hükümdara tanrı tarafından verilir. Hükümdarın tanrının adaletiyle hükmetmesi önemlidir çünkü o bir bakıma tanrının yeryüzündeki temsilcisidir de.

Machiavelli’de ise Prens kendi güç ve yeteneklerini (virtu) keşfeder, yazgısını (fortuna) da doğru yönde kullanarak iktidara gelir. Egemenliği yalnızca elinde bulundurmaz bizzat egemenliğin kendisi olur. Çağın da gereği olan bu anlayış beraberinde kendisini sınayacak bir üst merciinin olmadığını vurgular. Rönesans öncesi dönemde kilise bu görevi üstlenirken artık kilisenin -dolayısıyla da dinin- bağlayıcı işlevi bulunmamaktadır. Machiavelli’ye ve onun dönemine kadar “Tanrı Devleti” odaklı bir devlet anlayışı hüküm sürmekteydi fakat Rönesans ve Reform ile birlikte bu dünya önem kazandı ve idealize edilmiş kavramlar sarsıldı. Hacib’e göre hükümdarın gücü tanrıdan gelmektedir fakat Machiavelli’ye göre hükümdarlığın herhangi bir kutsal kökeni yoktur.

Bizce iki anlayış arasındaki en temel fark, aradaki 500 yıl içinde değişen ve gelişen dünyadır. Çünkü artık yönetim dinsel ve ahlaki ideallere değil, tarihsel örneklerin değerlendirilmesiyle oluşan gözleme dayanmaktadır. Bu durum prensin adaletsiz davranması demek değil, yalnızca adalet kavramının yerleştirildiği zeminin hareket etmeye başlaması demektir. Evet, Prens’e göre de iktidarı elinde bulunduran -hatta iktidarın kendisi olan- kişi adaletli olmalı ve adaletle hükmetmelidir fakat hangi adalet? Rönesans, modernleşmenin düşünsel ayağı olarak kabul edildiğinde adalete duyulan güvenin de hangi ölçüde değiştiğini düşünmek gerekecektir. Dünya devleti anlayışı içinde elbette ki amaç bir dünya devleti kurmaya çabalamak ve devamlılığını sağlamak için her türlü yola başvurmayı gerektirecektir. Bu durumun en iyi örnekleri de devletlerin tarihinde saklıdır. Machiavelli’den çok sonra yaşamış Walter Benjamin, Son Bakışta Aşk isimli kitabında şunları söylemiştir:  “Bu ana kadar hep galip gelenler, bugün hükmedenlerin altta kalanları çiğneyerek ilerlediği zafer alayında yerlerini alırlar. Her zamanki gibi ganimetler de alayla birlikte taşınır. Kültürel zenginlik denir bunlara. Ama tarihsel maddeci zafer alayını temkinli bakışlarla uzaktan izler. Çünkü bu kültürel zenginlikler, hiç istisnasız, dehşet duygusuna kapılmadan düşünülemeyecek bir kökene sahiptir. Varlıklarını sadece onları yaratan büyük dehaların çabalarına değil, aynı zamanda o çağda yaşamış adı sanı bilinmeyen insanların katlandığı külfetlere de borçludurlar. Hiçbir kültür ürünü yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmasın. (s.42)”

“Eğer her yönetici ve devlet sisteminde adalet, ahlakla yargılanacaksa kaç devlet ve kaç hükümdar ahlaklıdır?” sorusu bu noktada kişi için belirleyici olacaktır.

Zeynep TEMEL

Dipnot

[1] “Künüg kör irilmez tolu ok-turur /yaruklukı bir teg talu ok-turur (825), “Meniñ me kılınçım añar okşadı/könilik bile toldı eksümedi” (826)

[2] “bayat bérdi devlet ay terken kutı/anıñ şükri kılğu okıp miñ atı” (109)

[3] “Toğa isiz erse añar yok otı/ ajunka belâ ol bodunka yutı” (879), “kişi kılkı isiz körür-men közün/ereji az ol kör ökünçi uzun” (926), “tadu birle katlıp törümiş kılınç/ölüm buzmağınça buzulmaz erinç” (882)

[4] “Bu beglik ulı kör könilik-turur/köni bolsa begler tiriglik bolur” (819), “Köni bol könilik öze kıl törü/uzun turğa beglik adakın örü” (5170), “yüreklig kerek beg yéme alp atım/yürek birle boldı yağıka titim” (2043), “yağıka katığ bolsa ersigliki/körür közke suv bérse körklüglüki” (2085)

[5] (771-814. Beyitler)

[6] “İnsanlar hemen her zaman başkalarının açmış oldukları yolu izlerler, taklitle hükümet ederler ama örnek aldıklarının ne bütün yaptıklarını aynen uygulayabilirler, ne de becerisine erişebilirler; onun için, sakıngan kişi her zaman büyük adamların açtıkları yoldan gitmelidir. O halde, en iyileri taklit edecektir ki eğer kendi becerisi biraz kıtsa hiç değilse aslından bir hava verebilsin.” (Machiavelli,1994:58)

[7] A.g.e., s.63.

[8] “İnsanların hele hele hiçbir itiraz mahkemesine izin vermeyen prenslerin eylemlerini yargılamak söz konusu olduğunda araçlara değil amaca bakılır.” (s.111)

[9] “Büyük işler başarmak ve az bulunur, unutulmaz davranış örnekleri vermek kadar hiçbir şey bir prense saygı kazandırmaz.” (s.126)

Kaynakça

ADALIOĞLU, Hasan Hüseyin “SİYÂSETNÂME”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/siyasetname#1.

BENJAMİN, Walter, Son Bakışta Aşk, Metis Yayınları, İstanbul 2014.

BÜYÜKBAŞ Hakkı ve VARGÜN Fahri, “Kutadgu Bilig’de Devlet Yönetimi/ Hükümdar-Adalet İlişkisi”, Ardahan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı:4, s.27-33.

DEMİREL, Demokaan, “Kutadgu Bilig’de Devlet Yönetimi”, Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi, Cilt:6, Sayı:1, s.55-61.

GÖRÜŞÜK, Levent, “Doğu ve Batı Medeniyetlerinin Devlet ve Siyaset Söylemleri”, Muhafazakâr Düşünce Dergisi, Sayı:43, s.73-96

KESGİN, Ahmet, “Machiavelli ve Makyavelizm”, Beytulhikme An International Journal of Philosophy, Cilt:5, Sayı:1, s. 105-139.

KÖPRÜLÜ, Mehmet Fuat, Türk Edebiyatı Tarihi, Alfa Kitap, İstanbul 2016.