Fichte’nin Bilim Öğretisi – I

Fichte’nin “Bilim Öğretisi” (wissenschaftslehre) adlı eseri bugün anlaşıldığı haliyle Doğa Bilimlerine veya deneye dayalı bir bilim anlayışına sahip değildir. Bu bilimin konusu Ego/Ben’dir. Yani konumuz “nesneyi/ben olmayanı” karşısında temsil(vorstellung) kabiliyle oluşturmaya güç yetirebilen ve aynı zamanda tüm bu süreci anlayıp, anlamlandıran “Mutlak Ben’dir.” [1]

Bilim Öğretisi Nedir?

Bilim Öğretisi’nin temel ilkesi Ben’dir (das Ich). Ben’den önce hiçbir şey yoktur. Ben kendisini eylem/edim vasıtasıyla vazeder (alm.Setzen/ing.posit/tür.koymak) [2]. Edimin/eylemin hareket noktası da her insanın zihninde bulunan mantığın iki ilkesine yaslanır. Bu ilkeleler sırasıyla özdeşlik ve çelişmezliktir. 

Mutlak Özne yani Ben edimdir, ancak bu edim duyusal görüyle [3] ortaya çıkmaz. Aksine ortaya çıkış akıl sayesinde, akli görü vasıtasıyla olur. Akli görü ile ulaşmak Mutlak Ben’in doğası gereğidir. Tıpkı sentetik a priori bilgilerin deneyimi öncesinde zorunlu varlıklarının kabul edilmesi gibidir. Örneğin bir matematik önermesini sentetik kanıtlamadan önce akli görümüzde zorunlu olarak kavrarız. Unutulmaması gerekir ki a priori [4] bir kalıp zorunlu olmakla eşdeğerdir. O halde Ben’in edimselliği ancak zihni faaliyetler itibariyle geçerli olacaktır. Bu akli edimsellik Ben’in ilkesidir. Bu ilke diğer duyusal edimselliklerden farklıdır. Çünkü burada Mutlak kendisini vazetmelidir. Tüm bu açıklamada Ben, kendi içerisinde bulacağı Mutlak Ben arayışına yine kendisindeki akli görü vasıtasıyla ulaşır. 

İkinci önemli husus tinde ve düşüncede meydana gelen her türlü şeyin/olayın/çatışkının onlardan hareketle açıklanabilir olmasıdır. Ben’in arkasında görülen Mutlak Ben’in sadece duyusal görüyle ulaşılamaz olma gibi bir özelliği yoktur. Aynı zamanda Mutlak Ben’in neliği dışarıdan bir müdahale dahilinde de anlaşılmaz. Olan biten Ben’in zihninin içerisindedir. Fichte’den aktarılan şu söz başlangıç ilkesinin bu karmaşıklığını vuzuha kavuşturacaktır: “Herhangi bir düşünme yetisinden bağımsız bir şeyin varolduğu düşüncesi ve bu şeyin belirli bir varoluşa ve özelliklere sahip olduğu iddiası komik bir düşünce, bir hayal ve gerçekte düşünce olmayan şeydir.” Bilim Felsefesi o halde üç temele dayanır: İlki Empirik Ben’in arka planında deneyime konu olmayan bir Mutlak Ben vardır. İkinci olarak Bu ben ancak akli görü sayesinde bilinebilir.  Üçüncü temel ise düşünce ve tinde ortaya çıkan her şey Ben’in kendi sınırları dahilinde açıklanır. Dışarıdan müdahale gerçekleşmez.

Diyalektik Sürecin Birinci Ayağı: Tez Olarak Ben

Bilim Öğretisinin temeli olan “ilke” Fichte için ne kanıtlanabilir ne de belirlenebilir bir halde olmamalıdır. Bu ilke tüm insani bilginin temeli olmalıdır ve insanlar bu ilke vasıtasıyla bilgiyi kazanmalıdır. Tüm bilmenin kendisinden ortaya çıktığı ilkeyi anlamak için Bilim Öğretisinde söz konusu olan bilim ve ilke ayrımını da anlamak gerekir. Felsefe bilim olarak ele alınır. Buradan hareketle felsefe diğer tüm bilimlerin temelidir. Felsefenin de yaslandığı bir ilke olmalıdır. Bu ilke Ben’dir. Ben kendisini başka hiçbir şeyden çıkaramaz. Ben’in en temel özelliği eylemdir. Ben kendisini eylem yoluyla açığa vurur.

Edim olarak kendisini gerçekleştiren Ben (das Ich) hareketinin arka planına “Ben varım” (Ich bin) ilkesini yerleştirmek zorundadır. Çünkü bu ilke Fichte için Ben’in hareket/eylem kabilidir. Bu a priori önerme bizlere formel mantıktaki “özdeşlik” ilkesini -A=A önermesini- anımsatır. [5] Fichte için bu ilkenin kanıtına dahi gerek yoktur. Çünkü ilke kendiliğinden açıktır.Mantıktaki bu yasa gibi Ben varım önermesine ulaşan Ego, bilincinin edineceği tüm empirik olguları bu alana yaslamak zorundadır. Netice itibariyle Ego ‘Ben varım’ ilkesine adeta maruz kalmaktadır ki bilme faaliyetinin tamamı bu ilke ile neşvünema bulur. Fichte için özdeşlik ilkesine dayalı olarak kendi varlığını Ben=Ben önermesinde bulan Ben, edimselliğini bu nokta-i nazardan hareketle gerçekleştirecektir.

Diyalektiğin ilk aşamasında Ego, kendi temel ilkesi olan “Ben varım”ı harici bir nedene/varlığa başvurmadan kazanmıştır. Yani kendi varlığını mutlak olarak ortaya koymuştur. Çünkü “Ben varım” önermesinde hem yüklem hem de özne Ego tarafında ortaya konulur.

Diyalektiğin bu aşaması bir bakıma zorunludur. Çünkü Ego ilke olan bu prensibin farkına varmasaydı diyalektiğin diğer iki aşamasına geçemezdi. Zorunlu olmasının diğer yönü de Ego’nun aslında var olmasıdır. Ego varsa kendisini vazetmek zorundadır. Özetle söyleyecek olursak bu aşamada var olan her şey Ego’nun haricinde varlık kazanamaz ve Ego’dan soyutlanamaz

Diyalektik Sürecin İkinci Ayağı: Ben Olmayanla Çatışkı

Özdeşlik ilkesinden sonra gelen ilke Karşıtlık/Çelişmezlik ilkesidir. Özdeşlik ilkesiyle Ben=Ben prensibine ulaşan Ego, bu hal üzere kalamaz. Çünkü kendisi öz-bilinci itibariyle edimseldir. Ben’in karşıtı olmadan edimi devam edemez. Ben-Olmayana dayalı olarak koyduğu bu edim sayesinde Ben, içerik kazanır. Buradan hareketle başka bir Ben ile karşılaşması gerekir. Her başka bir Ben, kendi Ben olmaklığının Ben-Olmayanı manasına gelir. Burada Ben’in çelişmezlik ilkesine dayalı olarak ortaya konulan Ben-Olmayan, Kant’ın kendinde şeyler olarak bahsettiği a priori duyusal görü formlarının konusu olmayan varlıklar değildir. Ben’in Ben olmayanı karşısına çıkarması empirik bir bilinç alanı dahilindedir. Yani Ben Olmayan’ın varlığı Ben’in kendini tanıması için aslında şarttır.

Fichte için Ben-Olmayanlar yine Ben’in zihnindeki yargılara bağlı olarak varlık kazanır. Ego kendisinin mutlak eylemiyle yine kendi içerisinde zıt olanı oluşturmasıyla ben olmayan da mutlak bir şekilde ortaya konulur. Yani Ben Olmayan’ın varlığı Ben’in kendi eyleminden kaynaklıdır. Buradan Ben’e otantik bir varlık geldiği anlaşılmamalıdır. Çünkü Fichte için Ben’in ve Ben Olmayan’ın bu karşılaşmasının iki yönü mevcuttur. İlk yön içerik açısından değerlendirilir. İçerik yönüyle Ben Olmayan kesinlikle Ben’e bağlıdır. Çünkü Ego’nun Ben-Olmayan’a dair çıkarımlarını gösterir. Oysa Ben Olmayan form yönünden koşulsuzdur. Yani Ben’e bağlı değildir.

Ben Olmayan bu aşamada Ben üzerinde hakim konumdadır. Çünkü Ben Olmayan’ın içerik yönünden Ben’e bağımlı olması beraberinde Ben’in de Ben Olmayan’a bağımlılığını getirir. Görünürde tanımları itibariyle birbirine bağlı olan bu iki yapı sonuçta başlangıçları itibariyle Ego’nun zihni tasarımlarına aittir. Oysaki Fichte, Ben’in en önemli pozisyonlarından birisi olarak kendisini vazetmesi olarak göstermiştir. Diyalektiğin bu aşamasında kendini vazetmesi Ben-Olmayanla ilişkisi sonucunda mümkün görünmediği için Ego varlığını Ben-Olmayan vermiş görünmektedir. Bu halde de varlığına devam ederse diyalektiğin ilk aşaması özdeşlik prensibi çiğnenmiş olacaktır. Özdeşlik prensibi Ben varım ilkesi üzerine temellenirken burada Ego kendi otantikliğini kaybetmiş gibi görünüyor.

Fichte görünüşteki bu çelişkiyi fark ediyor ve yapacağı çözüme Y denilmesini istiyor. Y çözümü öncelikle insan zihninin bir ürünüdür. Bu çözüm yukarıda söz konusu olan Ben ve Ben Olmayana dair zıtlıkların bir birliğidir. Y çözümü diyalektiğin ikinci aşamasında kendi benliğinin yok olması söz konusu olan Ben’in ve içerik açısından tamamen Ben’e bağlı olan Ben Olmayanın yok olmasını gerektirmez. Tüm bu zıtlıklar bilincin kimliği dahiline alınmalıdır. Bu Y çözümü Fichte için Ben’in ve Ben Olmayan’ın karşılıklı olarak birbirlerini sınırlamalarıdır (They must mutually limit each other).

Diyalektik Sürecin Üçüncü Ayağı: Sınırlama

Formel Mantıkta çelişmezlik ilkesinin geçerli olduğu bir önerme mutlaka sonuca ulaşır. Örneğin kapı açıktır önermesinin çelişiği “kapı kapalıdır” olacaktır. Ancak Ben’in kendi edimi ile varlığını oluşturduğu Ben-Olmayan dolaylı olsa da Ben’in varlığını ellerinde tutar. Aslında Mutlak Ben’in otantik bir varlığı söz konusu değildir. Bunun yanında Ben’in varlığı da Ben- Olmayan’ın varlığına bağlı hale gelmiştir. Bu durumda tüm ilişki A=A olmayan gibi bir kıyasa ulaşır ki bu mantığın ilkelerince çelişki olarak kabul edilir. Fichte bu çelişkiyi gidermek için Sınırlama kavramını kullanır.

Ben, bölünebilen Ben’in karşısına bölünebilen Ben-Olmayanı koyar. Buradan hareketle Ben kendi içerisinde kısmen Ben Olmayanı; Ben Olmayan kendi içerisinde kısmen Ben olanı barındırır. Tüm kısmilik niceliksel hesaba göredir. O halde burada artık Ben’ler kendi varlıklarını sınırlayarak ortaya koymaktadır.

Diyalektiğin üçüncü ayağı sınırlama ile birinci ayağı özdeşlik arasında çelişki görünüyor. Çünkü özdeşlik aslında Leibniz’in monadlarından gelen bir özerkliğe sahiptir. Leibniz için her bir monad otantik kimliğe sahiptir.Leibniz gibi Ficte’de Mutlak Ben gibi Ben=Ben önermesine sahip Ben’e yücelik atfediyor. Ancak diyalektiğin üçüncü ayağında Ben’in kendisini Ben Olmayan karşısında sınırlamak zorunda kalıyor.

Fichte çelişkili görünen bu durumdan teorik ve kılgısal bilgi ayrımıyla kurtuluyor. Teorik bilgi -Kant’ın Saf Aklın Eleştirisinde konu ettiği bilgi türü- kendi içerisinde nesneldir. Bu bilgi türü bölünemezdir. Ben’in ve Ben Olmayan’ın diyalektiği sonucunda yeni bir bilgiye ulaşılır. Oysa özellikle ahlak, etik gibi birlikte yaşamanın zorunluluğu olan kılgısal alanda Ben’in kendini sınırlaması beklenir. Çünkü bu alanda nesnellik olgusu teorik alandaki olduğu haliyle yalnızca entelekhia itibariyle söz konusu değildir. Kılgısal alanın eyleme dönük olan yönü Ben’(ler)in bölünmesini beraberinde getirir. Nihayetinde Kılgısal alan Ben’in Ben Olmayan’ı sınırlama veya belirleme yollarıyla Doğal Hakkın Temelleri ve Ahlak Sistemi momentleriyle devam ederken Teorik Alan, diyalektiğin üç momenti sonucunda yeni bir bilgiyle sentezlenerek sonuçlanır. Çalışmanın devamında Fichte’nin Kılgısal Felsefesi olan Hukuk ve Ahlak boyutları incelenecektir.

Abdullah Denizhan

Dipnotlar

[1] Mutlak Ben, Fichte’nin Bilim Öğretisi içerisinde netlik kazanmıyor. Çünkü Bilim Öğretisi adlı eser bir anda yazılıp  tamamlanmış bir metin değildir. Fichte 1794, 1795-96 ve 1810 yılları arasında Bilim Öğretisi metnini revize ediyor. 1810 yılındaki metinde Mutlak Ben’in Tanrısal bir ben olduğunu kabul etmiştir. (Arslan Topakkaya, Fichte’nin “Bilim Öğretisi” Adlı Eserinde Varlık Açılımının Yöntemi Olarak Diyalektik, Kaygı, s. 51.) 

[2] Vazetmek, setzen (alm.) Fichte’nin Bilim Öğretisinde geçen oldukça önemli kavramlardan birisidir. Vazetmenin ne anlama geldiğini Fichte’nin metinlerinde birinci elden bulamıyoruz. Ancak Topakkaya, Fichte’nin metinlerine bağlı kalarak vazetmeyi şöyle açıklar: “ Vazetmesi Ben’in kendi bilincine varması ve farkındalık sonrasında ben-olmayan ile  farklılıklarını anlamasıdır” (Topakkaya, Fichte., s. 46).

[3] Duyusal görü, beş duyumuzdan ayrılmayan bir bilgi türüdür. Burada analitik bir önermenin hiçbir ilişiği yoktur. Olan biten deneyimin içerisinde gerçekleşir.

[4] A priori bir önerme kendisi içerisinde duyumun var olamayacağı bir önermedir. A priori önermede incelenen yüklemlerin özneye nasıl bağlandığıdır. Örneğin “kara kediler karadır” gibi bir önerme deneyimin neticesi itibariyle elde edilemez. Bu bilgi, zihni muhakeme becerisiyle kazanılır.

[5] Özdeşlik ilkesine dayalı basit bir önermede özne yükleme, yüklem de özneye işaret edebilir. Örneğin “Ankara, Türkiye’nin başkentidir” gibi bir önermede özne olan Ankara ile Türkiye’nin başkenti ifadelerini yer değiştirebiliriz.

Kaynakça

ed. A. Kadir çüçen, “Metafizik -Fichte-”, Bursa: Sentez Yay., 2019.

Arslan Topakkaya, “Fichte”, İstanbul: Say Yay., 2011.

Arslan Topakkaya, Fichte’nin “Bilim Öğretisi” Adlı Eserinde Varlık Açılımının Yöntemi Olarak Diyalektik, Kaygı.

Cemal Yıldırım, “Mantık”, İstanbul: Fol Yay., 2019.

E. Ali Kılıçaslan, Güçlü Ateşoğlu, “Fichte – Alman İdealizmi I”, Ankara: Doğu Batı Yay., 2021.

Fichte, “Science of Knowledge”, tran. A.E. Kroeger, London: Trübner and CO., Ludgate Hıll, 1889.

Leibniz, “Monadoloji”, çev. Lale Levin Basut, İstanbul: BilgeSu, 2021.

Paul Redding, “Kıta İdealizmi -Leibniz’den Nietszche’ye-”, çev. Kenan Mutluer, İstanbul: Say Yay., 2022.

Will Dudley, “Alman İdealizmini Anlamak”, çev. Abdurrahman Nur, İstanbul: Küre Yay., 2021.