Hegemon Güçlerin Afganistan İşgalleri Neden Başarısız Oldu?

Pakistan milli şairi Muhammed İkbal Afganistan için ‘Asya su ve topraktan bir bedense, Afganistan onun kalbidir’ demiştir. Gerçekten de Afganistan jeopolitik olarak bakıldığında Asya’nın merkezinde önemli bir konumda yer alır. Öyle ki konum olarak Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Pakistan gibi önemli Asya devletlerinin tam ortasında bulunur. Afganistan aynı zamanda bir geçiş güzergahıdır. Orta Asya’dan Hint Yarımadasına ulaşmak için Afganistan üzerinden geçilmesi gerekmektedir. Afganistan’ın bu önemli konumu geçmişten bugüne birçok devletin ilgisini çekmiştir.

Tarih boyunca birçok devlet tarafından işgallere uğramasına rağmen, hiçbir işgalci güç bu coğrafyayı tam olarak kontrol edememiştir. Bu sebeple Afganistan ‘imparatorluklarmezarlığı’ olarak anılmaktadır. Son 200 yılda bölge üç büyük devletin işgaline uğramıştır. Askeri güç olarak ezici üstünlüğe sahip olan İngiltere, Sovyetler Birliği ve ABD farklı dönemlerde bu coğrafyayı işgal etmiştir. Ancak bu devletlerin hepsi işgallerini sonlandırmak ve Afganistan’dan çekilmek zorunda kalmıştır. Peki işgalci güçler neden Afganistan’da başarısız oldu? Bu soruyu cevaplamadan önce İngiltere, Sovyetler Birliği ve ABD’nin Afganistan işgallerine değinmek istiyorum.

Afganistan, İngiltere için stratejik bir öneme sahipti. Hindistan Yarımadası İngiltere’nin sömürgesi altındaydı ve İngiltere, Hindistan’ı Orta Asya’da nüfuzunu arttıran Rusya’ya karşı korumak istiyordu. Hint Yarımadası ile Orta Asya arasında bulunan Afganistan bu sebeple ‘Büyük Oyun’ olarak adlandırılan Rus-İngiliz mücadelesinin tam ortasında yer almıştır.

19. yüzyıl boyunca İngilizler Afganistan’da nüfuzlarını arttırmak ve kendilerine yakın bir yönetimin iktidarda kalmasını istemiştir. Rusların İran’da faaliyetlerini arttırmaları İngilizleri telaşlandırmış, bunun üzerine İngiliz ordusu 1839 yılında Afganistan’ı işgal etmiştir. Böylece I. İngiliz-Afgan Savaşı başlamıştır. Büyük şehirleri ele geçiren İngilizler kırsal ve dağlık bölgelerde etkili olamamış, Afgan direnişi İngilizlerin geri çekilmesine sebep olmuştur.

Rusların Afganistan’daki nüfuzunu arttırması üzerine İngilizler bölgeyi tekrar işgal etmiş II. İngiliz-Afgan savaşı başlamıştır. Savaşta İngiltere başarılı olsa da Afganistan’ı terk etmiştir. 1919 yılında Afganistan Emiri Emanullah Han döneminde III. İngiliz-Afgan savaşı yaşanmış, savaşın ardından Afganistan bağımsızlığını kazanmıştır. Bağımsızlığın ardından 1979 Sovyetler Birliği işgaline kadar olan süreçte Afganistan görece istikrarlı bir dönem yaşamıştır.

1979 yılında Sovyetler Birliği ülkedeki sosyalist hükümeti korumak adına Afganistan’ı işgal etmiştir. Bu işgale karşı Mücahitler dokuz yıl sürecek bir gerilla savaşı başlatmıştır. Mücahitler, dağları işgalcilere karşı hem bir sığınak hem de bir saldırı aracı olarak kullanmıştır. Özellikle dar vadilerde Sovyet askerlerine ve onların ikmal hatlarına saldırılar düzenlemiştir.

Mücahitler ülkedeki kırsal kesimin büyük bir çoğunluğunu kontrol etmekteydi. Sovyet işgalciler ise sadece şehir merkezlerini ellerinde tutabiliyorlardı. İşgal dönemi boyunca Sovyetler Birliği Mücahitlere karşı ülkede kontrolü sağlayamamıştır. Uzayan işgal ve bitmeyen çatışmalar Sovyetler birliğinin mali olarak yükünü arttırmıştır. Aynı zamanda Sovyetler Birliği kendi içinde de siyasi sorunlar yaşamaya başlamıştır. On yıl kadar süren işgal döneminin ardından Sovyetler Birliği 1989 yılında Afganistan’dan çekilmek zorunda kalmıştır. Bu başarısız işgal ‘Sovyetlerin Vietnam’ı’ olarak anılmıştır.

Sovyet işgalinin sona ermesinin ardından Mücahitler ile hükümet arasında üç yıl sürecek bir iç savaş yaşandı. Mücahitlerin hükümeti devirmesinin ardından 1992 yılına Afganistan İslam Devleti kuruldu. Ancak Mücahit gruplar kendi içlerinde çatışmaya başladı. 1989 yılından 1997 yılına kadar süren bu iç savaşların ardından Taliban başkent Kabil’i alarak yönetimi ele geçirmiştir. Bu dönemde, Arap ülkelerinden Sovyetlere karşı savaşmak için Afganistan’a gelen savaşçılar burada El-Kaide’yi kurmuşlardır. El-Kaide birçok eğitim kampı kurarak Afganistan’ı merkez üs olarak kullanmış, Ortadoğu ve Afrika’da birçok saldırı düzenlemiştir.

Afganistan’da etkin olan El-Kaide’nin sonradan üstleneceği 11 Eylül terör saldırılarının ardından ABD Başkanı Bush ‘Terörle Savaş’ başlıklı bir askeri saldırı stratejisi başlatmıştır ve 2001 yılında Afganistan ABD liderliğindeki koalisyon güçleri tarafından işgal edilmiş, Kabil ele geçirilmiş ve Taliban yönetimine son verilmiştir. Ancak ne Taliban ne de El-Kaidetamamen bitirilebilmiştir.

Afganistan’ın şehir merkezlerinde işgal güçleri ve desteklediği merkezi hükümet hakimken, kırsal ve dağlık kesimde Taliban hakimiyetini sürdürmüş ve yıllar geçtikçe bu hakimiyetini genişletmeye başlamıştır. Sonunda 15 Ağustos 2021’de başkent Kabil Taliban’ın eline geçmiş ve ABD liderliğindeki koalisyon güçleri ile Taliban arasında süren yirmi yıllık savaş sona ermiştir. ABD ve koalisyon güçleri Afganistan’dan çekilmiş Taliban ülkeyi tamamen kontrol altına almış ve Afganistan İslam Emirliğini kurmuştur.

Kronolojik olarak incelediğimiz üç işgalin de başarısız olmasında birçok farklı etken vardır. Uluslararası sistemdeki değişiklikler, başka ülkelerin taraflara verdiği destekler, işgalcilerin iç siyasetinde yaşanan gelişmeler gibi faktörler etkili olmuştur. Ancak bu faktörler işgalden işgale değişiklik göstermiştir. Bu üç işgalin de başarısız olmasında etkili olan iki ortak etken Afganistan’ın coğrafi koşulları ve bu koşulların yetiştirdiği savaşçı Afgan halkıdır.

Afganistan, coğrafi olarak çeşitlidir ve yarı kurak bir iklime sahip bir dağlık ülkedir. Ülke toraklarının %75’i dağlıktır. Afganistan genel olarak yüksek zirvelere, sarp dikliklere, derin vadilere ve kurak çöllere sahiptir. Ülkenin güney-batısından başlayarak kuzey-doğu yönüne Çin’e kadar ulaşan Hindukuş Dağları ülkenin tam ortasında yer almaktadır ve adeta ülkeyi ikiye ayırmaktadır. Afganistan arazisinin ve ikliminin işgalciler ve işgalcilere karşı savaşan yerel Afgan direnişçiler açısından farklı etkileri, avantajları ve dezavantajları vardır. Afganistan arazisi ve iklimi işgalci kuvvetler için büyük bir dezavantajdır. Dağlık bölgelerde kontrol sağlamak her zaman için zor olmuştur. Afganistan tarihindeki işgallerde işgalciler genel olarak şehir merkezleri ve ilçeleri kontrol edebilirken kırsal ve dağlık bölgeleri kontrol etmekte oldukça zorlanmışlardır. Dağlara çekilen direniş gruplarını aramak ve etkisiz hale getirmek bunu şehirlerde ya da düzlük kırsal alanlarda yapmak kadar kolay değildir.

İşgalciler için bir diğer dezavantaj şehirler arasında kesintisiz bir ikmal hattı sağlayabilme zorluğudur. Afganistan şehirleri arasındaki yollar genellikle dağlık bölgeler ve geçitlerden geçmektedir. Bu yollar hem direniş gruplarının sabotajları hem de ağır kış şartlarında geçitlerin kar ya da heyelanlar sonucu kapanması sebebiyle bazen aylarca kapalı kalmaktadır. Bu durum da şehirler arasında ikmal sağlanamamakta ve şehirlerin direniş gruplarına karşı savunması zayıf kalmaktadır.

Dağlık bölgeleri kontrol etmeye çalışmak işgalci kuvvetler için oldukça zordur. Örneğin ABD işgali döneminde, sarp kayalık formasyonlar bu bölgeleri kontrol etmek isteyen ABD askerlerinin yürüyüşünü etkilemekte ve yavaşlatmaktadır. Hem sarp kayalar hem de hava koşulları yüksek noktalara helikopterler aracılığı ile ABD askerlerinin indirilmesini zorlaştırmaktadır. İklim koşulları yüksek teknolojiye sahip ABD ordusunun teknolojik üstünlüğünü kullanmasına izin vermemektedir.

Öte yandan arazi ve iklim Afgan direnişçiler için bazı olumsuz etkilere sebep olsa da genel olarak direnişçilerin işgalciler karşısında avantajını arttırmaktadır. Öncelikle Afgan toplumu yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşamaktadır. Dağlar ve sert iklim Afgan toplumu için günlük hayatın bir parçasıdır. Coğrafya ve iklim Afgan halkını şekillendirmiş ve kendine adapte etmiştir. Ek olarak Afgan halkının tarih boyunca kabile savaşları içerisinde olması ve birçok kez işgallere karşı savaşması Afgan halkını savaşçı bir kimliğe büründürmüştür. Bu sebeplerden dolayı araziyi kullanmasını bilen Afgan direnişçiler Afganistan’ın coğrafi özelliklerini işgalci güçlere karşı kullanmışlardır.

Dağlar ve coğrafya, işgalciler ve direnişçiler arasındaki güç ve teknoloji farkını direnişçiler lehine en aza indirmiştir. Direnişçiler dağları işgalcilere karşı bir silaha dönüştürmüştür. Bu sayede, tarihte birçok işgale uğrayan Afganistan, işgalcilerin bölgede tam kontrol sağlayamaması ve direnişçilerin araziyi kullanarak işgalci kuvvetleri yıpratması sayesinde uzun vadede direnişçilerin üstünlüğü ele geçirmeleri ile sonuçlanmış ve işgalci kuvvetler işgali sonlandırmak zorunda kalmıştır.

Talha Beşirik

Kaynakça

Behroz, A. (2020). Afganistan Siyasi Coğrafyası Ekseninde Tarih ve Toplum (Doctoral dissertation).

Gordillo, G. (2018). Terrain as insurgent weapon: An affective geometry of warfare in the mountains of Afghanistan. Political Geography, 64, 53-62.

Manchanda, N. (2019). The Graveyard of Empires: Haunting, Amnesia and Afghanistan’s Construction as a Burial Site. Middle East Critique, 28(3), 307-320.

Nazari, N. (2020). The role of geopolitical factors in regional and trans-regional powers in continuing Afghanistan crisis. Archives of Pharmacy Practice, 1, 83